Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2021/8870 E. 2023/3531 K. 02.10.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/8870
KARAR NO : 2023/3531
KARAR TARİHİ : 02.10.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/2146 E., 2020/216 K.
DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Davacı vekili 28.05.2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; davacının Hizbullah terör örgütü suçlamasıyla 29.03.2000 tarihinde gözaltına alınıp 05.04.2000 tarihinde tutuklandığını, 26.05.2000 tarihinde ise serbest bırakıldığını yapılan yargılama sonucunda davacı hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, bozma üzerine davanın düşürüldüğünü, ikinci kez bozma üzerine 6 yıl 3 ay hapis cezası ile mahkum edildiğini ve hükmün onandığını, onama üzerine 27.09.2013 tarihinde ceza evine girdiğini, 12.12.2017 tarihinde denetimli serbestlik tedbiri ile ceza evinden çıktığını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararıyla gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verildiğini, müvekkilinin 8 gün gözaltı ve 4 yıl 2 ay gibi uzun süre özgürlüğünden yoksun kaldığını, soruşturma ve yargılama sürecinde davacının koruma tedbirleri nedeniyle mağdur edildiğini konutunda arama yapıldığını bir takım kişisel eşyalarına el konulduğunu, gözaltına alındığında yasal haklarının kendisine hatırlatılmadığını, hakkında yapılan suçlamalardan haberdar edilmediğini, yargılamanın 11 yıl sürmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek 5271 Sayılı Kanunun 141 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen (a), (c), (d), (i), (j), (h), (g) bentlerinde düzenlenen tazminat isteme koşullarının oluştuğundan bahisle davacının süreçte çalışamaması nedeniyle 200.000,00 TL maddi, yaşadığı üzüntü ve 500.000,00 TL manevi tazminatın gözaltına alınma tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalı vekili 27.08.2018 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde, yetkili ve görevli mahkemeye açılıp açılmadığının araştırılması gerektiğini, davacı hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiğinden tazminat isteme koşullarının oluşmadığını, davacının talep ettiği zarara yönelik belge sunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

3.Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.10.2019 tarihli ve 2018/360 Esas, 2019/471 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

4. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 13.02.2020 tarihli ve 2019/2146 Esas, 2020/216 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

5.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.11.2021 tarih, 2020/38797 sayılı tebliğnamesi ile davacının temyiz talebi yerinde görülmekle hükmün bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Davacı vekilinin temyiz istemi;
Müvekkilinin haksız yere yaklaşık 4,5 yıl özgürlüğünün kısıtlandığını, uzun yıllar süren yargılama ile davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiğini, müvekkilinin uzun yıllar cezalandırılma tehdidi ile yaşadığını, anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin hukuki güvenilirlik ilkesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli yargılanma, eşitlik haklarının ihlal edildiğini, Yargıtay içtihatları gereği davacıya tazminata hükmedilmesi gerektiğini, davacı hakkında tazminat isteme şartlarının gerçekleştiğine, uzun süren yargılama nedeniyle ceza tehdidi altında yaşayan ve uzun süre hürriyetinden yoksun kalan davacı hakkında talep edildiği üzere maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine yöneliktir.

III. DAVA KONUSU
Temyizin kapsamına göre;

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Davacı hakkında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.04.2010 tarih ve 2008/411 esas 2010/229 karar sayılı kararıyla terör örgütü üyeliği suçundan 29.03.2000- 26.05.2000 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklu kaldığı, yapılan yargılama ile mahkumiyetine karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2012/4722 esas-2013/8722 karar sayılı ilamı ile onandığı, davacı kesinleşen kararı infaz etmek üzere 27.09.2013 – 12.12.2017 tarihleri arasında ceza evinde kaldığını, infaz sürecinde davacı tarafın başvurusu üzerine itiraz yoluyla Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 19.03.2018 tarih ve 2017/1400 esas-2018/704 karar sayılı ilamı ile sanık hakkındaki kamu davasının zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği, davacının göz altında ve tutuklulukta kaldığı süre nedeniyle talep ettiği tazminatın 466 sayılı Kanuna tabi olduğu, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi nedenine dayanağın tazminat isteminin 466 sayılı Kanunun birinci maddesinde tahdidi şekilde sayılan tazminat istenebilecek haller içinde bulunmadığından davacının göz altında ve tutuklulukta geçirdiği süreler nedeniyle talep ettiği maddi manevi tazminat talebinin şartları oluşmadığından reddine, davacının cezaevinde kaldığı 27.09.2013 – 12.12.2017 tarihlerde tutuklu olmadığı, anılan bu sürelerde zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilen hükmün infazının yapıldığı, davacının hükümlülükte kaldığı süre nedeniyle talep ettiği tazminatın 5271 sayılı Kanunun 141 ve devamı maddeleri kapsamında olduğu, kanunun 141 inci maddesinde düzenlenen tazminat istemlerinin dayanağının koruma tedbirleri olduğu, hükümlülükte geçirilen sürenin koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasının konusu olamayacağından, davacının hükümlülükte geçirdiği süreler nedeniyle talep ettiği maddi manevi tazminat talebinin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE
Tazminat davasının dayanağını oluşturan Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/411-2010/29 sayılı ceza dava dosyası kapsamında davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 29.03.2000-26.05.2000 tarihleri arasında 58 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonucunda davacının mahkumiyetine karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 10.06.2013 tarih, 2012/4722-2013/8722 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, kararın kesinleşmesi ile davacı 27.09.2013 – 12.12.2017 tarihleri arasında 1537 gün ceza evinde kaldığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19.03.2018 tarihli, 2017/1400-2018/704 sayılı kararıyla itirazın kabulü ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2012/4722-2013/8722 sayılı onama kararının kaldırılarak, davanın vaki zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunun (765 Sayılı Kanun) 102 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince düşmesine karar verildiği, gözaltına alınma ve tutuklanma tarihi itibariyle davanın 466 sayılı Kanuna tabii olduğu, hükmün infaz edildiği tarihler ve makul sürede karar verilmemesine yönelik talep yönünden, davanın, yargılamanın 5271 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonrada da devam etmesi nedeniyle, 5271 Sayılı Kanuna tabii olduğu anlaşılmıştır.

1.Davacının talebine konu 5271 Sayılı Kanunun 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (c), (i), (j) bentlerinde düzenlenen tazminat istenebilecek hallerin tedbir tarihinde yürürlükte bulunan 466 sayılı Kanunun birinci maddesinin (1)-(6) fıkralarında düzenlenmemiş olması, davacının tutuklandığı suç nedeniyle yapılan yargılama sonucu davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi, yine 466 sayılı Kanunda kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra yalnızca hakkında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veya beraatlerine veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenlerin tazminat isteyebileceklerinin hüküm altına alınması nedeniyle tazminat isteme koşullarının gerçekleşmediğinin kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu konudaki temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.

2. Davacı vekilinin dava dilekçesiyle davacının gözaltına alındığı sürede yakınlarına bilgi verilmediğine, yakalama sebepleri ve hakkındaki suçlamaların kendisine yazılı olarak bildirilmediğine yönelik iddiaların 466 Sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (2) ve (5) fıkralarında tazminat istenebilecek haller içinde düzenlendiği, bu tip taleplerin asıl davanın sonucuna bağlı olmayan ve asıl davada verilecek kararları etkilemeyecek talepler olduğundan davacı hakkında düşme kararı verilmiş olmasının tazminat isteme hakkını ortadan kaldırmayacağı anlaşılmış ise de; davacının 29.03.2000 tarihinde yakalanıp gözaltına alınmasının ardından, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.05.2019 tarih, 2017/12-535 Esas, 2019/422 ve 2017/12-536 Esas, 2019/423 Karar sayılı kararlarında vurgulandığı üzere 466 Sayılı Kanun gereğince 3 ay, 10 yıllık dava açma süresinin geçmesi nedeniyle davacının bu konudaki temyiz sebepleri de yerinde görülmemiştir.

3.Yukarıda izah edilen talepler bakımından tazminat isteme koşullarının gerçekleşmediğinde tereddüt bulunmamakla beraber, yargılamanın 5271 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra da devam etmesi nedeniyle yargılamanın makul sürede bitirilmediğine yönelik talebin 5271 sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilerek, yargılamanın 18 yıl kadar sürmüş olduğunun anlaşılması karşısında makul sürenin aşıldığının kabulü ile davacı lehine makul bir miktar sadece manevi tazminata hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.

4.Davacının mahkumiyet hükmünün kesinleşmesi ile cezanın infazı bakımından 27.09.2013 – 12.12.2017 tarihleri arasında 1537 gün ceza evinde kaldığı, 5271 sayılı Kanunun 144 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (c) bendinde genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülen kişilerin tazminat isteyemeyeceğinin belirtildiği, tazminat istemeyecek hallerin belirlenmesine ilişkin nedenlerin niteliği dikkate alındığında, bu hallerin, suçun işlenmesi sonrası değişen taraf iradelerine ya da devletin tasarruflarına dayalı olarak, sanığa ceza verilmemesini öngören kurumlar olduğu, belirtilen maddede, zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesi halinde, tazminat istenemeyeceğine dair açık bir düzenleme bulunmadığı gibi dava zamanaşımı süresinin dolması halinde düşme kararı verilmesi durumunda, bu hususun, dosyanın tarafı olan sanığın eylemlerinden kaynaklanmaması halinde, davacı lehine uğranıldığı iddia edilen zarara ilişkin, makul bir maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, davacının tazminat isteyemeyecek kişilerden olması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 13.02.2018 tarihli ve 2019/2146 Esas, 2020/216 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2023 tarihinde karar verildi.