Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2017/908 E. 2017/1503 K. 28.02.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/908
KARAR NO : 2017/1503
KARAR TARİHİ : 28.02.2017

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : TCK’nın 85/1. maddeleri gereğince mahkumiyet

Dairemizce verilen 14/03/2016 gün ve 2015/3992 Esas, 2016/3989 sayılı karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca “sanık …’un kazanın meydana geldiği işyerinin yanı sıra Uzunoğlu Metal ticari ünvanlı bir başka firmanın da sahibi olduğu, olay tarihinde kazanın meydana geldiği iş yerinde bulunmadığı, sanığın, ölen … ve kardeşleri … ve Mehmet Avşar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda işçiyi istihdam eden bir işveren olduğu, olayın meydana geldiği gün sanığın kollukta alınan ifadesinde sanığın ölenin mirasçılarıyla uzlaşmak istediğini açıkça beyan ettiği, buna mukabil ölenin mirasçılarının sanıkla uzlaşmak istemediklerini beyan ettikleri, olayın meydana geldiği 24/09/2013 tarihinden 15 gün sonra 08/10/2013 tarihinde sanık hakkında kamu davasının açıldığı, bu tarihten 4 gün sonra da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tazminat boyutunun yargılama dışı uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle çözülmesine imkan tanımadan, ölenin mirasçılarının vekili tarafından iş mahkemesine tazminat davası açıldığı, yargılamanın ilk celsesinde sanık müdafii “Bu işyeri ile ilgili sigorta poliçesi vardır. Müvekkilim bununla ilgili belgeleri karşı tarafa vermiştir. Zarar sigorta tarafından karşılanmayacak olursa veya sigorta tarafından karşılanan zararı aşan zarar olursa müvekkilim bunu gidermeye hazırdır olay nedeniyle pişmandır” şeklinde beyanda bulunduğu, sanığın mahkumiyetine dair 13/05/2014 tarihinde hüküm tesis edildikten sonra, 20/06/2015 tarihinde sanık, sanık müdafii, katılanlar vekil ve katılanların hazır bulunarak yaptıkları görüşmeyle kendi aralarında bir protokol hazırladıkları, bu protokol gereğince sanık tarafından 250.000,00 TL ödeme yapılması karşılığında katılanların hem ceza davası hem de Kayseri 4. İş Mahkemesi’nin 2013/460 Esas sayılı dosyası kapsamındaki haklarından ve şikayetlerinden vazgeçeceklerini beyan ve taahhüt ettikleri, ödemenin aynı gün sanık tarafından ifa edildiği, katılan vekilinin protokolden 3 gün sonra 23/06/2015 tarihinde Yargıtay 12. Ceza Dairesi’ne gönderilmek üzere Kayseri 2. Asliye Ceza Mahkemesine şikayetten vazgeçtiklerine dair dilekçelerini sunduğu ancak katılanlar vekilinin protokole aykırı olarak Kayseri 4. İş Mahkemesi’nde görülen davadan feragat etmediği, Kayseri 4. İş Mahkemesi’nin 2013/460 Esas-2015/304 Karar sayılı kararıyla hükmedilen 164.512,50 (faiz hariç) TL tazminat nedeniyle de sanık ve sigorta şirketi aleyhine 23/10/2015 tarihinde icra takibi başlattığı, sanık müdafinin katılan tarafla yaşanan bu tazmin sürecine ilişkin beyanlarını 23/06/2015 tarihli ve 11/11/2015 tarihli 2 ayrı dilekçesiyle temyiz incelemesini yapacak olan Yargıtay 12. Ceza Dairesine bildirdiği, dilekçe ekinde taraflar arasında düzenlenen protokol, Kayseri İş Mahkemesi yukarıda zikredilen kararı ve Kayseri 1. İcra Müdürlüğü’nün 201/18374 sayılı takip dosyası belgelerini gönderdiği anlaşılmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere sanığın kazanın meydana geldiği ilk günden itibaren ölenin mirasçılarının zararlarını gidermek konusunda istekli olmasına rağmen katılan tarafın uzlaşmaz ve tutarsız bir tutum içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Taksirle ölüme neden olma suçlarında Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin bir çok kararında sanık olayda asli kusurlu dahi olsa şartları varsa TCK’nın 50/4 maddesine göre adli para cezasına çevrilebileceğini kabul etmiştir. Özel Daire tarafından bu değerlendirme yapılırken de sanığın katılanların zararlarını gidermesi olumlu bir husus olarak kabul edilmektedir. Somut durumda yargılama aşamasında sanık tarafından katılanın zararları ödenmek istenmiş bu irade ortaya koyulmuş ise de, katılan taraf anlaşmaya yanaşmamıştır. Temyiz aşamasında ise taraflar anlaşmış bilirkişi tarafından hesaplanan tazminat tutarından çok daha fazlası katılan tarafa ödenmiş ise de katılan taraf protokole uymayıp Kayseri İş Mahkemesinde görülen davayı devam ettirmiş yargılama sonucu verilen kararı sanık aleyhine icraya koymuştur.
Mahkemelerin 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılmasının gerektiği Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin bir çok kararında ısrarla vurgulanmıştır.
Yapılan bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, sanığın iyiniyetli olduğu, mahkemenin kabulünün aksine olumsuz bir kişilik özelliğinin bulunmadığı, ekonomik durumunun tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi halinde ödemeye yetecek durumda olduğu, sanığın sabıkasız oluşu, aynı aileden ölenle birlikte toplam 3 kişinin yanı sıra çok sayıda insanı istihdam eden bir kişi olarak sosyal durumunun netice olarak adli para cezasıyla cezalandırılmasıyla daha uyumlu olacağı açıkça görülmektedir.
Öte yandan mahkemenin yaptığı keşif sırasında kazaya neden olan kapının aynı yerde tamir edilmemiş vaziyette bulunması sanığa atfedilen olumsuz bir tutum olarak değerlendirilmiş ise de, 07/03/2014 tarihinde icra edilen keşiften 37 gün önce, 29/01/2014 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri tarafından yapılan inceleme sonucu, kazanın meydana geldiği birimde boya işleminin yapılmadığı, boyahane bölümünün gayri faal olduğunun tespit edilip tutanak altına alındığı, sanığın kapının eski yerinde bulunmasını temyiz dilekçesinde “delillerin karartılmasına engel olmak keşif sırasında durumu mahkemenin görmesini sağlamak” gerekçeleriyle izah ettiği, kısacası suçun işlenmesinde sanık bakımından olumsuz bir durumun mevcut olmadığı, mahkemenin sanık lehine TCK’nın 50/4,1- maddesini hükümlerini uygulamama gerekçesinin dosya kapsamıyla bağdaşmadığı anlaşılmıştır.
Özel Dairenin bir çok kararında olduğu gibi sanık müdafii tarafından dosya arasına sunulan emsal nitelikteki Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 03/11/2015 gün 2015/14057Esas-2015/16553 Karar sayılı, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 14/01/2014 gün 2013/6715 Esas-2014/332 Karar, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 02/04/2015 gün 2015/1049 Esas-2015/5675 gideriminin diğer şartları da varsa TCK’nın 50/4,1-a maddesi yönünden yeniden mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.
İtiraz konusu dosyada temyiz aşamasında düzenlenen protokol ve yapılan ödeme ile sanık hakkından anılan maddelerin uygulanmamasında dayanılan gerekçelerin yerel mahkeme tarafından yeniden denetime olanak verecek şekilde değerlendirilmesi buna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini için mahkumiyet hükmünün bozulması gerektiği anlaşılmaktadır.
Somut dosyada temyiz aşamasında sağlanan anlaşma sanık müdafi tarafından 2 ayrı dilekçe ile mahkemesi aracılığıyla Yargıtay 12. Ceza Dairesi’ne bildirildiği gibi katılanlar vekilinin şikayetten vazgeçme dilekçesi de mahkemesi aracılığıyla özel daireye gönderilmiştir. Ancak gönderilen söz konusu belge ve dilekçeler Özel Dairenin dikkatinden kaçmıştır. Bu sebeple şikayetten vazgeçen katılanların bu sıfatlarının kalmadığı fark edilmemiş temyiz incelemesi sırasında katılanların temyiz itirazları da incelenmiştir.

Bununla birilikte temyiz aşamasında şikayetten vazgeçmenin katılan sıfatını düşüreceği, mahkeme kararıyla kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine takdir edilen vekalet ücretinin hükümden çıkartılması ve bu bakımdan başka bozma sebebi yoksa hükmün düzeltilerek onanması gerektiğine ilişkin özel dairenin 09/07/2013 gün ve 2012/28784 Esas-2013/18777 Karar, 07/07/2014 gün ve 2013/7648 Esas- 2014/16707 Karar, 03/10/2012 gün ve 2012/795 Esas-2012/20535 Karar sayılı emsal kararların aksine, katılan lehine takdir edilen vekalet ücretinin hükümden çıkarılmasına ilişkin bir karar da tesis edilmemiştir.” gerekçesiyle itiraz edilmekle, 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesine 02/07/2012 gün ve 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile eklenen 3. fıkra uyarınca itiraz konusu değerlendirildi;
Gereği düşünüldü:
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Dairemizin 14/03/2016 gün ve 2015/3992 Esas, 2016/3989 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Kayseri 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13/05/2014 tarih ve 2013/715 Esas 2014/280 Karar sayılı hükmüne yönelik sanık müdafii ve katılanlar vekilinin temyiz itirazının incelenmesinde;
1- Katılanlar vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Katılanlar vekilinin hükmü temyiz etmesinden sonra, 20.06.2015 tarihli protokol ve 23.06.2015 tarihli dilekçe ile sanıklar hakkındaki şikayetinden vazgeçmiş olması nedeniyle katılma kararının hükümsüz kaldığı, katılanlar vekilinin katılan sıfatını kaybetmesi nedeniyle hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, hükümlere yönelik temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2- Sanık … müdafiinin temyiz isteminin incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafinin kusura, ceza miktarına ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Bilinçli taksirin koşullarının bulunmadığı somut olayda, TCK’nın 50/4. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 50/1-a maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık ve suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerektiği gözetilmeden, karşı tarafın zararını gideren, dosya içeriğindeki delillere göre olumsuz bir kişiliği belirlenemeyen sabıkasız sanık hakkında, “uzun süreli hapis cezasının sanığın kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre TCK’nın 50. maddesinde düzenlenen seçenek yaptırımlara çevrilmesine takdiren yer olmadığına” şeklindeki, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanık hakkında hükmolunan 3 yıl hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine karar verilmesi,
2-Hükümden sonra, vekaletnamesinde vazgeçmeye dair yetki bulunan katılanlar vekilinin 23.06.2015 tarihli dilekçe ile vekil edenler adına şikayetten vazgeçtiği anlaşılmakla, CMK’nın 243. maddesi gereğince katılma kararı hükümsüz kaldığından, katılanlar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinin gözetilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 28/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.