YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11540
KARAR NO : 2017/2928
KARAR TARİHİ : 11.04.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.03.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, davalı – karşı davacı vekili tarafından davacı – karşı davalı aleyhine 03.05.2010 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesinin iptalinin istenmesi ve müdahale eden … tarafından ise tapu iptali ve tescil ikinci kademede tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 09.09.2014 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı – davalı vekili ve davalı – davacı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 11.04.2017 günü için yapılan tebligat üzere davacı – karşı davalı … geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı–karşı davalı …, satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil, davalı-karşı davacı … Turizm İthalat ve İhracat Tic. Ltd. Şti. Vekili ise, davacı-karşı davalının şirketin eski ortağı olup hissesini devrettiğini, satış vaadi sözleşmesinin de gerçekte taşınmaz mülkiyetinin ileride devredilmesi amacı ile değil davacı-karşı davalının şirketteki hisse alacağının teminatı olarak düzenlendiğini belirterek, tapu iptali ve tescil isteminin reddini, satış vaadi sözleşmesinin de iptalini istemiştir.
Asli müdahil …, satış vaadine konu taşınmazın davacı-karşı davalı tarafından dava dışı … adlı bir kişiye harici satış sözleşmesi ile devredildiğini, …’un da bu hakkını kendisine temlik ettiğini, kalan ödemeleri …’a yaptığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde ise tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, 17.03.2011 tarihli celsede …’un katılma talebinin reddine ve yapılan yargılama sonunda ise asıl davanın kabulü ile 2516 parsel sayılı taşınmazda bulunan 5 no’lu bağımsız bölümün tapusunun iptali ve … adına tesciline, satış vaadi sözleşmesinin iptali istemine yönelik karşı davanın reddine dair verilen karar Dairemizin 02.04.2013 tarihli 2013/2177 Esas- 2013/5110 Karar sayılı kararıyla “…… satış vaadine konu hakkı temlik aldığını ve edimini yerine getirdiğini, vaat konusu taşınmazın adına tescili gerektiğini ileri sürerek davaya müdahale isteğinde bulunmuştur. Harcı da yatırılarak dava konusu taşınmaz üzerinde müstakil bir hak talebini içeren müdahale isteğinin HMK’nun 65. maddesinde düzenlenen asli müdahale niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Dosya kapsamına göre, müdahale isteğinde bulunan …’un yalnızca başvurma harcı ödediği, peşin karar ve ilam harcını ödemediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Harçlar Kanununun 16. ve 30. maddeleri uygulanmak suretiyle noksan harcın ikmali sağlandığı taktirde asli müdahilin talepleri hakkında da inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir…” gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın ıslah dilekçesi gözetilerek kısmen kabulü ile; 40.000,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karşı davanın reddine, usulüne göre harcı yatırılmadığından asli müdahale davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmü davacı- karşı davalı vekili, davalı- karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı karşı davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Davacı- karşı davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
15. 11.2006 tarihli satış vaadi sözlemesi incelendiğinde satış bedeli olarak kararlaştırılan 40.000 TL’nin nakten ve tamamen davacı- karşı davalı tarafından ödendiği anlaşılmaktadır. Davacı – karşı davalı yargılama aşamasında taşınmazın el değiştirmesinden dolayı davasını ıslah etmiş ve tazminat istemine dönüştürmüştür. Gerçekten, davacı akidi olan taraftan Borçlar Kanununun 96. maddesine dayanarak ademi ifa sebebiyle tazminat isteyebilir. Buradaki borcun nedeni, borçlunun taahhüdünü ihlal etmesidir. Borçlunun taahhüdü, genellikle bir akte dayandığından buna “akdi tazminat”, borçlunun sorumluluğuna da “akdi sorumluluk” denilmektedir. Borçlar Kanunun 96. maddesi gereğince ödenmesi gereken tazminat ise alacaklının müspet zararıdır. Müspet zarardan da, borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne vaziyette bulunacak idi ise, bu vaziyetle mamelekin hali hazır vaziyeti arasındaki fark anlaşılmalıdır.
Davacının bedel yükümlülüğünü yerine getirdiği sabittir. Davalı- karşı davacı mülkiyeti nakil borcunu ifa edemediğinden Borçlar Kanununun 96. maddesi gereğince davacının zararlarını tazmin etmeleri gerekir. Ödenmesi gereken tazminat miktarının taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerine göre bulunması gerekir.
Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar uyarınca taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerine karar verilmesi gerekirken, sözleşmede ödenen bedelin tazminine hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca davacı- karşı davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 1480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı- karşı davacıdan alınarak davacı- karşı davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde davacı – karşı davalıya iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
11.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.