YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/14231
KARAR NO : 2023/3237
KARAR TARİHİ : 28.03.2023
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/14 E., 2022/226 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve davalı Kurumca yapılan tespit nedeniyle davacı hakkında teşviksiz prim belgelerinin yeniden düzenlenmesi ve kuruma verilmesine dair işlemin iptali ile 5510 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvikten faydalandırılma ve yersiz ödenen tutarın iadesi istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece İlk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile; sekreterlik ilanı üzerine gelen adayların şirket müdürü tarafından mülakata tabi tutulduğunu, …’nin en uygun aday olarak seçildiğini, özlük dosyasını oluşturarak 19.01.2012 tarihinde şirketin yetkili birimine teslim etmesi ve 20.01.2012 tarihinde işbaşı yapmasının istenildiğini, şirket merkezine gelen …’nin evraklarını teslim ettiğini, muhasebe biriminde görevli … tarafından …’ye yapacağı işler tarif edilirken postacının geldiğinin, tebligatın öğrenmesi için kendisine teslim aldırıldığının, …’den gerekli evraklar teslim alındıktan sonra aynı gün davalı Kuruma işe giriş bildirgesi verildiğini, 20.01.2012 tarihinde işe başlamak üzere işyerinden ayrılmasının söylendiğini, 20.01.2012 tarihinde işyeri durum tespiti yapmak üzere gelen sosyal güvenlik denetim elamanlarının geldiğini, 22.03.2012 tarihinde tebliğ edilen 16.03.2012 tarihli ve 5.210.405 sayılı yazı ile …’nin 19.01.2012 tarihli işe giriş bildirgesinin ve aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesinin talep edildiğini, 04.04.2012 tarihli ve 6.502.384 sayılı yazı ile söz konusu Kurum işlemine itiraz edildiğini, davalı kurumun 11.12.2012 tarihli ve 21.481.135 sayılı yazısı ile 2012/04 – 05 – 06 – 07 – 08 – 09 aylarda iptal kanun numarası seçilmeksizin asıl APHB verilmesinin istendiğini, bu suretle söz konusu aylardaki %5 aylık prim indirim bedellerinin istendiğini, oysa 20.01.2012 tarihinde müvekkili şirkete gelen sosyal güvenlik denetim elamanlarının düzenlemiş olduğu tutanakta da …’nin 20.01.2012 tarihinde işe başladığının tespit edildiğini, davalı Kurumun haksız işlemi sonucu müvekkili şirketin 2012/04 – 05 – 06 – 07 – 08 – 09 aylarına ilişkin 8.818,49 TL %5 prim ve 808,03 TL faizini ödemek zorunda kaldığını, 2012/10-11-12, 2013/01-02-03 aylarında da %5’lik prim indiriminden yararlanamadığını, bir başka ifade ile 18.768,66 TL + 808,03 TL olmak üzere toplam 19.576,69 ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek, davalı Kurumun 11.12.2012 tarihli ve 21.481.135 sayılı aylık prim ve hizmet belgesi verilmesine ilişkin işleminin iptali ile davaya konu işlem nedeniyle iptal edilen prim indirimi sebebiyle ödemek zorunda kalınan toplam 19.576,69 TL’nin her ödemenin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin, 28.04.2016 tarihli ve 2016/246 Esas, 2016/201 Karar sayılı kararı ile;”…davacı şirket kurum işleminin yerinde olmadığı gerekçesi ile kuruma başvurmuş, talebinin reddi üzerine … 3.İdare Mahkemesinde dava açmış, davanın yargı yolu nedeniyle 15.04.2014 tarihinde reddi üzerine 31.05.2015 tarihinde eldeki davayı açmıştır. Davacı kurum işlemini kendisine 18.12.2012 tarihinde tebliğinden sonra yasal süresi içerisinde idari yargıya ardından da adli yargıya başvurması nedeniyle davanın süresinde açıldığının kabulü gerekmiştir.
Kurum işleminin yerinde olup olmadığı noktasında ise davacı tanıkları ve bordro tanıkları dinlenmiş, …’nin gerçekten de 19.01.2012 tarihinde işe başvuruda bulunduğu ve 20.01.2012 tarihinde işbaşı yaptığı ve aynı tarihte de işe giriş bildirgesinin düzenlendiği kanıtlanmıştır. Bu kanıt karşısında kurum işleminin yerinde olmadığı kanaatine ulaşılmış ve kuruma yapılan yersiz ödemelere ilişkin bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. 18.04.2016 tarihli gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu içeriğine göre davacının idari işlem nedeniyle yararlanmadığı %5’lik hazine yardımı miktarları tespit edilmiş, rapor doğrultusunda davanın kabulüne, dair karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A.1 inci Bozma Kararı
1. İlk derece Mahkemesinin 28.04.2016 tarihli ve 2016/246 Esas, 2016/201 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin; 25.06.2018 tarihli ve 2016/13402 Esas, 2018/5780 Karar sayılı kararı ile “…27.03.2018 tarihli ve 7103 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 70 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen Ek 17 nci madde ile:
“Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.
Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yıl sonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.
Görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu’nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye İş Kurumu’nun görüşleri alınarak Kurumca belirlenir.”
Mahkemece, yukarıda açıklanan ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren Ek m.17 hükmüne göre, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davaların konusuz kalacağı ancak bu konuda karar verme yetkisinin ilk derece mahkemesi’ne ait olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun temyiz talebinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğinden anılan yasa maddesi kapsamına göre bir karar verilmesi gerekir.” gerekçeleri ile karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince 1 inci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 04.12.2018 tarihli ve 2018/254 Esas, 2018/511 karar sayılı kararı ile; “…Eldeki davada, davacı şirket kurum tarafından işyerinde yapılan tespit sonucu … isimli çalışanın işe giriş bildiriminin geç yapılması nedeniyle 5510 sayılı Kanun’un 81/1-ı maddesi kapsamında primin %5 oranın da Hazine tarafından karşılanmasına ilişkin işlemlerin durdurulduğu, bu nedenle 2012 yılı 4, 5, 6, 7, 8, 9.aylarına ait %5 Hazine payının davacıdan tahsil edildiği, ileriye yönelik olarak da 2012 yılı 10, 11, 12, 2013 yılı 1, 2, 3.aylarına ait %5 Hazine yardımından yararlandırılmadığını ileri sürerek kurum işleminin iptaline ve %5 Hazine yardımından yararlandırılması gerektiğinin tespiti ile istirdat ve alacak isteminde bulunmuştur. Mahkememizce kurum işleminin yerinde olmadığı kabul edilerek, davacının talebi yerinde görülmüştür. Yargıtay 10.Hukuk Dairesi’nin yukarıda açıklanan bozma ilamında uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanun’a eklenen Ek 17/4 üncü madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş ve bozma ilamına uyulmuş olmakla anılan madde kapsamında değerlendirme yapılmıştır. Madde içeriğine göre davanın konusu kalmadığından “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verilerek yargılamayı sona erdirmenin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi; davanın konusuz kalması davacının talep sonucunun gereğinin yerine getirilmesine bağlıdır. Davacının kurum tarafından reddedilen talebinin işleme alınması halinde dava konusuz kalacaktır. Ancak, açıklanan Ek 17/4 üncü madde görülmekte olan davalar için düzenleme yaptığı gibi yasa yoluna başvurulmuş davalar içinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yasa yoluna başvurulması halinde bu başvurudan vazgeçmiş sayılacağı düzenlemesi getirmiştir. Bu iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde mahkememizce dava konusu taleple ilgili kurum tarafından işlem yapılıp yapılmadığı araştırılmadan emredici düzenleme karşısında davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. Dairemizin 2 nci Bozma Kararı
1. İlk derece Mahkemesinin 04.12.2018 tarihli ve 2018/254 Esas, 2018/511 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin; 19.10.2021 tarihli ve 2020/2269 Esas, 2021/12523 Karar sayılı kararı ile, “…Öncelikle; davaya konu uyuşmazlığın dava dışı sigortalının çalışmalarının varlığı noktasında toplandığı dikkate alındığında, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalının da davada taraf olmasında hukuki yararının olduğu anlaşıldığından, davanın sadece Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı hakkında yürütülüp sonuçlandırılması isabetsizdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.12.2011 günlü 2011/21-632 E;, 2011/784 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere dava sonucunda verilecek karar, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalının da hak alanını ilgilendirdiğinden, davacı tarafa harcı da yatırılmak suretiyle yöntemince söz konusu sigortalıların davaya HMK 124 üncü madde uyarınca katılımının sağlanması (davanın teşmil edilmesi) için süre verilmesi, anılan sigortalının gösterdiği deliller de toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, belirtilen eksiklik giderilmeden ve pasif ehliyet yönü halledilmeden yargılamanın sürdürülmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
5510 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma ve fazladan ödenen primlerin faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili istemine ilişkin olarak açılmış olan davada, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yargılama ve temyiz aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Kanun’un ek 17 nci maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin ilk fıkrasında aynen:
“Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” hükmü ve ikinci fıkrasında ise;
“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” şeklinde belirtilmiş hükümler mevcut olup, bu yeni madde hükümleri ile tüm teşvik unsurlarından faydalandırılma veya fazla ödemelerin iadesi veya değiştirme istemleri hakkındaki uyuşmazlıklarda ek 17 nci maddede yer alan hükümlerin irdelenmesi gerektiği açıktır.
Değinilen Ek 17 nci maddenin üçüncü fıkrasında ise; “Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yıl sonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.” hükümleri mevcuttur.
Eldeki davada ise, Ek 17 nci maddenin yürürlüğe girmesi ile birlikte 5510 sayılı Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun ile birlikte anılan ilgili kanunların teşvik veya destek hükümlerinde yer alan yararlanma şartlarının mahkemelerce irdelenmesi gerekmekle birlikte, değiştirme veya oluşabilecek fark prim tutarlarının iadesi istemleri hakkında yapılacak değerlendirmede; aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasındaki hükümlerin de uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Diğer taraftan Ek 17 nci maddenin 4 üncü Fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu’nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi gazetede yayımlanmıştır.
Anayasa’nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Eldeki davada ise, mahkemece, davanın konusunun kalmadığına ilişkin kabul ile, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, Ek 17 nci maddenin gelmesi ve 4 üncü fıkrasındaki hükmün iptali ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ile davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal tüm dayanaklar ve sigortalının çalışması bakımından yapılacak irdeleme sonucunda, teşvik hükümlerinden faydalandırılma ve faydalandırılma sonrasında fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından, ek 17 nci maddenin ilk üç fıkrası da dâhil olmak üzere yasal tüm dayanaklar irdelenmeli, davalı Kurumun da bu madde kapsamında resen veya başvuru üzerine işlem yapıp yapmadığı hususu ile teşvik veya destekten faydalandırılma şartlarının varlığı ile birlikte incelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Denilerek karar 2 nci kez bozulmuştur.
D. İlk Derece Mahkemesince 2 nci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile: “….Mahkememizce bozma ilamına uyulmuş ve bozma ilamı doğrultusunda 5510 sayılı Kanun’un ek 17 nci maddesi kapsamında bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Görüşüne başvurulan bilirkişinin 22.06.2022 tarihli raporunda, ek 17 nci maddenin 3 üncü fıkrası değerlendirilerek davacının 19.576,69 TL %5 teşvik priminden yararlanacağı hesaplanmıştır. Mahkememizce primlerin iadesinde temelde sebepsiz zenginleşme iddiasının da yer aldığı ve davacının daha önce yararlandığı primlerin iadesi istendiği için primlerin Kuruma iade edildiği tarihten itibaren yasal faiz ödenmesi gerektiği kanaatine ulaşılmış ve davacının daha önce yararlandığı teşvik primlerinin iptaline ilişkin Kurum işleminin iptali gerektiği kanaatiyle davanın kabulüne kurumun 11.12.2012 tarihli 21.481.135 sayılı işleminin iptaline, 19.576,69 TL’nin 8.816,49 TL’sinin 17.01.2013, 808,03 TL sinin 18.01.2013, 9.962,99 TL’sinin ise kuruma ödendiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dair karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Sgk Başkanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı kurum vekili davalı Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı şirketin 5510 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma hakkının tespiti ve kurumca belge istemine ilişkin yapılan işlemin iptalinin gerekip gerekmediği hususundadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri aynı zamandda 331 inci maddesi ile birlikte, 5510 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 81 inci maddeleri hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Eldeki davada, davalı Kurumca yapılan tespit nedeniyle sigortalı olduğu kabul edilen dava dışı Tuba Canikli hakkında fark prim tahakkuku ve çalışmaya ilişkin bordro ve belge istemi yanında, 5510 sayılı Kanunu’nun 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indirimlerinden faydalandırılmamaya ilişkin kurum işlemlerinin iptali istenmiştir.
Öncelikle belirtilmelidir ki, davaya konu uyuşmazlığın dava dışı sigortalının çalışmalarının varlığı noktasında toplandığı dikkate alındığında, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalıların da davada taraf olmasında hukuki yararının olduğu anlaşıldığından, davanın sadece Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı hakkında yürütülüp sonuçlandırılması isabetsizdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.12.2011 günlü 2011/21-632 E;, 2011/784 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere dava sonucunda verilecek karar, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalının da hak alanını ilgilendirdiğinden, davacı tarafa harcı da yatırılmak suretiyle yöntemince söz konusu sigortalıların davaya HMK 124 üncü madde uyarınca katılımının sağlanması (davanın teşmil edilmesi) için süre verilmesi, anılan sigortalının gösterdiği deliller de toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, belirtilen eksiklik giderilmeden ve pasif ehliyet yönü halledilmeden yargılamanın sürdürülmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2.Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanun’un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olup, bu aşamadan sonra da anayasaya aykırılığı tespit ile iptal edilen bu fıkraya dayalı olarak verilmiş olan kararlar da dairemizce Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte oluşan bu yeni durum ve maddenin tüm hükümleri ile birlikte yeniden değerlendirilmesi için bir kez daha bozulmuş, böylece 4 üncü Fıkrada yer alan “görülmekte olan davalar” yönünden yapılan bu yeni düzenleme ve aynı maddenin 3 üncü fıkraya yaptığı yollama nedeniyle 3 üncü fıkra içerisinde getirilen davalı Kuruma yönelik ödeme yükümlülüğü karşısında, bu hükümlerin uyuşmazlığın çözümünde uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gelinen son aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapılacak olursa, ek 17 nci maddenin 4 üncü Fıkrasında yer alan kuralın, “mahsup veya iade edilme yönünden üçüncü fıkra hükümlerine yaptığı atıftan dolayı ödemelerin üç yıla yayılacağını öngörmesinin, faizin başlama tarihi ve ödeme için öngörülen süre göz önünde bulundurulduğunda kuralın mülkiyet hakkını sınırladığı ve yapılan bu sınırlamanın orantısız ve aşırı olduğu, hak arama hürriyeti çerçevesinde dava açan kişilerin mahkemelerden adil yargılanma hakları gereği uyuşmazlığı bitirecek şekilde gerekçeli karar elde etme haklarının bulunduğu, yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına engel olan düzenlemelerin kişilerin karar elde etme hakkı ile birlikte sonuçları bakımından da kişilerin mülkiyet haklarının ölçüsüz şekilde sınırlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan maddeye dayalı olarak verilen kararlar da hukuka aykırı nitelikte olup, özellikle ek 17 nci maddenin 3 üncü Fıkrasında yer alan düzenlemenin de mevcut bir dava olmaksızın prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılmasını düzenlemesi, başka bir deyişle davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesinin düzenlendiği hususu ile Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra, mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17 nci maddenin 4 üncü Fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalktığı ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıf nedeniyle 3 üncü Fıkrasının da uygulanabilir hüküm olmaktan çıkarıldığı hususu birlikte düşünüldüğünde, eldeki dava bakımından teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın kaynağı olan temel yasa maddesi, yani 5510 sayılı Kanun’un 81 inci maddesi hükümlerinin davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
28.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.