YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/44
KARAR NO : 2023/3752
KARAR TARİHİ : 14.06.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1547 Esas, 2021/1656 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/470 E., 2021/546 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette pay sahibi olduğunu, davalı şirkete FETÖ/PDY terör örgütü soruşturması kapsamında İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 23.01.2017 tarih ve 2017/236 D.İş sayılı kararı ile kayyım atanmasına karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından görevlendirilen kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyım heyeti ve TMSF yetkililerinin keyfi ve ihmali tasarrufları neticesinde şirketin ciddi miktarda zarara uğradığını, müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, kayyım heyetinin basiretli bir tacir gibi davranmadığını ileri sürerek müvekkilinin hissedarı olduğu davalı şirketin son 5 yıl için elde edilen karından kanun ve ana sözleşme gereği ayrılması gereken yasal miktarlar ayrıldıktan sonra geriye kalan miktardan müvekkilinin payına düşen bölümü hesap edilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00 TL’nin ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/40 E. sayılı dosyasında yargılanarak mahkemenin 21.02.2020 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği sabit olduğundan bahisle neticeten 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, davalı müvekkili şirkete İstanbul 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2017/236 D.İş sayılı kararı ile FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüyle irtibatı ve örgüte finansal desteği bulunduğuna dair tespitler gerekçe gösterilerek TMSF’nin kayyım olarak atanmasına karar verildiğini, davacı tarafın dava taraf ehliyetinin olmadığnı, davacının ortaklık payları bakımından hiçbir idare yetkisi bulunmadığını, dolayısıyla davanın öncelikle husumetten reddi gerektiğini, davacının taleplerini ceza mahkemesine sunması gerektiğini, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun (6758 sayılı Kanun) uyarınca müvekkili şirketin yönetimi TMSF tarafından yürütüldüğünden genel kurul yetkilerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) hükümlerine tabi olunmaksızın yürütüldüğünü, TMSF’nin davalı şirkete tedbiren kayyım olarak atandığını, ticari sebeplerle atanan kayyımlar ile karıştırılmaması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6758 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesinin 9 uncu fıkrası gereğince TMSF’nin kayyımlık görevini yürüttüğü şirketlerin genel kurullarının yetkilerinin 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF’nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin düzenlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu itibarla TMSF’nin aldığı kararlara karşı idari yargıda dava açılabileceği, dava konusu ihtilafın adli yargının görevi dahilinde bulunmayıp idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu davalarda görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi kapsamında kayyım atanmasına karar verilen davalı şirketin kayyım olarak atanan TMSF tarafından satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun’un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayımın işlemlerine karşı görevli mahkemenin ticaret mahkemeleri olduğunu, TMSF’nin kayyımlık görevinin kanun gereğince 31.07.2021 tarihinde kendiliğinden sona ereceğini, kamuya ve kişilere verilen zarardan bizzat sorumlu olacaklarının Anayasa Mahkemesi kararları ile sabit olduğunu, kovuşturma aşamasında şirketin işleyişi ve yatırımları konusunda deneyimi olmayan kayyım heyeti ve TMSF yetkililerinin ihmali ve keyfi tasarrufları neticesinde şirketin ciddi miktarda zarara uğradığını, davacının kayyım atanan şirkette sahip olduğu hisselerin Anayasa’nın 35 inci maddesi kapsamında mülk olduğunun sabit olduğunu, benzer şekilde şirket yönetiminin kamu gücü kullanılarak kayyıma devrinin ortakların mülkiyet hakkına müdahale olduğunu, usulsüz biçimde satış aşamasına getirildiği anlaşılan şirketin en büyük ortağının yok sayılamayacağını belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 133 üncü maddesi, 6758 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi, 6758 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve malvarlığının idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince kayyım olarak TMSF’ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun’un hükümleri ile bağlı olmaksızın genel kurulun yetkilerinin Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr payı istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile yargı yolu bakımından görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun’daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ortağı ve yöneticisi olduğunu, şirketin kayyım tarafından yönetilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, Sulh Ceza hakimliğince verilen kayyım atama kararının ölçülülük ve gereklilik ilkelerine aykırı olduğunu, şirketin zarara uğratıldığını, şirketin en büyük hissedarı olan müvekkilinin yok sayıldığını, kayyım heyetinin basiretli bir tacir gibi davranmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı şirkette hissesi bulunan davacıya son 5 yıl içinde elde edilen kârdan payına düşen miktarın hesap edilerek verilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.