Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/12885 E. 2017/15568 K. 27.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12885
KARAR NO : 2017/15568
KARAR TARİHİ : 27.11.2017

MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVATÜRÜ:İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3. kişi vekili, 14.03.2014 tarihli haciz sırasında haczedilen menkullerin davacıya ait olduğunu belirterek davann kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı alacaklı vekili, davacı ve takip borçlusu şirketler arasında fiili ve organik bir bağın bulunduğunu savunarak davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir. Mahkemece, davacı tarafından sunulan faturalar ile kira sözleşmesinin her zaman temini mümkün belgelerden olduğu, davacı şirketin yetkilisinin borçlu şirketin ortaklarından birinin oğlu olduğu ve davacı ile borçlunun aynı iş kolunda, aynı adreste faaliyet gösterdiklerinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddi ile koşulları oluşmadığından davalı alacaklının tazminat talebinin de reddine karar verilmiş, karar davacı 3. kişi vekilince temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasına ilişkindir.
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HMKnun 297. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı Kararı’nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.Somut olaya gelindiğinde, Mahkemece, 21.04.2015 tarihli oturumda verilen kısa kararda davanın reddine dair hüküm kurulmuş iken, gerekçeli kararda davanın reddi ile davalının tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir. Bu şekilde kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açılması doğru olmadığından kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre de, davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

B.A