Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2012/2404 E. 2012/23403 K. 08.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2404
KARAR NO : 2012/23403
KARAR TARİHİ : 08.11.2012

Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : TCK’nın 89/1-2.b, 62/1, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet.

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında 31/10/2008 tarihli kararla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, karara karşı Mahalli Cumhuriyet savcısı’nın 17/11/2008 tarihinde yaptığı itiraz üzerine mahkemece itiraz yerinde görülerek itiraz mercine gönderilmeksizin iş bu karar verilmiş olmakla; 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın aynı Kanunun 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğu, itirazın CMK’nın 268. maddesinin 2. fıkrası ile 3. fıkrasının c bendinde gösterildiği şekilde incelenmesi gerektiği, kararı veren mahkemenin itirazı yerinde gördüğü taktirde kararını düzeltebileceği, itiraz yerinde görülmez ise, itiraz dilekçesinin itirazı incelemeye yetkili merciye göndermesi gerektiği anlaşılmakla, tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ceza miktarına ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 08.11.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET GÖRÜŞÜ:
Sanık hakkında taksirle yaralama suçundan yapılan yargılama sonunda, İmamoğlu Asliye Ceza Mahkemesince 31.10.2008 gün ve 2008/63- 2008/117 sayılı kararla, sanığın TCK’nın 89/1-2/b, 62/1 ve 52/2-3 maddeleri uyarınca 2240 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, bu karara Mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından zararın giderilip giderilmediği araştırılmadan kararı verilmesinin isabetsiz olduğu görüşüyle itiraz edilmesi üzerine, kararına itiraz edilen Mahkemece itiraz yerinde görülerek verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına ve yeniden duruşma icra etmek suretiyle zararın giderilip giderilmediğinin araştırılmasına karar verilmiş, zararın giderilmediğinin saptaması üzerine de sanık hakkında 15.07.2010 gün ve 2008/63 – 2008/117 sayılı mahkumiyet hükmü tesis edilmiştir. Somut olayda verilen hükümde bir değişiklik yapılmadığından verilen hüküm kabul edilebilir ve sakınca doğurmayacak nitelikte ise de, böyle bir kabul halinde işten el çeken mahkemenin önceki hükmünü ortadan kaldırarak yeniden bir hüküm verilmesine yol açılacağından çoğunluğun hükmün onanması yönündeki kabulüne aşağıdaki gerekçelerle katılmamaktayız.
Söyleki;
1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olmakla birlikte, kararın niteliği itibariyle 5271 sayılı CMK’nın itirazı düzenleyen 267 ila 271. maddelerinin tamamının değil, ancak müessesenin ruhuyla çelişmeyen hükümlerinin uygulanması mümkündür. Nitekim bu husus Yargıtay CGK’nın 26.10.2010 gün ve 182/209 sayılı kararında açıkça vurgulanmıştır.
2- CMK’nın 268/2. maddesi hükmünden hareketle kararına itiraz edilen mahkemenin kararını düzeltmesi mümkün ise de, burada mahkemesine verilen yetki yalnızca kararını düzeltmekten ibaret olup, bu da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının büsbütün ortadan kaldırılması olmayıp, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki yanlışlıkların düzeltilmesiyle sınırlıdır.
3- CMK’nın 268/2. maddesi hükmünden hareketle önceki hükme müdahale edilmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü, hükmü vererek işten el çeken mahkemenin yasal olarak imkan bulunmamasına rağmen hükmüne yeniden müdahale etmesine veya hükmü değiştirmesine yol açar ki, bu kabul yargıya duyulan güveni zedeler.
4- Müessesenin kendine özgü yapısı itibariyle itiraza ilişkin hükümlerin aynen uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle, açık bir yasal düzenleme yapılmadığı sürece, karar ve hükümlere ilişkin müşterek hükümlerin müessesenin ruhuna uygun hükümlerinin birlikte uygulanmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Bu nedenlerle hükmün bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluğun aksi yönde oluşan kararına katılmamaktayız.