Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/9709 E. 2014/18811 K. 02.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/9709
KARAR NO : 2014/18811
KARAR TARİHİ : 02.12.2014

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.02.2012 gün ve 2010/244-2012/14 sayılı kararı bozan Daire’nin 28.02.2014 gün ve 2014/2719-2014/3783 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, … A.Ş’nin davacı, müvekkili …A.Ş’nin davalı olduğu…1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/437 esas, 2008/448 karar sayılı ilamı ile 6.479.527,27 TL’nin davalı müvekkilden tahsili ile davacı …ye faizi ile ödenmesine karar verilmesi üzerine, davacı konumundaki … A.Ş tarafından temerrüt tarihlerinin açıkça yazılmadığından bahisle tavzih talebinde bulunulduğunu, mahkemece tavzih talebini kabul ederek 09.03.2009 tarihli karar ile anılan meblağın temerrüt tarihlerinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verildiğini, müvekkilin anılan miktarı ayrıca bir faiz yükü altına girmeden ödemek istediği için davalıya 18.03.2009 tarihinde ihtarname göndererek hüküm ve tavzihe ilişkin temyiz/itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla anılan ilam ile hüküm altına alınan anapara, ödeme tarihine kadar işleyecek faiz, ilam vekâlet ücreti ve yargılama masraflarını ödemeyi, bunun için banka hesap numarası bildirmesini ihtar ettiğini, ihtarnamenin 19.03.2009 tarihinde davalıya tebliğine rağmen 20.03.2009 günü icra takibi başlattığını, müvekkilinin anılan takip sebebiyle dayanak ilamda hükmedilenler dışında ayrıca icra vekâlet ücreti, icra masrafları ve tahsil harcı ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin ihtarnamesinin BK’nun 90. maddesine uygun kayıtsız ve koşulsuz ödeme teklifi olduğunu, söz konusu borcun miktarı ve yasal düzenlemeler gereği PTT ile konutta ödemeli olarak gönderilemeyeceğini, alacaklı temerrüdü koşulları oluşmadığı için tevdi mahalli tayini yoluna da başvuramayacağını, davalı …nin eyleminin MK’nun 2. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, 417.010,59 TL tahsil harcı, 58.650,00 TL icra vekâlet ücreti ve 22,00 TL icra masrafı olmak üzere toplam 475.682,59 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin yasal haklarını kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre,…1 Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/437 esas sayılı dosyasının 25.11.2008 tarihinde karara bağlandığı, davacının ise davalıya 18.03.2009 tarihinde ihtarname göndererek banka hesap numarası bildirmesini istediği, para borcuna ilişkin ilamların her zaman icraya konulmasının mümkün olduğu, davalı hak sahibinin ilamı icraya koymak ya da banka hesap numarası vererek ödeme ihtarında bulunmak hakkı olduğu, davalının mahkeme hükmüne dayalı alacağını takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, ayrıca kötüniyetle hareket ettiği iddiasının da ispatlanamadığı, davacının zarar olarak belirttiği kalemlerden birinin devlete ödenen tahsil harcı olduğu, diğerinin ise icraya ilişkin vekalet ücreti olduğu, fazladan ödendiği iddia edilen kalemlerin hepsinin yasal dayanakları olan ve yasadan doğan tahsilatlar olduğu, davalının para borcuna ilişkin ilamı icra koymamak gibi bir zorunluluğu bulunmadığı, davalının hesap numarası bildirmediği kabul edilse dahi tevdii mahalli tayini yoluna gidilebileceği, iddia edilen zararın davalının eyleminden kaynaklandığının ispatlanamadığı ve yasal bir hakkın kullanılması olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair tesis edilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce ilamda belirtilen nedenlerle bozulmuştur.
Davalı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 52,40 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 02.12.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, sonuç itibariyle, hukuka aykırı fiil nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine yönelik bir tazminat davası niteliğindedir. Dava dilekçesinde, davalının hukuka aykırı fiili, ilama dayalı alacağının MK’nın 2. maddesi hilafına icra takibine konu edilmesi olarak açıklanmıştır. Dava dosyası kapsamı itibariyle davalının,…1. Ticaret Mahkemesi tarafından davacı hakkında verilen henüz kesinleşmemiş ilamı, ilamlara mahsus icra takibine konu ettiği, davacının icra takibinden hemen önce yapmış olduğu ödeme teklifinin ise davalı tarafından kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece davanın reddine dair verilen karar Dairemizce bozulmuş, bozma ilamında, davalının, davacı yanın söz konusu teklifini kabul etmeyerek icra takibine girişmiş olması MK’nın 2. maddesine aykırı bir davranış olarak nitelendirilmiştir.
Gerçekten de, Medeni Kanunumuz madde 2/1’de herkesin haklarını kullanırken veya borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymasını emretmiş, aynı maddenin 2. fıkrası da bunun yaptırımını koymuştur. MK. m. 2/II’ye göre “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”. Pek tabiidir ki, bir hakkın kullanılması başkalarının menfaatlerini zarara uğratınca hemen “bu hak kötüye kullanılıyor” demek doğru olmaz; çünkü bir hakkın kullanılması çoğu kez başka bir kimsenin menfaatine dokunabilir. Öyleyse, bir hak ne zaman kötüye kullanılmış sayılacaktır? Doktrin ve uygulamada genel kabul gördüğü üzere, bir hakkın kötüye kullanılması demek, o hakkın dürüstlük kurallarına apaçık (aşikar) derecede aykırı surette ve özellikle amacı dışında kullanılmış ve bundan da başkalarının zarar görmüş olmaları demektir.
Bilindiği gibi, ilama dayalı bir para alacağının tahsili, İİK’nın 32. maddesine dayalı olarak yapılacak bir takip ile de mümkündür. Takibe geçilmesi için ilamın kesinleşmesi gerekmemektedir. Bu yol, ilam alacaklısına tanınmış yasal bir haktır ve o halde eldeki davanın çözümü bakımından bu hakkın davalı yanca kullanılmış olmasının açık bir şekilde dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığının belirlenmesi gerekecektir.
Bu durumda, davacı yanın, ilamlı icra takibine girişilmeden hemen önce davalı yana göndermiş olduğu ödeme teklifinin hukuksal niteliği üzerinde öncelikle durulmalıdır. Davacı yan vekili, dava dilekçesinde, söz konusu ödeme teklifinin 818 sayılı BK’nın 90. madddesi dairesinde kayıtsız-koşulsuz bir ödeme teklifi olduğundan söz etmiş ise de, gönderilen ihtarnamede her türlü tavzih ve temyiz haklarını saklı tutmuş olmakla, gönderilen ihtarın kayıtsız ve koşulsuz olduğundan, giderek açık bir ödeme taahhüdü niteliğinde olup alacaklıyı temerrüde düşürdüğünden söz edilemez. Nitekim, dava dilekçesinde ilam alacaklısı davalının temerrüde düşmediği ve bu nedenle de ilamda hükmedilen tutar için tevdi mahalli tayini cihetine gidilemediği beyan ve ikrar edilmektedir.
Öte yandan, davacı yanın göndermiş olduğu ihtarın, henüz kesin hükme bağlanmamış bir davaya ilişkin sulh teklifi olarak değerlendirilmesi halinde ise, yerel mahkemece karar verilene değin davanın sulh ile sonuçlanması için herhangi bir girişimde bulunduğuna dair bir işaret olmayan davacı yanın, karar verildikten 7 ay sonra, bizatihi dava dilekçesinde beyan ve ikrar edildiği üzere ilamın takibe konulmasını engellemeye matuf olarak yaptığı koşullu ödeme teklifini kabul etmeye zorlayan bir yasal gereklilik mevcut değildir.
Keza, ilam alacaklısı olan davalı yanın, o davadaki vekilinin, ilamın icraya konulmasında Avukatlık Kanunu’na aykırı bir hareketinin varlığından söz edilemeyeceği gibi, davacının bu yolda bir girişimde bulunduğuna dair dosyada herhangi bir işaret de bulunmamaktadır.
Tüm bu haller birlikte düşünülüp değerlendirildiğinde, davalı yanın, kendisine yasa ile tanınan bir hakkı aşikar bir biçimde dürüstlük kuralına aykırı ve kötüniyetli olarak kullandığı kabul edilemez. Bu itibarla, aynı hususlara değinen yerel mahkeme kararının isabetli olduğu kanısında bulunduğumdan, davalı yanın karar düzeltme isteminin kabulü ile mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle, karar düzeltme isteminin reddine dair çoğunluk görüşüne katılamıyorum.