YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/102
KARAR NO : 2017/4380
KARAR TARİHİ : 25.05.2017
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
Hüküm : 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a-c maddesi uyarınca Beraat
Urla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/12/2014 tarih, 2014/244 – 2014/431 sayılı direnme kararı, 6763 sayılı Kanunun 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından Dairemize gönderilmekle, dosya yeniden incelenerek gereği düşünüldü:
Dairemizin 10/06/2014 tarih, 2013/11894 Esas, 2014/14223 Karar sayılı bozma ilamı sonrası verilen inceleme konusu hükmün, ilk hükümde yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile verilmiş yeni hüküm olduğu ve direnme kararı niteliği taşımadığı kabul edilerek yapılan incelemede;
2863 sayılı Kanunun “İzinsiz müdahale ve kullanma yasağı” başlıklı 9. maddesinde, “Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşai ve fiziki müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşai ve fiziki müdahale sayılır” düzenlemesinin yer aldığı, Anayasa Mahkemesinin 13/10/2012 tarih ve 28440 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 11/04/2012 tarih ve 2011/18 Esas, 2012/53 sayılı kararı ile, sözü edilen düzenlemenin, Anayasanın mülkiyet hakkına ilişkin 35. maddesine ve temel haklara getirilen sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması ve hakkın özüne dokunmaması gerekliliğine ilişkin 13. maddesine aykırı olmadığına ve iptali isteminin reddine hükmedildiği;
Dolayısıyla, Yüksek Mahkemece “mülkiyet hakkı ihlali” iddiasının kabul edilmediği, ancak, hukuk devletinin temel ilkelerinden olan “belirlilik ilkesi” ne göre, kişilerin maliki bulundukları taşınmazların korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı niteliğiyle tescilli olduğunu ya da sit alanı içerisinde kaldığını öğrenmeleri gerektiği hususunun vurgulandığı, iptal hükmündeki gerekçeler doğrultusunda, 2863 sayılı Kanunun “tespit ve tescil” başlıklı 7. maddesinin 6498 sayılı Kanun ile değiştirildiği, buna göre, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin tescil kararlarının, 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca maliklere tebliğ edilmesi; sit alanlarının, tabiat varlıklarının ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin tescil kararlarının da Resmî Gazete’de yayımlanmakla birlikte, Bakanlığın internet sayfasında bir ay süreyle duyurulması gerektiği; belirtilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından ise, tescil tarihi itibariyle yürürlükte olan mevzuata göre, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılacağı;
Diğer yandan, arkeolojik sit alanlarında yapılabilecek ve yapılamayacak fiillerin, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 658 sayılı Arkeolojik Sitler Koruma ve Kullanma Koşulları hakkındaki ilke kararında tek tek sayıldığı, sözü edilen ilke kararının (1) numaralı bendinde 1. derece arkeolojik sit alanlarının, “korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanları” olarak tanımlandığı;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulunun 26/04/1984 tarih ve 242 sayılı, İzmir I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 07/03/1995 tarih, 5761 sayılı ve 06/10/1995 tarih, 5931 sayılı kararları ile tescil edilip, aynı kurulun 05/07/1996 tarih ve 6121 sayılı kararı ile tescilinin devamına karar verilen 1. derece arkeolojik sit alanı içerisindeki tapulu taşınmazı üzerine ağaç diktiği, olay yeri keşfinden sonra ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen 24/08/2011 tarihli raporda, 1. derece arkeolojik sit alanında yer alan suça konu taşınmaz üzerinde 5-6 yaşlarında 7 adet zeytin, 6 adet narenciye, 1 adet nar, 2 adet incir ve 2 adet dut ağacı bulunduğunun, ağaçların tamamının bakımlı, gelişmeleri ile verimlerinin de iyi düzeyde olduğunun, tel çit boyunca düzenli aralıklarla 8 yaşlarında 165 adet asma, 5-6 yaşlarında 56 adet ve 3 yaşlarında 43 adet kavak ile yeşil duvar oluşturulduğunun belirtildiği, bölgenin arkeolojik sit alanı olarak tesciline dair 26/04/1984 tarih ve 242 sayılı kurul kararı, 19/09/1984 tarih ve 18520 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı gibi, mahkemece de sanığın bölgenin niteliğini bildiği veya en azından bilmesi gerektiği kabul edilerek, atılı suçun manevi unsuru bakımından Dairemizin 10/06/2014 tarih, 2013/11894 Esas, 2014/14223 Karar sayılı bozma ilamı ile aynı yönde kanaate varıldığı anlaşılmakla; maddi ve manevi unsurları itibariyle oluşan atılı suçtan, 2863 sayılı Kanunun 65/1. maddesi uyarınca sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına yönelik hatalı değerlendirme ile beraatine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 25/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.