YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/6149
KARAR NO : 2017/5504
KARAR TARİHİ : 20.03.2017
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : TESPİT
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı vekili, Kamu İşletmeleri İşverenleri Sendikası ile Genel Maden İşçileri Sendikası arasında Türkiye Taşkömürü Kurumu işyerleri için 25. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin akdedildiğini, Toplu İş Sözleşmesinin 28. maddesine göre davalının iş sağlığı ve güvenliği konusunda ilgili mevzuat hükümlerinin gereğini yapmak zorunluluğu bulunduğunu, Türkiye Taşkömürü Kurumuna bağlı … İşletme Müdürlüğü kuyu giriş ve çıkış kapılarının kilitli olduğunu, bu nedenle çalışanların acil durumlarda mağdur olduklarını, geçmişte yaralı işçinin dışarı çıkartılması esnasında anahtar bulunamadığından kilidin kırılmak zorunda kalındığın, 24.03.2011 tarihinde pano üretim işçisi Yener Kocaman’ın kazalı olarak çıktığı ocaktan kapıların kilitli olması sebebiyle turnikeleri dolaşarak ambulansa ulaştığı yönünde sendika üyelerinin konuyu sendikaya şikayet etmeleri üzerine, olası riskleri önlemek, çalışanların moral motivasyonunu ve verimli çalışmayı artırmak için ilgili tüzük ve yönetmelikler doğrultusunda gerekli önlemlerin alınmasının, davalıdan 25.03.2011 tarihli yazı ile talep edildiğini, davalının kanuna ve yönetmeliğe aykırı kapı kilitleme uygulamasını sürdürdüğü için müvekkili sendikanın 06.02.2014 tarihli yazı ile konuyu tekrar davalıya bildirerek 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde gerekli önlemlerin alınmasını istediğini, davalının 10.02.2014 tarihli cevabi yazısında, “kapılar kilitlenmemekte”, “işçilerimize herhangi bir psikolojik taciz söz konusu değildir” ifadeleri ile olumsuz yanıt verdiğini, oysa davalının 08.04.2011 tarihli yazısında “…işçilerimizin ocağa giriş ile çıkış saatleri öncesi 30 dakikalık sürede kuyu giriş ve çıkışlarındaki kapılar kapatılarak…” ibaresinin kapıların kilitlendiğinin kanıtı olduğunu, müvekkili sendikanın, 14.02.2014 tarihli yazısı ile … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne, kuyu giriş ve çıkış kapılarının kilitlenmesi uygulamalarının kanun ve yönetmelikler çerçevesinde incelenerek gerekli önlemlerin aldırılması ve sonuçtan sendikaya bilgi verilmesinin istenildiğini, Maden İşyerlerinde İş sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin 13/5. maddesinin “Acil çıkış kapıları kilitli olamaz. Acil çıkış yolları ile buralara açılan yol ve kapılarda çıkışı zorlaştıracak hiçbir engel bulundurulamaz.” hükmünü amir olduğunu, davalının, … İşletme Müdürlüğü kuyu giriş ve çıkış kapılarını halen kilitlediğini ileri sürerek davalının … İşletme Müdürlüğü kuyu ve çıkış kapılarını kilitlemesinin kanuna ve yönetmeliğe aykırı olduğunun tespitiyle kapı kilitlerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI CEVABININ ÖZETİ:
Davalı vekili, davacı sendikanın dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını, kuyu ve çıkış kapılarının kilitlenmesinin kanuna ve yönetmeliğe aykırı olduğunun tespiti ve kapı kilitlerinin kaldırılması talebi yönünden mahkemenin inceleme ve hüküm verme yetkisinin bulunmadığını, müvekkili kurumun zaten iş müfettişlerince altı ayda bir denetlendiğini, davanın öncelikle hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, müvekkili kurum uygulamalarının tamamen iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun olduğunu, müesseseye giriş ve çıkışlarda, işçilerin lambahaneden gelip kafese bindiği ve ocak çıkışlarında ise kafesten çıkıp turnikeler yoluyla lambahaneye yönlendirildiğini, dolayısıyla iddia edildiği gibi kapıların kilitlenmediğini, işyerinde kazalanan ve ocak dışına çıkan işçilerin turnikelerden dışarı çıkmadığını, kafesin alt platformundan dışarı çıkarak ambulansla hastaneye sevk edildiğini, müessesenin davacı sendikaya gönderdiği 08.04.2011 tarihli yazıda yer alan “işçilerimizin ocağa giriş ve çıkış saatleri öncesi 30 dakika süreyle kuyu giriş ve çıkış kapılarının kapatıldığı” ibaresinin alt kafesten de insan naklinin yapıldığı zamanki eski bir uygulama olduğunu ve bu uygulamadan vazgeçildiğini, kesinlikle ocağın giriş ve çıkışlarına kilit vurulmadığını, müessese olarak yapılan uygulamanın kafesten ocak dışına çıkan isçilerin turnikeden geçtikten sonra lambahaneye yönlendirilmesi ve lambahaneye gitmeden dışarıya çıkmasını önlemek olduğunu, diğer yönden kurum tarafından yayımlanan genelge gereği işe giriş ve çıkışların bilgisayar ortamında izlenmesi için personelin kartlarını cihaza okutması gerektiğini, bu uygulamadan amacın ise ocağa giren ve ocaktan çıkan işçilerin direkt olarak kart okuma cihazlarına yönlendirilmesi, kart okuttuktan sonra dışarı çıkmak isteyen ve dışarıdan gelip kart basmak isteyen işçilerin kart basmasının önlenmesi olduğunu, yapılan uygulamanın iş sağlığı ve güvenliği açısından mahzur teşkil etmediği yönünden rapor tanzim edildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEME KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, işçilerin madene turnike ve kafes sistemi ile inmekte olup çıkışın da aynı sistemle sağlandığı, kilitlenen kapıların işçilerin kafese ulaşmasını engelleyen bir durumu bulunmayıp zaten yer altından yer üstüne kafes olmadan çıkılamadığı, güvenliğin bulunduğu bölümün giriş ve kilitli kapılara çok yakın mesafede olup kapıların açılmasında gecikme yaşanmasının düşük bir ihtimal olduğu, hasta ve kazazede tahliyesinin vardiya giriş ve çıkışından yapılmayıp alt kafesten yapıldığından bu durumda da kilitli kapıların herhangi bir sorun yaratmadığını, ayrıca kilitlenen kapıların vardiya giriş ve çıkışını sağlayan kapılara bitişik olup bu kapıların acil çıkış kapısı olarak değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı hususları belirtilmiş ve bu gerekçeler yanında davalı tarafın kapıların kilitlenmesinin nedenini vardiya bitmeden çıkışların engellenmesi olarak açıkladığı, bu durumu sağlayacak yöntemlerin bulunabileceği, yer altı çalışma koşulları ve ülkemizde yaşanan maden kazaları dikkate alındığında iş verimi ve mesainin tamamlanmasının sağlanması için kapıların kilitlenmesi yerine numaralı baret kullanımı ya da yer altında mesai denetimini sağlayacak çalışan ve çalışmayan işçiyi belirleyecek tedbirlerin alınması gerektiği, yer altı çalışma koşullarının çalışanların psikolojisi üzerinde olumsuz etki yarattığı, yer üstünde çalışan bir işçi için önemli olmayan bir durumun yer altı çalışanı yönünden önemli olabileceğinin açık olduğu hususları da ifade edilerek kilitleme işleminin iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlike yaratmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
GEREKÇE:
I-Hukuki Dayanaklar
Toplumun tüm bireylerinin yararlandığı sanayileşmenin ve teknolojik gelişmelerin bedelini çalışanlara ödetmeme kaygısı, çağdaş toplumların başlıca amaçlarından birini oluşturur. Bu nedenle, iş hukukunun en önemli amacı her şeyden önce işçilerin yaşamlarını ve beden bütünlüklerini korumak olmuştur (SÜZEK, Sarper: İş Hukuku, İstanbul 2005, s. 661).
Hukukumuzda, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili düzenlemeler 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77 ve devamı maddelerinde yer almakta iken, halihazırda, kapsamı genişletilmiş şekilde ve 30.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile iş sağlığı ve güvenliği konusunda müstakil bir yasal düzenleme yapılmış bulunmaktadır. Nitekim, 2. maddede, kanunun, kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanacağı ifade edilmiş, aynı maddenin devamında istisnalar belirtilmiştir.
6331 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde, işyerlerindeki çalışma şartlarının çalışanlar üzerindeki sağlık ve güvenlikle ilgili olumsuz etkilerini en aza indirecek şekilde işyerinin tasarımı, iş ekipmanları, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçimi gibi hususlara özen gösterilerek işin çalışanlara uyumlu hale getirilmesi, teknik gelişmelere uyum sağlanması, tehlikeli olanların, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanlarla değiştirilmesi, teknolojinin, iş organizasyonunun, çalışma şartlarının, sosyal ilişkilerin ve çalışma ortamı ile ilgili diğer faktörlerin etkilerini kapsayan genel bir önleme politikasının geliştirilmesi, toplu korunma önlemlerine, kişisel korunma önlemlerine göre öncelik verilmesi, çalışanlara uygun talimatların verilmesi gibi genel prensipler esas alınarak kanunun hazırlandığı ifade edilmiştir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde, işverenin, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu ve bu çerçevede mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapacağı belirtilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 23. maddesinde yer alan “Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır” düzenlemesiyle ortaya konulmuştur. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 7. maddesinde de, Sözleşmeye taraf devletlerin, herkesin adil ve elverişli çalışma koşullarından yararlanma hakkını kabul ettiği ve bu hakkın özellikle güvenlikli ve sağlıklı çalışma koşullarını güvence altına aldığı hususu ifade edilmiştir.
Anayasamızın 49. maddesine göre “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek üzere gerekli tedbirleri alır. Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri alır.”
İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 sayılı ILO Sözleşmesinin dördüncü maddesinin birinci fıkrasında, her üyenin, ulusal koşullar ve uygulamaya göre, iş güvenliği, iş sağlığı ve çalışma ortamına ilişkin tutarlı bir ulusal politika geliştireceği, uygulayacağı ve periyodik olarak gözden geçireceği hususu belirtilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de “Bu politikanın amacı, işle bağlantılı olan veya işin yürütümü sırasında ortaya çıkan kaza ve yaralanmaları, çalışma ortamında bulunan tehlike nedenlerini mümkün olduğu ölçüde asgariye indirerek önlemek olacaktır.”
155 sayılı ILO Sözleşmesinin 8. maddesinde de, her üyenin, yasa veya yönetmelik çıkarmak suretiyle veya ulusal şartlarına ve uygulamasına uygun diğer bir yöntemle, Sözleşmenin 4. maddesine etkinlik kazandırmak için gerekli önlemleri alacağı hususu belirtilmiş, Sözleşmenin 9. maddesinde de iş sağlığı ve güvenliği ve çalışma ortamına ilişkin ilgili mevzuatın uygulanmasının uygun ve yeterli bir denetim sistemi ile güvence altına alınacağı ifade edilmiştir.
Madenlerde Güvenlik ve Sağlıkla ilgili 176 sayılı ILO Sözleşmesinin 7. maddesinin 1. fıkrasında da, işverenlerin, kendi denetimleri altındaki madenlerde güvenlik ve sağlık risklerini ortadan kaldırmak ya da asgari düzeye indirmek için gerekli tüm önlemleri alacakları belirtilmiştir. Yine aynı maddede, “mümkün olduğu her durumda ve yer altındaki her çalışma mahalli için her biri yüzeye ulaşmak için farklı yollarla bağlantılı iki çıkış bulundurulması” ve “işçilerin güvenliği ve sağlığı açısından ciddi bir tehlike ortaya çıktığında faaliyetlerin durdurulmasını ve işçilerin güvenli bir yere tahliyesinin sağlanması” hususlarının işverenlerce gözetilmesi gerektiği de belirtilmiştir.
Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin 5. maddesinde ise işverenin genel yükümlülükleri belirtilmiş ve aynı yönetmeliğin “Asgari sağlık ve güvenlik gerekleri” başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasında da “İşveren, eklerde belirtilen hususların işyerinin, yapılan işin, şartların veya özel bir riskin gerektirdiği tüm durumlarda uygulanmasını sağlar” düzenlemesi yer aldıktan sonra faaliyetin niteliğine göre tanzim edilen ekli listelerde asgari tedbirler yer almıştır. Buna göre Ek-1 sayılı listenin 13.2. maddesine göre “Acil çıkış yolları doğrudan dışarıya veya güvenli bir alana veya toplanma noktasına veya tahliye noktasına açılır ve çıkışı önleyecek hiçbir engel bulunmaz.” Yine aynı listenin 13.5. maddesine göre de “Acil çıkış kapıları kilitli olmaz. Acil çıkış yolları ve kapıları ile buralara açılan yol ve kapılarda çıkışı zorlaştıracak hiçbir engel bulundurulmaz.”
İşyerinde yürürlükte bulunan 25. dönem işletme toplu iş sözleşmesinin 28. maddesine göre de “İşveren; İş Sağlığı ve İş Güvenliğini koruma yönünden Anayasanın ve konu ile ilgili bütün Yasa, Tüzük, Yönetmelik ve Talimatnamelerin ilgili hükümlerine koşulsuz uymak ve uygulamak zorundadır….İşveren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4, 19, 30. maddelerinde belirtilen konularda gerekli önlemleri almak zorundadır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları konusunda ilgili mevzuat hükümlerinin gereği yapılır.”
II-Hukuki Yarar
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrasına göre “Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul acilen toplanarak, işveren ise derhâl kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir.” Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise “Kurul veya işverenin çalışanın talebi yönünde karar vermesi hâlinde çalışan, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir. Çalışanların çalışmaktan kaçındığı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve iş sözleşmesinden doğan diğer hakları saklıdır.” Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre de “Çalışanlar ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda birinci fıkradaki usule uymak zorunda olmaksızın işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek belirlenen güvenli yere gider. Çalışanların bu hareketlerinden dolayı hakları kısıtlanamaz.”
Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesinin 2. bendinde işçinin haklı fesih halleri düzenlenirken (f) bendinde son cümle olarak, “yahut çalışma şartları uygulanmazsa” şeklinde ifadeye yer verilerek çalışma koşullarının uygulanmaması, işçinin haklı fesih nedenleri arasında yerini almıştır.
Somut uyuşmazlıkta, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili düzenlemelere aykırılık iddiası ile dava açılmış olmakla, yukarıda belirtilen hükümler karşısında davacının hukuki yararı bulunduğu hususu tartışmasızdır.
III-Dava Ehliyeti
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 2/1-ğ maddesinde tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanan sendikaların amacı ise, yine aynı maddede, üyelerinin ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak olarak ifade edilmiştir. Anayasamızın 51. maddesi de aynı doğrultudadır.
6356 sayılı Kanun’un 26. maddesinde de, sendikaların, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçi ve işverenleri temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine sahip olduğu ifade edilmiştir. Anılan durumda sendikaların kollektif nitelikli bir temsili söz konusudur (ŞAHLANAN, Fevzi: Sendikalar Hukuku, İstanbul 1995, s.225).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Topluluk Davası” başlıklı 113. maddesine göre de “Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir.”
Bu açıklamalara göre, inceleme konusu davada da işveren uygulamasının mevzuata aykırı olduğunun tespiti talep edildiğinden, sendikanın dava ehliyeti bulunduğu açıktır.
IV-Değerlendirme
Somut uyuşmazlıkta davacı sendika vekili, davalıya bağlı maden işyeri niteliğindeki … İşletme Müdürlüğünde kuyu giriş ve çıkış kapılarının kilitlendiği iddiasıyla bu durumun kanuna ve yönetmeliğe aykırı olduğunun tespitiyle kapı kilitlerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiş, davalı işveren ise kapıların kilitlenmediğini ve iş sağlığı ve güvenliğine aykırı bir uygulama bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma eksik ve hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır.
Yargılamada dinlenilen davacı tanıkları, kuyu giriş ve çıkışlarında yer alan kapıların kilitlendiğini, söz konusu kapıların sadece acil giriş ve çıkışlarda kullanıldığını, acil durum esnasında ise güvenlik görevlisi aracılığı ile kapıların açıldığını beyan etmişlerdir. Dava dilekçesi ekinde de, kilitli kapıların fotoğrafları sunulmuştur.
İşveren tarafından yazılan 08.04.2011 tarihli yazıda da ocağa giriş saati ile çıkış saatleri öncesinde 30 dakikalık sürede kuyu giriş ve çıkışlarındaki kapıların kapatıldığı hususu belirtilmiştir. Keşif mahallinde de kilitli kapıların müşahade edildiği anlaşılmış, davalı vekili söz konusu uygulamanın tamamen personel takip sistemi ile ilgili olduğunu, acil durumlarda kilitli kapıların seri halde açılabildiğini beyan ettiği görülmüştür. Tüm bu tespitler karşısında, uyuşmazlık konusu kapıların kilitlendiği anlaşılmaktadır. Nitekim mahkemece de, kapıların kilitlendiği kabul edilmiştir. Bununla birlikte, uygulamanın, iş sağlığı ve güvenliği yönünden tehlike teşkil edip etmediği ile yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen mevzuat hükümlerine aykırı olup olmadığı hususunun, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti gereklidir.
Sosyal Güvenlik Kurumunun resmi verilerine göre, ülkemizde 2014 yılında gerçekleşen iş kazası sayısı 221.366 dır ve bu kazalarda 1.626 sigortalı hayatını kaybetmiştir. 2015 yılında ise gerçekleşen iş kazası sayısı 241.547 dir ve bu kazalarda 1.252 sigortalı hayatını kaybetmiştir. Ülkemizdeki iş kazası sayısı ile bu kazalarda hayatını kaybeden ve yaralananların sayısının fazlalığı, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili düzenlemelere riayetin önemini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Nitekim iş sağlığı ve güvenliğinin belirgin özelliği, onun önleyici fonksiyonunda yatar (…, …: İş Sağlığı ve Güvenliği ve Alt İşverenlik, … 2013, s.20). Öte yandan, maden işyerlerinin “çok tehlikeli” sınıfta yer alması da konunun önemini daha da artırmaktadır.
Bütün bu açıklamalar karşısında, mahkemece, iş güvenliği uzmanlarından oluşan üçlü bilirkişi heyeti oluşturulması, maden işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği hükümlerine riayet etmenin hayati öneminin nazara alınması, uyuşmazlık konusu işyerindeki işçi sayısı ile vardiya giriş çıkışlarındaki toplam işçi sayısının tespiti ile bu husus gözetilerek muhtemel iş kazaları durumunda söz konusu kapıların kilitli olmasının iş sağlığı ve güvenliğine aykırı olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, yargılama sonucunda sadece tespit hükmü kurulması gerektiği, “kilitlerin kaldırılması” talebinin de reddedilmesi gerektiği de ifade edilmelidir.
Anılan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.03.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.