Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2019/560 E. 2023/398 K. 12.07.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/560
KARAR NO : 2023/398
KARAR TARİHİ : 12.07.2023

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 436-8

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında, sanık …’ın mağdur …’a yönelik eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış nitelikli kasten yaralama suçunu oluşturduğundan bahisle Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince 04.11.2014 tarih ve 149-247 sayı ile; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK’nın) 86/1, 86/3-a-e, 87/1-d, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin oy çokluğuyla kurulan hükmün, mağdur … ve sanık … müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.10.2017 tarih ve 79-13314 sayı ile;
“(…)Resmi nikahlı evli olan mağdur … ile sanık … arasında mağdurun olaydan önce sürekli alkol alması nedeniyle tartışmalar yaşandığı ve bu sebeple husumet bulunduğu, olay günü de aynı sebepten tartıştıkları, mağdurun evden ayrılıp 3 şişe bira alarak tekrar eve geldiği, sanığın kapının emniyet kilidini kapatması nedeniyle mağdurun eve giremediği, kapıyı zorlayarak eve girdiğinde ise bu duruma sinirlenerek sanığı darp ettiği, bunun üzerine sanığın mutfaktan aldığı silahtan sayılan bıçak ile mağdurun kalbini hedef alarak bir kez vurmak suretiyle Sincan Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün 28.03.2014 ve 02.09.2014 tarihli raporlarında belirtildiği üzere sol meme medialinden parasternal hattan toraksa nafiz olan, pericart ve kalp yaralanması oluşturacak ve yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaraladığı, mağdurdan kan geldiğini görmesi üzerine eylemine son verdiği, mağdurun komşulardan yardım istemesi üzerine hastaneye kaldırıldığı ve hastanede ameliyata alınarak hayata döndürüldüğü olayda; sanığın hedef aldığı vücut bölgesi, yara yeri ve niteliği, kullanılan aletin elverişliliği birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu anlaşıldığından, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması yerine vasıfta yanılgıya düşülerek yazılı gerekçeyle kasten yaralama suçundan hüküm kurulması(…)” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece ise 11.01.2018 tarih ve 436-8 sayı ile; “(…)Suç kastının belirlenmesinde sadece yaranın yeri ve niteliği değil, taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek husumet bulunup bulunmadığı, suç aletinin niteliği, darbe sayısı, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme olanağı olup olmadığı, olayın akış ve nedeni, failin işlemeyi kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında engel bir nedenin olup olmadığı ve benzeri hususların bir bütün halinde değerlendirilmesi gerektiği, somut olayda; mağdur ile eşi sanık arasında öldürmeyi gerektirecek nitelikte husumet bulunmadığı, sanığın eylemini boğuşma esnasında gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında mağdurun kalbini doğrudan hedef aldığına dair kesin kanıtların mevcut olmadığı, kaldı ki bu yönde oluşan şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği, yara sayısının tek oluşu, sanığın hiçbir engel bulunmadığı halde eşi mağdurun yaralandığını farketmesi üzerine eylemine kendiliğinden son vermiş olması ve olay sonrasında evden çıkarak komşularından yardım isteme yönündeki çabaları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanık …’nın ortaya çıkan kastının yaralamaya yönelik olduğu sonuç ve kanaatine varılmakla bozma ilamına direnilerek sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu(…)” gerekçesiyle önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.03.2019 tarihli ve 76995 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 9987-17192 sayılı kararıyla Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
İnceleme dışı sanık (mağdur) … hakkında; sanık …’a yönelik eylemleri nedeniyle kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle, silahla tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ile hakaret suçundan kurulan düşme hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık …’ın mağdur …’a yönelik eylemi nedeniyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık …’ın mağdur …’a yönelik eyleminin, haksız tahrik altında işlenen nitelikli kasten yaralama suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
19.03.2014 tarihli yakalama ve muhafaza altına alma tutanağında; olay günü saat 17.45 sıralarında …. Mahallesi 1922 sokak 8/7 numaralı ikametgâhta kesici aletle yaralama olayının ihbar edilmesi üzerine, mağdur …’ın eşi sanık … tarafından bıçakla göğüs tarafından yaralandığının ve komşuları tarafından çağrılan ambulans ile hastaneye götürüldüğünün, tarafların lise öğrencisi olan müşterek çocukları Hüdaverdi Uludoğan’dan annesinin nerede olduğunun sorulması üzerine yakınlarının telefonuna ulaşıldığının ve sanığın kendi rızasıyla olay yerine gelerek kolluk görevlilerine teslim olduğunun, sanığın olayda kullandığı bıçağı olayın etkisiyle farkına varmadan yol üzerinde bir trafonun yanına attığını beyan ettiğinin, gösterdiği yere gidildiğinde namlu kısmı 13 cm, sap kısmı 12 cm ve toplam uzunluğu 25 cm uzunluğunda, üzerinde kan izleri bulunan suçta kullanılan bıçağın bulunduğunun yazılı olduğu,
19.03.2014 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağında; ihbara konu olayın gerçekleştiği adrese gidildiğinin, çevrede yapılan mülakatta, isminin bilmedikleri bir şahsın eşi ile tartıştığı, gri eşofmanlı bu bayanın saçları dağınık şekilde ve yalın ayakla 1922. Sokaktan Haydar Aliyev Parkı istikametine kaçtığını söylediklerinin, evin kapısının kapalı olduğunun ve merdivenlerde kan izleri bulunduğunun, suçun işlendiği daire kapısı açılarak içeri girildiğinde, salondaki televizyonun açık olduğunun, salonun girişinde yerde iki adet kan damlası izinin görüldüğünün, odada herhangi bir dağınıklık görülmediğinin belirtildiği,
Etimesgut İlçe Devlet Hastanesince düzenlenen 19.03.2014 tarihli adli raporda; sanığın alt dudağının sol köşe iç tarafında 1-2 cm ebadında ödem ve hassasiyet bulunduğunun, kanında alkol olmadığının bildirildiği,
Sincan Devlet Hastanesince düzenlenen 19.03.2014 tarihli genel adli muayene raporunda; mağdurun kesici delici alet yaralanmasıyla acil servise getirildiğinin ve alkollü olduğu tespit edilen hastanın sol meme medialinde kalbe nafiz cilt defekti bulunduğunun belirtildiği,
19.03.2014 tarihli Özel Etimed Hastanesi epikriz raporunda; mağdurun üzerinde yapılan ilk muayenede, sternum sol alt kenarında yaklaşık 2 cm muhtemel kesici delici alet yaralanmasına bağlı giriş deliği tespit edildiğinin, genel durumunun kötü olduğunun, acil koşullarda operasyona alındığının, sağ ventrikül ön yüzde yaklaşık 2 cm kesi mevcut olduğunun, sol toraks açılarak kesici delici alete bağlı giriş deliğinin eksplore edildiğinin, LIMA alt ucunun kesilmiş olduğunun görülerek bağlandığının ve hastanın yoğun bakıma alındığının yazılı olduğu,
28.03.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda; mağdurun vücudundaki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığının ve kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma sebebiyet verdiğinin belirtildiği,
02.09.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda; mağdurun vücudundaki bir adet kesici delici alet yaralanmasının sol meme medialinden parasternal hattan toraksa nafiz olduğunun, perikart ve kalp yaralanması oluşturduğunun bildirildiği,
UYAP sistemi üzerinden yapılan araştırmada; mağdurun eşi olan sanığa yönelik 05.11.2013 tarihinde (suç tarihinden yaklaşık dört ay önce) gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle hakkında basit yaralama, tehdit ve hakaret suçlarından kamu davası açıldığı hakkında evden uzaklaştırma kararı alınan mağdurun yargılama sırasında alkol aldığını, sanığa hakaret ve tehdit ettiğini kabul ettiği, yargılama neticesinde Sincan 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.02.2014 tarihli ve 1312-139 sayılı (suç tarihinden yaklaşık bir ay önceki) kararıyla, mağdurun nitelikli kasten yaralama ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine, hakaret suçundan ise davanın düşmesine karar verildiği, yaralama ve tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 09.05.2019 tarihli ve 3713-8493 sayılı kararıyla onanmasına karar verilerek kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur … kollukta; olay günü saat 17.00 sıralarında eşi olan sanıkla birlikte evde iken meyve bıçağı ile meyve soyduğu sırada bıçağın üzerine düştüğünü, ondan sonrasını hatırlamadığını, sanıktan şikâyetçi olmadığını, olayın kendi sakarlığı üzerine olduğunu,
Mahkemede; Sağlık Bakanlığında ambulans şoförlüğü yaptığını, olay günü alkollü olduğunu, sanıkla tartıştığını, sonra evden çıkarak bira alıp geri geldiğini, sanığın kapıyı arkadan kilitlediğini, kapıyı zorlayınca açıldığını, aldığı biraları dolaba koymak için mutfağa girdiğinde, sanığın “Koyma” demesi üzerine iteklediğini, sanığın eline bir bıçak aldığını, kendisinin “Beni mi vuracaksın” dediğini, “Vur, öleyim de kurtulayım” diyerek sanığın üzerine doğru gittiğini, bu sırada bıçağı tutup kendisine doğru iteklediğini, yaralandığını ve göğsünden kan geldiğini, sonra sağ elini yarasına bastırıp dışarı çıkarak komşusundan yardım istediğini, sonra apartman boşluğunda yere düştüğünü, sanığın bir suçu olmadığını, şikâyetçi olmadığını,
Bozma üzerine Mahkemede; sanığı tehdit etmediğini, başka erkeklerle görüştüğü gibi ithamda da bulunmadığını, olay günü geçen tartışmada kabahatin kendisinde olduğunu, bıçağı kendi kendine sapladığını, sanığın bir suçu olmadığını,
Tanık … aşamalarda; saat 17.00 sıralarında işe gitmek için hazırlandığı esnada apartmanda duyduğu gürültü üzerine aşağı kata indiğinde 7 numaralı dairede ikamet eden komşusu mağduru üzeri kanlı vaziyette gördüğünü, mağdurun ambulans çağırmasını söylemesi üzerine 112 acil servisi aradığını, olayın evin içinde olduğunu ve bir şey görmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık … soruşturma aşamasında; mağdurun 21 yıllık eşi olduğunu, mağdur ile son zamanlarda sürekli kendisini başka erkeklerle aldattığı yönünde tartışma yaşadıklarını, 19.03.2014 tarihinde de tartıştıktan sonra saat 16.50 sıralarında mağdurun kapıyı üzerine kilitleyip kendisine “Seni öldüreceğim, bu binadan ölün çıkacak” diyerek evden ayrıldığını, sonra saat 17.00 civarında elinde bira şişeleriyle eve geri geldiğini, kapıyı arkasından zincirle sürgülediği için içeri giremediğini, kapıyı zorlayarak içeri girdiğinde kendisini itekleyerek vurmaya başladığını, hemen mutfağa girdiğini ve eline bıçağı alıp “Seni öldüreceğim orospu, kiminle yattın?” dediği sırada kendisinin de mutfağa girdiğini ve bir başka bıçağı alıp karşılıklı boğuşmaya başladıklarını, o sırada elindeki bıçağın mağdurun karnına battığını, sonra korktuğu için bina boşluğuna çıkarak elinde bıçakla komşulardan yardım istediğini, bir komşusunun kendisini gördüğünü, komşusuna okuldaki oğlunu çağırmak istediğini söylediğini, cevap vermeyince panikle elindeki bıçakla parka doğru gittiğini, sonra elindeki bıçağı parkın duvar kenarına atarak Elvankent’te oturan abisinin yanına gittiğini, bıçağı öldürmek için değil, kendisini savunmak için aldığını, mağdurun kazara yaralandığını,
Mahkemede; mağdur ile alkollü olarak eve gelmesi nedeniyle tartıştıklarını, bunun üzerine evden çıkan mağdurun, 10-15 dakika sonra elinde siyah poşetle alkol alıp geldiğini, o sırada kapının arka kilidini taktığı için mağdurun kapıyı açamadığını, daha da kızdığını, kapıyı zorlayıp içeri girdiğini ve kendisine kafa ile vurduğunu, kendisinin de bunun üzerine mutfağa girip bıçak aldığını, bıçağı görünce “Ölmek istiyorum” dediğini ve kendisine vurmaya çalıştığını, kendisini savunmak için ne yaptığını hatırlamadığını, ancak mağdurdan kan geldiğini görünce yaralandığını anladığını, komşulardan yardım istediğini, eşinin kendisine hakaret ettiğini hatırlamadığını, kendisini ölümle tehdit ederken elinde silah olmadığını, sadece bira şişesi olduğunu, öldürme kastının olmadığını, kendisini savunmak için yaptığını, bilinçli olarak kalbinin üzerine vurmadığını, pişman olduğunu,
Bozma üzerine Mahkemede; mağdurun aşırı kıskançlığı olduğunu, sürekli başka erkeklerle görüştüğü yönünde kendisini suçladığını, olay günü de alkollü iken eve gelip tartıştığını, geri geldiğinde kapıyı kırarak içeri girdiğini, sonra üzerine saldırıp kendisini darp ettiğini, mutfakta yemek yaparken kullandığı bıçağın tezgâhın üzerinde olduğunu, eşinin “Kendimi öldüreceğim” diye bağırdığını, daha sonra çıkan kargaşada neler yaşandığını hatırlamadığını, bilincini kaybettiğini ve evden çıktığını, ilk gördüğü komşusundan yardım istediğini, abisinin evine giderken bıçağı yolda atmış olabileceğini, mağdurun kendisini tehdit edip etmediğini hatırlamadığını, eşinin kendisine “Bugün öleceksin” dediğini,
Savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler
5237 sayılı TCK’nın “Suça teşebbüs” başlıklı 35. maddesi;
“(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.
(2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.
5237 sayılı TCK’nın teşebbüsü düzenleyen 35. maddesinde; 765 sayılı TCK’nun aksine teşebbüs hâlinde cezanın belirlenmesi ile ilgili olarak eksik teşebbüs – tam teşebbüs ayrımına yer verilmemiş, adil ve eşit bir cezalandırma bakımından teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınması öngörülmüştür.
Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315).
Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK’nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır” şeklinde açıklanmıştır.
Kasten yaralama suçu ile kasten öldürme suçuna teşebbüs arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, sanığın kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun çözülmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüsü oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
Uyuşmazlığın isabetli şekilde çözüme kavuşturulması bakımından haksız tahrik kavramına dair açıklamalara da kısaca yer verilmesinde fayda bulunmaktadır.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, 765 sayılı Kanun’da yer alan “ağır – hafif tahrik” ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanık ile mağdurun yaklaşık 21 yıldır evli oldukları ve bu evlilikten iki çocukları bulunduğu, aralarında herhangi boşanma davasının bulunmadığı, ancak suç tarihinden yaklaşık 4 ay önce mağdurun sanığı darp ve tehdit etmesi nedeniyle hakkında kamu davası açıldığı, suç tarihinden yaklaşık bir ay önce açılan bu davada mağdurun bu suçlardan mahkûmiyetine karar verildiği, mağdurun olay günü saat 16.30 civarında eve alkollü bir şekilde gelmesi ve son zamanlarda kendisini aldattığı yönündeki sözleriyle sanığı suçlaması nedeniyle tarafların tartışmaya başladıkları, mağdurun sanığa “Seni öldüreceğim orospu kiminle yattın?” demesi üzerine sanığın eşine sinirlenerek çok fazla alkol aldığını söylediği, daha sonra mağdurun sanığa “Seni öldüreceğim, bu binadan ölün çıkacak” diyerek, evden çıktığı ancak yaklaşık 10-15 dakika sonra saat 17.00 sıralarında eve tekrar bu kez elinde üç şişe bira alarak geri geldiği, evin kapısının arkadan zincirle kilitli olduğunu gören mağdurun kapıyı zorlayıp kırarak içeri girdiği, elindeki bira şişelerini mutfaktaki buzdolabına koymak istediği sırada sanığın buna karşı gelmesi üzerine mağdurla sanık arasında bir arbede yaşandığı sırada sanığın mağdur tarafından iteklenmek ve darbedilmek suretiyle alt dudağında ödeme yol açacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralandığı, bunun üzerine sanığın mutfak tezgahındaki bıçağı aldığını gören mağdurun sanığa “Beni mi vuracaksın? Vur, öleyim de kurtulayım” dediği akabinde sanığın elindeki bıçağı mağdurun kalbine doğru bir kez etkili şekilde vurduğu, mağdurun göğsünden kan geldiğini gören sanığın elindeki bıçakla ve ayağına hiçbir şey giymeden evden koşarak kaçmaya başladığı, elindeki bıçağı en yakın parkın içinde bir trafonun yanına attığı ve abisinin evine gittiği, mağdurun ise yaralandıktan hemen sonra apartmanın içinde giysileri kanlı bir şekilde kanayan bölgeyi tutarken üst kat komşusu olan tanık Latif tarafından görüldüğü, mağdurun yardım istediği komşusunun ambulans çağırması üzerine götürüldüğü hastanede sol göğsünden toraksa nafiz ve hayati tehlike geçirmesine neden olacak şekilde yaralandığının tespit edildiği, acil ameliyata alınan mağdurun geçirdiği operasyonda kalp ve kalp damarındaki kesi onarıldıktan sonra yoğun bakımda tedavi altına alındığı ve yaklaşık 10 gün sonra taburcu edildiği anlaşılan olayda;
Sanıkla mağdur arasında aile içi şiddet düzeyine varacak bir husumet bulunması, son zamanlarda mağdurun sürekli şekilde eşini darp ve tehdit etmesi, suç tarihinden önce de evden uzaklaştırma kararı olan mağdurun olay günü de eve alkollü bir şekilde gelerek sanığı kendisini başkalarıyla aldattığından bahisle suçlaması ve darbetmesi, sanığın mutfağa gidip namlu kısmı 15 cm boyundaki öldürmeye elverişli bıçağı alarak mağdurun karşısına geçtiği sırada mağdurun sanığa “Beni mi vuracaksın?” şeklindeki hitabıyla eşi olan sanığa yönelen haksız davranışlarını sanığı küçümseyerek devam ettirmesi; sanığın, mağdurun kendisine karşı suçlamaları, tehdidi, eve alkollü gelmesi ve kendisini sürekli darbetmesinin yarattığı öfkenin tesiriyle mağdurun göğsüne bir kez ve etkili şekilde vurarak kalbe nafiz ve hayati tehlike geçirecek derecede yaralaması; ikametgâhta yapılan olay yeri incelemesinde salonun girişinde yerde iki damla kan izi bulunduğunun evin diğer odalarında başkaca bir bulgu veya dağınıklığa rastlanmadığının belirtilmesi; sanığın mağdurun karnından kan geldiğini görmesi üzerine acele bir şekilde evden kaçtığını savunması ve bu sırada herhangi bir şekilde yardım istediğinin dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamaması, mağdurun geçirdiği ağır operasyon sonucu 10 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra kurtarılması karşısında; sanığın eylemini karşılıklı bir hareketlilik veya arbede sırasında kendisine yönelen saldırıyı orantılı bir şekilde def etmek amacıyla gerçekleştirmediği, mağdurun gerek suçtan önceki gerekse suç tarihinde ağır haksız tahrik içeren davranışlarının yarattığı öfke ve şiddetli elemin tesiri altında, elinde mutfaktan aldığı bıçak varken mağdurun karşısına geçtiği, mağdurun en son “Beni mi vuracaksın?” şeklindeki kışkırtıcı sözü üzerine eylemini gerçekleştirdiği, mağduru etkisiz hâle getirdikten sonra ise ölüm sonucunun gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba sarf etmeksizin veya yardım talebinde bulunmaksızın koşarak evi terk ettiği, dolayısıyla sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği ve eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu, öte yandan mağdurun eşini son zamanlarda sürekli darp etmesi ve olay günü de her zamanki gibi eve alkollü gelmesi nedeniyle çıkan tartışmaya rağmen tekrar dışarı çıkıp eve alkol alıp getirmesi ve eşini ölümle tehdit ettikten sonra darbetmesi yönündeki davranışlarının haksızlığının ağırlığı nedeniyle sanığın cezasında en üst düzeyde haksız tahrik indirimi yapılması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, suçun niteliğinin tayininde yanılgıya düşülmesi isabetsizliğinden, aleyhe yönelen temyiz bulunmadığından ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulması suretiyle bozulmasına karar verilmelidir.
Suç vasfı yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin nitelikli kasten yaralama suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel Mahkemenin 11.01.2018 tarihli ve 436-8 sayılı kararına konu direnme hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,
2- Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.01.2018 tarihli ve 436-8 sayılı direnmeye konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu ve cezasında en üst düzeyde haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden, aleyhe yönelen temyiz bulunmadığından 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulması kaydıyla BOZULMASINA,
3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde yapılan ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 12.07.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede suç vasfı yönünden oy çokluğuyla, haksız tahrik nedeniyle uygulanacak ceza indiriminin en üst sınırdan yapılması gerektiği bakımından oy birliğiyle karar verildi.