YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/7632
KARAR NO : 2017/11199
KARAR TARİHİ : 16.05.2017
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, iş akdinin haksız ve bildirimsiz olarak sona erdirildiğini öne sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe :
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delilerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında davalı tarafından yapılan feshin haklı nedenle dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusudur.
6100 sayılı HMK’nun 31. maddesinde hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir şeklinde düzenleme yapılarak hakime yargılama sonunda doğruya ulaşma görevini yüklemiştir. Anayasamızın 141. maddesine göre, yargı basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmelidir. Devlet yargının basit, ucuz ve çabuk gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak durumundadır. Zira hakkın tanınması ve korunmasındaki gecikmeler, hukuk devleti ilkesi ile uyumlu değildir, adil yargılanma hakkını ihlâl eder. Bu sebeple yargılama sonucunda ulaşılacak hüküm, doğru, gecikmemiş ve kendisinden beklenen etkiyi gösteren bir niteliğe sahip olmalıdır. Bundan dolayı belirsiz vakıaların açıklattırılmasına, eksikliklerin hâkim tarafından işaret edilerek taraflarca giderilerek yargılamanın uzatılmasının önüne geçilmesine ilişkin hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Usul hukuku için haksızlığın önlenmesinin anlamı, doğru hüküm kurulmasıdır. Bu hususta yapılacak bir inceleme içinse, tarafların iddialarını eksiksiz ve zaman, yer gibi somut unsurlarıyla tam bir açıklık içinde yargılamaya getirmeleri gerekmektedir. Doğru hüküm kuramama, bazen ise zayıf olan tarafın bir usûlî hakkı bilmiyor olması dolayısıyla söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda, hakkın özünün, usule kurban edilmesi mümkün olmadığından, tarafın bir vakıayı bütün ayrıntılarıyla getirmemiş olması dolayısıyla yargılamanın doğru ve adil bir hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde aydınlatılmamış olması durumunda hâkim devreye girecek ve söz konusu usûlî olanağı tarafa hatırlatacaktır.
Somut olayda, davacının iş akdi alt işveren tarafından 16.04.2013 tarihinde, davacının taşıyıcı kurye olarak görev yaptığı aktarma merkezinde ilgili birimlerden gelen ve içeriği kaçak sigara olan kargoların içeriğini bilerek aktarma merkezinden geçişini sağladığı gerekçesiyle 4857 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin II-e maddesinde belirtilen işçinin işverenin güvenini kötüye kullanması gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması bendine istinaden feshedilmiştir. Davalı işveren davacının iş akdine haklı olarak son verdiğini savunmaktadır. Davacının bu konuda savunması alınmış, davacı savunmasında aktarma merkezinden kaçak sigara geçirilmesi ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını beyan etmiştir. Davalı ise delil olarak aktarma merkezinden kaçak sigara geçirilmesi olayına karışan işçilerden ….’nun dilekçesine ve bu işçinin aktarma merkezinden kaçak sigara geçirildiğini itiraf ettiğini belirten ….’nun dilekçesine dayanmıştır. Bu kişiler dilekçelerinde, davacının da aktarma merkezinden kaçak sigara geçirilmesi olayına karıştığını belirtmişlerdir. Bu dilekçelerin içeriğinin doğruluğunu araştırmak hakimin görevidir. Bu nedenle hakim, isimleri geçen kişileri dinlemek ve durumu açıklığa kavuşturmakla yükümlüdür.
Mahkemece bu kişiler tanık olarak resen dinlenilmeli, davalı tarafından yapılan feshin süre ve esas bakımından haklı fesih niteliği taşıyıp taşımadığı belirlenmeli, bundan sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir.
3- Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda taktiri indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre taktir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda bir indirime gidilmemelidir.
Yukarıda bahsedilen ilke genel tatil ücret alacağı bakımından da geçerlidir.
Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının; haftalık 16 saat fazla mesai yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Davacı asilin …. 3.İş mahkemesine ait olan ve 7.Hukuk Dairesi temyiz incelemesinden geçen 2014/16563 esas sayılı dosyada tanık olarak dinlendiği ve işyerinde iki vardiya olduğunu, vardiya saatlerinin 04:30-16:00 ve 17:00-01:00/03:00 olduğunu, gündüz vardiyasında haftanın 5 günü, gece vardiyasında haftanın 7 günü çalıştıklarını, vardiyaların haftalık değiştiğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Davacının tanık olduğu dosyada fazla çalışma konusunda bildirdiği maddi vakıa kendisini bağlayıcıdır. Bu durumda, davacı beyanı, emsal dosyalardaki kabul gözönüne alınmak suretiyle taraflar adına oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınarak davacının fazla çalışma alacağı konusunda bir değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir . Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.052017 gününde oybirliğiyle karar verildi.