Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/20824 E. 2016/15584 K. 29.06.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20824
KARAR NO : 2016/15584
KARAR TARİHİ : 29.06.2016

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı vekili, davalılardan şirket zararının tazminine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, Davacı vekili dava dilekçesinde Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun 1998 yılı raporunda 1992 yılından kaynaklanan 425.543 Fransız Frangı tutarındaki alacağın doğması ve tahsil edilmesinde sorunlara yol açan personelin sorumluluğu nedeniyle teftiş kurulunca yapılan soruşturma sonunda dönemin … Seyahat Acentesi Müdürü …, … ve Mali Analiz Şefi …’den tahsili yönünde karar verildiğini, bu nedenle …’un 425.543 Fransız Frangının tamamından (bu miktardan 189.636 F.F … ile birlikte, 235.907 Fransız Frangından … ile birlikte sorumlu olmak üzere) davalılardan alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı … vekili, müvekkilinin davacı şirkette bulunmadığı, ayrıldığı tarihlerde anılan şirkete hizmet verilip parası alınmayarak kurum zararının arttığını, müvekkilinin sorumlu olamayacağını, dava konusu sözleşmedeki imzanın usulü mahiyette olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, davacının zararı da, faili de 1994 yılında öğrendiğini Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi gereği bir yıllık zaman aşımı süresinin geçtiğini, müvekkilinin sözleşmeyi mali analiz şefi olarak imzaladığını, sorumluluğun kendisinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı …’a davaya cevap dilekçesi vermemiş, bilahare verdiği dilekçede, davalı …’ye yapılan tebligatların geçersiz olduğunu, taleplerin davacının ve acentenin statüsü, yetkileri, yükümlülükleri hakkındaki mevzuata, karar almaya ve yerine getirmeye ilişkin fiili uygulamaya aykırı olduğunu, müvekkiline sorumluluk yüklenemeyeceğini, zamanaşımı gerçekleştiğini, faiz talebinin isabetsiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, Dairemizin 2013/10230 Esas sayılı bozma ilamına uyulduğu, davacı … Holding A.Ş. Genel Müdürlüğünün 12/06/2014 tarihli yazı cevabında davaya ilişkin bilgi ve belgelerin 45 koli içerisinde bulunmakla birlikte Holding uhdesinde olup T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü depolarında muhafaza altına alınan arşivlik malzemeler arasında envanter kayıtlarında bulunabilecek bilgi ve belgelerin ayıklama işleminin uzun süreli arama ve tarama çalışması gerektirdiği ve masraflı olacağından tayin edilecek bilirkişi marifetiyle mahallinde kayıt altına alınarak tespit edilmesi gerektiği bilgisi üzerine dava niteliği de dikkate alınarak uzman bilirkişi kurulu tayin edilerek ve kayıtlarda inceleme yetkisi verilerek … Nöbetçi İş Mahkemesi’ne talimat yazıldığı, talimat Mahkemesi tarafından … Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. …, … Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. … ve Mali Müşavir …’dan oluşan bilirkişi kurulu marifetiyle yapılan inceleme sonucunda 29/07/2015 tarihli müşterek rapor düzenlendiği, raporda sonuç olarak; ” Yukarıda yapılan inceleme değerlendirmeler sonucunda;-Davaya konu sözleşmelerin yapıldığı tarihlerde davacı …nin 233 sayılı ve 399 sayılı KHK hükümlerine tabi olduğu; -233 sayılı KHK’nın 4. maddesi ve 399 sayılı KHK’nın 11.maddesine göre, bu KHK’larda hüküm bulunmayan hallerde, bir anonim şirket olması sebebiyle davacı şirket hakkında 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri öncelikle uygulanması gerektiği;-TTK 309/4’te düzenlenen gerek 2 gerekse 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu;-Dava konusu davacı şirketin alacağının tahsili konusunda dava dışı yabancı şirketlerden alacağın tahsili hususunda herhangi takip yapılmaması ve hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle davacı şirket bakımından zarar şartının gerçekleşmediği;-Zarar şartının gerçekleşmemesi sebebiyle yabancı şirket borçları sebebiyle davalıların sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı görüş ve kanaatine varılmıştır. ” şeklinde mütalaa olunduğu, raporun Mahkeme tarafından benimsendiği, her ne kadar davacı şirket vekili tarafından davalıların görev ve sorumlulukları sırasında eylemleri nedeni ile şirketi zarara uğrattıkları ve şirketin zararının davalılardan tazmini talep edilmiş ise de; safhat geçiren yargılamada talimat mahkemesince alınan 29/07/2015 tarihli son bilirkişi kurulunun değerlendirmeleri sonucunda benimsenen rapor doğrultusunda 2 yıllık ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolduğu, davacı şirketin alacağının tahsili konusunda dava dışı yabancı şirketlerden alacağın tahsili hususunda herhangi bir takip yapılmaması ve hukuk yollarının tüketilmemesi sebebi ile zarar şartının gerçekleşmediğinden davalıların sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı kanaatine varıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
D)Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:
1-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5 inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28 inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zaman aşımına tabidir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK.’un 147. Maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. Maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanununun 117 inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için” zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).
6098 Sayılı TBK 154. Maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, “Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.” kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)
Türk Borçlar Kanununun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta, davaya konu zarar talebi, işçinin sözleşmeye aykırılığı ve haksız fiil iddialarına dayanmaktadır. Bu nedenle davaya konu talep 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup davanın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen 2 yıllık ve 5 yıllık zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi hatalıdır.
Diğer yandan, dosya, eldeki iş bu bozmadan önce 4 kere bozma geçirmiştir. Bu bozma kararlarından ilki görevli Mahkeme açısından olup, takip eden 3 adet bozma, özetle, bilirkişi raporlarının yetersizliği, davalıların sorumluluklarının gereği gibi irdelenmediği noktasında toplnmaktadır. Eldeki bozmadan önceki bozma olan Dairemizin 2013/10230 Esas sayılı kararında, gerekçe; “Mahkemece dairemizin bozma ilamı üzerine alınan raporun daha önce müfettişçe düzenlenen 31.01.2001 tarihli raporla aynı olduğu görülmüştür. Dairemiz bozma ilamında açıklanan hususlarda ayrıntılı rapor alınarak davalıların varsa sorumluluklarının belirlenmesi gerekmektedir. Bozma ilamına uygun olmayan bilirkişi raporuna itibarla kurulan hüküm hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde açıklanmıştır.
Dairemizin 2013/10230 Esas sayılı bozma ilamından sonra da bozma ilamının gereği bilirkişi raporunda yerine getirilmemiş, bu bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporunda davalıların kusurlarının incelenmediği belirtilmiştir.
Tarafların iddia ve savunmaları, dosyadaki davacıdan temin edilen yazışmalar, yazılar, soruşturma/teftiş raporları, ve sair bilgi, belge ve deliller, gerekirse davacının kayıtları üzerinde yeniden inceleme yapılarak irdelenmeli, bu şekilde tarafların tüm iddia ve savunmaları denetime elverişli şekilde gerekçelendirilerek karşılanmalı, tüm bunlar kapsamında işin işin esasına ilişkin önceki 3 adet bozmaların gereği de teker teker yerine getirilmelidir. Yine bu kapsamda, dosyada mevcut bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmelidir.
Açıklanan hususların karşılanması için, ehil bilirkişilerden oluşan bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonuca gidilmelidir.
2-Dava tarihinin 08/06/2001 olmasına rağmen gerekçeli karar başlığında 19/06/2006 olarak yazılması da hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F)Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.