YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/28599
KARAR NO : 2012/32109
KARAR TARİHİ : 01.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Dairemizin 08.02.2012 tarih 2009/20032 esas 2012/3845 sayılı onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 13.04.2012 tarih 2008/108095 sayılı itiraznamesi ile sanığın yaralama fiilini kasten değil bilinçli taksir ile işlediği gerekçesiyle Dairemiz onama kararının kaldırılarak bilinçli taksirle yaralama fiilini işleyip işlemediği yönünde mahkemesince bir değerlendirme yapılmak üzere yerel mahkeme kararının bozulması talebiyle Yüksek Yargıtay Birinci Başkanlığına dosyanın gönderilmesinden sonra 05.07.2012 tarih ve 6352 sayılı yasanın 99. maddesiyle ile 5271 sayılı CMK’nin 308. maddesine eklenen 2 ve 3. bentler ile aynı yasanın geçici 5. maddesi ile 5320 sayılı Ceza muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli hakkındaki Kanuna eklenen geçici 5. madde hükmü uyarınca Yüksek Yargıtay Ceza Genel kurulunca henüz karara bağlanmayan dosyanın itirazen incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi üzerine yapılan incelemede;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
2- İtirazla ile ilgili gereğinin yapılmak üzere dosyanın Yüksek Yargıtay Ceza Genel kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 01.10.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
25.04.2007 tarihinde saat 19.30 sıralarında sanık … ile tanık Sadık Karahan birlikte kahveye giderlerken; 20 yıllık komşuları ve arkadaşları olan
müşteki …’la karşılaştıklarında, Sanığın üzerinde taşıdığı kuru sıkıdan dönüştürülen ve 6136 Sayılı Kanun kapsamına giren silahını çekip, müştekiye doğru
yönelterek; “uzun zamandır nerelerdesin, neden görünmüyorsun, senin ayaklarına sıkayım mı ” sözünü söylerken elindeki tabancanın bir el patlamasıyla, müştekinin karın
bölgesinden hayati tehlike geçirecek biçimde yaralanması sonucu, sanık ve tanığın derhal müştekiyi hastaneyi götürüp tedavisini yaptırırlarken, hastahane polisinin olaya el koymasıyla soruşturma sürecinin başladığı olayla ilgili olarak;
Sanıkla, müştekinin 20 yıllık komşu ve arkadaş oldukları, dosya içerisindeki dinlenen taraf ve tanık beyanlarında; sanıkla müşteki arasında hiç bir husumetin bulunmadığı, sanığın müştekiyi kasten yaralama veya öldürme kastıyla üzerine doğru ve öldürücü bölgeyi hedef alacak biçimde ateş etmesini gerektirir aralarında hiç bir anlaşmazlığın bulunmadığı gibi aksini gösterecek veya belirleyecek dosya içinde herhangi bir delil de olmadığı, sanık ve olay yerindeki tanık Sadık Karahan ile kardeşiyle hastahanede ilgilenmek için olay sonrası hastahaneye gelip, müşteki kardeşiyle konuşan tanık Hüseyin Akbudak ‘ın olayın ertesi günü poliste, daha sonra mahkemede verdikleri bütün ifadelerinde; sanığın, müştekiye şaka yapmak isterken, istemeden tabancanın tetiğine dokunup müştekinin yaralaması olayının tamamen kaza sonucu olduğunu, kasti yaralamadığı gibi, kasten yaralanmasını gerektiren bir husumet ve anlaşmazlığın da bulunmadığını istikrarlı biçimde beyan ettikleri, olay sonrası müştekinin sanığı koruma amaçlı; kendisini plakasını alamadığı beyaz renkli reno araçtan ateş edip kaçanların yaraladığını beyan etmiş ise de, daha sonra doğruya yöneldiği, sanığın kendisini kazaen yaraladığını, şikayetçi olmadığını tüm aşamalarda ifade etmiştir.
Olay sonrası yapılan aramada, tabanca ve tabancaya ait şarjör ve içinde 4 adet dolu fişek olay yeri yakınlarında bulunmuştur.
Sanıkla, müşteki arasındaki eskiye dayalı bir dostluk ve arkadaşlık ilişkisi olduğu ve olay öncesi ve sonrası bu dostluk ilişkisinin devam ettiği dosya içindeki tüm beyanlardan bariz biçimde anlaşılmaktadır. Sanığın müştekiyi kasten yaralamasını gerektiren hiç bir delil olmadığı gibi, yakın mesafeden öldürücü bölgeye ateş etmesinin bir husumet gerektireceği, o zaman da kasten yaralama değil, öldürmeye teşebbüs olup olmadığının tartışılmasının kaçınılmaz olduğu,
Olayın öncesine dayanan dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinin olaydan sonra da devam ettiğine göre; mahkemesince ” bilinçli taksir veya olası kasıt ” suçlarının oluşup, oluşmadığı tartışılmadan, sanığın kasıtlı biçimde müştekiyi hayati tehlike tevlit edecek biçimde yaraladığına dair verilen hükmün dosya içinde mevcut delillerle hiç bir şekilde örtüşmediğinden, kararın bozulması yerine onanmasına yönelik çoğunluk düşüncesine katılmıyorum.