Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2022/493 E. 2022/17487 K. 21.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/493
KARAR NO : 2022/17487
KARAR TARİHİ : 21.12.2022

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden reddine ilişkin hüküm hakkında Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili; 26.12.2019 tarihinde, müvekkilinin noterde düzenlenen satış sözleşmesi ile araç satın aldığını ve müvekkili adına aracın tescil edildiğini, 20.03.2020 tarihinde müvekkilinin satın almış olduğu araca çalıntı olduğu şüphesi ile el koyma kararı verildiğini, davaya konu araç çalıntı olduğu halde davalı tarafından tescil edilmesi nedeniyle davalı idarenin hizmet kusuru ile sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.880,00 TL’nin 20.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davanın idari yargı yolunda görülmesi gerektiğini, davacının zararına neden olayın müvekkili idarenin eyleminden kaynaklandığına dair bulgu olmadığını, bu durumda meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında nedensellik bağı bulunmadığından müvekkili idarenin sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre davalı tarafından yapılan işlemin “idari işlem” niteliğinde olduğu, bu işlemin davalı idarenin görevi kapsamında olup hiç yapılmaması, geç yapılması ya da gereği gibi yapılıp yapılmadığı hususunun idari yargı yerinin denetimine tabii olduğu ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi gereğince idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle HMK’nın 114/1-b maddesi gereğince davanın yargı yolu caiz olmadığından usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş; Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davacı vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 21.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY

Davacı vekili, müvekkilinin noterde düzenlenen satış sözleşmesi ile satın aldığı aracın muayenesini yaptırıp Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne müracaat ederek araç sahiplilik belgesi aldığını, daha sonra bu araca çalıntı olduğu şüphesi ile el konulduğunu, araç çalıntı olduğu halde tescil edilmesi nedeniyle davalı idarenin görevini yerine getirmediğini iddia ederek tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı taraf cevabında; davacı tarafından satın alınan ve kolluk tarafından el konulan araca ilişkin tüm satış işlemlerinin noter vasıtasıyla yapıldığını, davalı idareye mensup memurların görevinin noterlikçe tanzim edilen evrak gereğini kayıtlara intikal ettirmekten ibaret olduğunu ve aracın çalıntı kaydı mevcut değil ise şasi numarasından araştırılmasının da fiilen imkansız olduğunu, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; idarenin yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem veya işlemlerden doğan zararların, idare hukuku çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmesi gerekeceğinden, dava konusu uyuşmazlık hakkında idari yargı yolunun caiz olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nun 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine karar verilmiş; davacının istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı davacı temyiz etmiştir.
2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 5. maddesinde İçişleri Bakanlığının görevleri belirtilmiş; aynı maddenin 1/8 bendinde “Araçların tescil işlemlerini yaparak belge ve plaka vermek” de davalı bakanlığın görevleri arasında sayılmıştır.
Yine 2918 Sayılı K.T.K’nun 110. Maddesinde “işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür” düzenlemesi bulunmaktadır
Yukarıda anılan 2918 Sayılı kanunun 5/1-8 madde hükmü ile 110. madde hükmü birlikte gözetildiğinde, davalı bakanlığın araçların tescil işlemlerini yapma görevinin gereği gibi yapılmadığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olan temyize konu uyuşmazlığın çözümünde adli yargı görevlidir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.