YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16601
KARAR NO : 2017/5835
KARAR TARİHİ : 04.04.2017
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Taraflar arasındaki, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın husumet yönünden reddine, birleşen dava yönünden kısmen kabulüne ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi birleşen dosya davalısı …’in avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.04.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Asıl ve birleşen davada davacı vekili, davacının davalı …’e ait … Düğme unvanlı işletmenin “…Sok. No:38……/…” adresinde bulunan şubesinde Mayıs 2003 ile 13 Ağustos 2011 tarihleri arasında satış sorumlusu olarak çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından 13.08.2011 günü… şubesinin kapatılacağı gerekçesiyle feshedildiğini, yasal haklarının ödenmediğini, sigorta girişinin davalı … yanında göründüğünü, son dönem ücretinin net 1.600,00 TL. olduğunu, 08.00-18.30 saatleri arasında çalıştığını, her hafta Cuma günü 22.00’ye, Cumartesi günleri 15.30’a kadar çalıştığını, fazla mesai ücreti ödenmediğini, sadece iki kez yıllık izin kullandığını, başka izin kullanmadığını ve izin ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti ve yıllık ücretli izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Asıl davada davalı … vekili; davalının davacıyla herhangi bir hukuki münasebeti bulunmadığını, hiçbir dönem davalının çalışanı olmadığını savunarak davanın husumetten reddini talep etmiştir.
Birleşen davada davalı … vekili; dava dilekçesinin tebliğ edilmediğini,…. İş Mahkemesi’nin 2012/106 E. sayılı dosyasında verilen birleştirme kararının yasaya ve usule aykırı olduğunu, davalarda tarafların ayrı olduğunu, ayrıca birleştirme kararlarının davalının yokluğunda verildiğini, mahkemece dosyaların birleştirilmesi kararından rücu edilmesi gerektiğini, dava dilekçesinin 6100 sayılı HMK’ya uygun olmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesinin mümkün olmadığım, davacının davalıya ait işyerinde 03.10.2005 tarihinde çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin davacı tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, davacının istifa dilekçesi ve ibraname imzaladığını, 19 yaşında davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığını, davalının işyerinde çalışmaya devam etmesi için davacıyı ikna etmeye çalıştığını, ancak davacının ikna olmayarak istifa ve ibra beyanlarını içeren dilekçeyi imzalayarak işyerinden çıktığını ve hemen ardından yandaki …Ltd. Şti. isimli işyerinde çalışmaya başladığını, davacının hafta içi 08.30- 18.30 saatleri arasında, Cumartesi günleri 13.30’a kadar çalıştığını, Cuma günü 22.00’ye kadar çalıştığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, ayrıca davacının 13.08.2011 tarihli ibranameyle fazla mesai ücretlerinin aldığını beyanla bu alacak yönünden davalıyı ibra ettiğini, davacının çalıştığı süre boyunca yıllık izinlerinin tamamına yakınını kullandığını ve kullanmadığı yıllık izinlerine ilişkin ücretlerin kendisine eksiksiz ödendiğini, ibranameyle yıllık izin alacaklarını da ibra ettiğini, ayrıca fazla mesai ve yıllık izin alacakları yönünden davacının 20.09.2007 tarihinden önceki alacağının zamanaşımına uğradığını, davacının tüm çalışma süresince asgari ücret aldığını, taraf teşkili tamamlanmadan ve yokluklarında dinlenen tanık beyanlarına ve yapılan işlemlerin hiçbirine muvafakat etmediklerini savunarak birleştirilen davaların ayrılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak; asıl davada davacının çalıştığı işyerinin … adına kayıtlı olduğu ve …’in işyeri ile ilgisi bulunmadığı anlaşıldığından asıl davanın reddine, birleşen davada ise dosya kapsamında davacının istifa dilekçesinin yer almadığı, dosyada mübrez ibranamede, davacının işten ayrılış şekli olarak “Belirsiz Süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi” yazıldığı, işbu ibranamede davacının imzasının bulunduğu, davacı tarafın imza ve belgenin geçersizliği yönünde bir iddiası bulunmadığı, dinlenen tanıkların iş akdinin feshi hususunda somut bir beyanda bulunmadığı, istifa halinde işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, istikrar kazanmış ilke kararlarında, uzun yıllar aynı işyerinde çalışan bir işçinin, kazanımlarını yok sayarak işyerini terk etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunun belirtildiği, buna göre davacının istifa iradesinin bulunmadığı ve feshin işveren feshi olduğunun kabulüyle kıdem ve ihbar tazminatını hak edeceği gerekçesiyle birleşen davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
D) Temyiz:
Kararı birleşen davanın davalısı A.Caner Sorgüven temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, birleşen davanın davalısı…in aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı asıl dava ve birleşen dava ile işçilik alacaklarını talep etmiş olup, Mahkemece 24.11.2011 tarihinde açılan asıl davanın reddine 20.09.2012 tarihinde açılan birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı birleşen davaya karşı zamanaşımı definde bulunmuş, Mahkemece de fazla çalışma alacağı yönünden bu defi dikkate alınarak hesaplama yapılmıştır. Ancak dava zamanaşımı hesabında birleşen dava tarihi yerine asıl dava tarihinin hesaplamaya esas alındığı görülmüştür. Bu yönüyle karar hatalıdır.
3-Ayrıca, zamanaşımı nedeniyle reddedilen fazla çalışma ücret alacağının bulunmasına rağmen davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi de isabetsizdir.
4-Hükmedilen miktarların brüt mü yoksa net mi olduğunun, ayrıca faiz başlangıç tarihlerinin kararda açıkça gösterilmemesi hususları 6100 sayılı HMK.nun 297/2. maddesine aykırı olup, infazda tereddüde mahal verebileceğinin düşünülmemesi de yerinde değildir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 04/04/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.