YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/5726
KARAR NO : 2017/4976
KARAR TARİHİ : 09.03.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili,davalı işverenin … tesislerinde 09.05.2009 tarihinde işe başladığını, 09.02.2012 tarihinde işine son verildiğini, son maaşının 840,00 TL olduğunu, 12-24 esasında çalıştıklarını, dini ve resmi bayramlarda da aynı şekilde çalıştıklarını, asıl işi yanında işlerde yaptığını, kışın işlerin azalması sebebiyle istifa ve ibra dilekçeleri imzalatılarak iş sözleşmesine son verildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının savunmasında eylemini ikrar ettiğini, fazla mesai yapmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, her ne kadar davacının kendi işini kurmak maksadı ile işten ayrıldığı beyan ediliyor olsa da davacının işten kendi isteği ile ayrıldığı ve kendi işini çıktıktan sonra kurduğu yönünde bir delil bulunmadığı, tanık beyanlarına göre davalının işe başlamadan önce işe başladıktan sonra istifa ve ibra dilekçeleri aldığı, bunu işte tekrar alma ve işe başta almama baskısı ile davacıların imzalamak zorundu kaldığı,bu sebeple davalının feshinin haksız olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-İş sözleşmesinin hak düşürücü süre içinde feshedilip feshedilmediği hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İşçi veya işveren bakımından haklı fesih nedenlerinin ortaya çıkması halinde, iş sözleşmesinin diğer tarafının sözleşmeyi haklı sebeple fesih yetkisinin kullanılma süresi sınırsız değildir. Bu bakımdan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 26. maddesinde, fesih sebebnin öğrenildiği tarih ile olayın gerçekleştiği tarih başlangıç esas alınmak üzere iki ayrı süre öngörülmüştür. Bu süreler içinde fesih yoluna gitmeyen işçi ya da işverenin feshi, haklı bir feshin sonuçlarını doğurmaz. Bu süre, feshe neden olan olayın diğer tarafça öğretilmesinden itibaren altı işgünü ve herhalde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl olarak belirlenmiştir.
4857 sayılı Kanun’da, işçinin maddî çıkar sağlamış olması halinde bir yıllık sürenin işlemeyeceği öngörülmüştür. O halde, haklı feshe neden olan olayda işçinin maddî bir menfaati olmuşsa, altı işgününe riayet etmek koşuluyla olayın üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin işverenin haklı fesih imkânı vardır.
Altı iş günlük süre işçi ya da işverenin haklı feshe neden olan olayı öğrendiği günden itibaren işlemeye başlar. Olayı öğrenme günü hesaba katılmaksızın, takip eden iş günleri sayılarak altıncı günün bitiminde haklı fesih yetkisi sona erer.
İşverenin tüzel kişi olması durumunda altı işgünlük süre feshe yetkili merciin öğrendiği günden başlar. Bu konuda müfettiş soruşturması yapılması, olayın disiplin kurulunca görüşülmesi süreyi başlatmaz. Olayın feshe yetkili kişi ya da kurula intikal ettirildiği gün altı iş günlük sürenin başlangıcını oluşturur. Bir yıllık süre ise her durumda olayın gerçekleştiği günden başlar.
Haklı fesih sebebinin devamlı olması durumunda hak düşürücü süre işlemez Yine işyerinde işi yavaşlatma ve üretimi düşürme eyleminin süreklilik göstermesi durumunda, altı iş günlük süre eylemin bittiği tarihten başlar.
İşçinin ücretinin ödenmemesi temadi eden bir durum olmakla birlikte fesih hakkı ödemenin yapıldığı ana kadar kullanılabilir. Aksi halde Kanun’un 24/II-e maddesinde öngörülen neden ortadan kalkmış olur. Fesih iradesinin altı iş günü içinde açıklanması yeterli olup, bu süre içinde tebligatın muhatabına ulaşmış olması şart değildir.
4857 sayılı Kanun’un 26. maddesinde öngörülen altı iş günlük ve bir yıllık süreler ayrı ayrı hak düşürücü niteliktedir. Bir başka anlatımla fesih hakkının öğrenmeden itibaren altı iş günü ve olayın gerçekleşmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılması şarttır. Sürelerden birinin dahi geçmiş olması haklı fesih imkânını ortadan kaldırır. Hak düşürücü sürenin niteliğinden dolayı taraflar ileri sürmese dahi, hâkim resen dikkate almak zorundadır.
Bu maddede belirtilen süreler geçtikten sonra bildirimsiz fesih hakkını kullanan taraf, haksız olarak sözleşmeyi bozmuş sayılacağından ihbar tazminatı ile şartları oluşmuşsa kıdem tazminatından sorumlu olur.
Yukarıda değinilen altı iş günlük ve bir yıllık hak düşürücü süreler, işçi açısından 24/II madde, işveren açısından ise 25/II maddede belirtilen sebeplere dayanan fesihler yönünden aranmalıdır. Bu itibarla, geçerli nedene dayanan fesih durumlarında, 26. maddede öngörülen hak düşürücü süreler işlemez.
Öncelikle mahkemenin feshe ilişkin gerekçe kısmının dava dosyası ile ilgili olmadığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davalı taraf davacının iş sözleşmesinin müşteriye ait akaryakıtlardan kazanılan puanları yasak olmasına rağmen kendi hanesine yazdırması nedeniyle haklı nedenle feshettiklerini beyan etmiştir.Ancak feshe yetkili makamın fesih sebebi yapılan olayı öğrendiği tarih dosya kapsamından anlaşılamadığından, haklı fesihte altı işgünlük sürenin geçirilip geçirilmediği de denetlenememektedir. Bu sebeple, davalı işveren işyerinde feshe yetkili makam belirlendikten sonra feshe yetkili makamın fesih sebebi yapılan olayı öğrenme zamanı tespit edilmeli ve fesih yetkisini altı işgünlük sürede kullanıp kullanmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu araştırma neticesinde feshin altı günlük hakdüşürücü sürede yapıldığının tespit edilmesi durumunda, tüm dosya kapsamı, davacının savunması, davalı tanık beyanı dikkate alındığında davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin kabulü gereklidir. Eğer davalı işverence iş sözleşmesinin altı günlük hakdüşürücü sürede feshedilmediğinin tespiti halinde iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiği değerlendirilmelidir. Eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasındaki bir diğer uyuşmazlık konusu davacı işçinin fazla mesai yapıp yapmadığı noktasındadır.
Somut olayda, davacının fazla çalışma talebi tanık anlatımı ve dosya kapsamına göre hesaplanıp hüküm altına alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının 12 saat çalışıp 24 saat dinlendiğini, haftada 4 gün 24 saat dinlendiğini, buna göre haftalık 96 saat dinlendiğini, geri kalan 72 saatte onikişer saatten çalıştığından, haftalık onsekiz saat fazla mesai yaptığı kabul edilmişse de; hesaplamanın davacının çalışma şekli ile örtüşmediği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre; davacının oniki saat çalışma ve yirmidört saat dinlenme esasına göre çalıştığı, bu şekilde iki hafta boyunca haftada beş gün oniki saat, üçüncü hafta ise dört gün oniki saat çalışma yaptığı, üç haftalık bu süreçte geceye denk gelen yedi günlük çalışma bulunduğu, davacının oniki saatlik çalışmasından kanuni 1,5 saat ara dinlenmesinin düşülmesi ile gece çalışmasına denk gelen çalışma günleri için günde üç saat ve üç haftalık periyotta yirmibir saat gece çalışmasında kaynaklanan fazla çalışma yaptığı sonucuna ulaşılmaktadır. Davacının gece çalışmasından kaynaklı fazla çalışma alacağı belirtilen şekilde hesaplanıp hüküm altına alınmalıdır. Yanılgılı bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.