Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2012/34387 E. 2013/8188 K. 21.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/34387
KARAR NO : 2013/8188
KARAR TARİHİ : 21.03.2013

Konut dokunulmazlığını ihlal suçundan şüpheliler … ve … hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/05/2011 tarihli ve 2011/27133 soruşturma sayılı, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, (MANAVGAT) Ağır Ceza Mahkemesinin 26/12/2011 tarihli ve 2011/3033 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/04/2012 gün ve 110027 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, şikâyetçi …’in şüphelilerin eylemleri sebebiyle konut dokunulmazlığının ihlâl edildiği iddiası ile yürütülen soruşturma sonucu şikâyete konu olayın Hukuk Mahkemesine açılan davalara konu olduğu, bu sorunu mahkemenin vereceği kararın çözeceği ve mahkeme kararına uymayan şüpheli varsa Cumhuriyet Savcılığının olaya müdahil olacağı bu haliyle hukukî mahiyette ihtilaf olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir Öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen İşin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza allına almakla ve şüphelinin haklanın korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14/11/2007 tarihli ve 2007/9636-9375 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, şüpheli tarafından ibraz edilen dilekçede belirtilen Kemer Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/86 esas sayılı dosyası, Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/273 esas sayılı dosyası, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/194 esas sayılı dosyası getirtilerek incelenmeleri gerekirken, müştekinin yaptığı şikâyet üzerine müştekinin ifadesinin alınması dışında araştırma yapılmadığı, ortada 5271 sayılı Kanun’a uygun bir soruşturmanın bulunmadığı bir durumda, anılan Kanun’un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Şüpheliler … ve … hakkında, konut dokunulmazlığını ihlal suçundan yapılan soruşturma sonucunda, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 20/05/2011 tarihli kararı ile olayın hukuki ihtilaf olduğu gerekçesiyle, takipsizlik kararı verildiği, müşteki …’in karara süresinde itirazı üzerine, merci Manavgat Ağır Ceza Mahkemesinin 26/12/2011 tarihli kararı ile itirazın reddine karar verildiği, kesin olan bu karara karşı müştekinin eksik soruşturma yapıldığına ilişkin müracaatı üzerine, konut dokunulmazlığını ihlal suçu yönünden Kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik, eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle yapılan itirazın reddine dair merci kararının, hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinin 1. fıkrasında “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” 2. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.” 173. maddesinin 3. fıkrasında ise “Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder;” hükümleri yer almaktadır.
Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. maddesi uyarınca da, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere etkili bir başvuru yapma hakkı tanınması zorunlu olup, anılan hükmün uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında (Örn: Vilko E. – Finlandiya kararı 2007; Sürmeli – Almanya kararı 2006) etkili başvuru yolunun hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması gerektiği belirtilmektedir.
İncelenen dosyada, müşteki … ile boşandığı eşi şüpheli … arasında bir kısım arazi ve gayrimenkullerin zilyetliği ve mülkiyeti hususunda ihtilaf bulunduğu, bu konular ile ilgili değişik mahkemelerde görülen davaların bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak müşteki … ve vekilinin dosyaya ibraz etmiş oldukları değişik tarihli dilekçelerde, şüpheli …’in 20/07/1992 tarihli ev satış senedi ile satın aldığı prefabrik yapının bulunduğu yer ile, müştekinin konut dokunulmazlığını ihlal iddiasında bulunduğu 3 katlı evin farklı yerler olduğu ileri sürülmüştür. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca, bu konu ilgili herhangi bir araştırma yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Bu nedenle konunun açıklığa kavuşturulması için, müştekinin dosyaya ibraz etmiş olduğu 23/01/2012 tarihli dilekçesinde belirtilen, konut dokunulmazlığını ihlal iddiasına ilişkin 3 katlı evin bulunduğu yer ile, şüphelinin dosyaya ibraz ettiği 1992 tarihli ev satış senedinde belirtilen yerin aynı olup olmadığı, suça konu yerin boşanma tarihinden önce mi yoksa sonra mı yapıldığı, ilgili hukuk mahkemesi dosyaları da incelenmek suretiyle belirlenerek, sonucuna göre şüphelilerin hukuki durumunun belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle itiraz merciince soruşturmanın eksik yapılmış olduğu gözetilerek, gereğinin takdir edilmesi gerekirken itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır.
Somut olayda, CMK’nın 160. maddesinin Cumhuriyet Savcısına yüklediği maddi gerçeği araştırma sorumluluğunun gereği, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca yerine getirilmemiştir. Ancak bu durumda soruşturmanın hangi merci tarafından yapılması gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. YCGK’nın, 04.12.2007 tarih ve 2007/247-257 sayılı kararında özetle “Cumhuriyet Savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet Savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet Savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki bu CMK’nın getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır.” denilerek soruşturma eksikliğinin nasıl giderilmesi gerektiği gösterilmiştir. Yapılan açıklamalara göre itiraz merciinin, itirazı kabul edip dosyayı soruşturmayı tamamlaması için Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi gerekmektedir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- (MANAVGAT) Ağır Ceza Mahkemesinin 26/12/2011 tarihli ve 2011/3033 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2- Aynı yasa maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin itiraz mercii tarafından mahallinde tamamlanmasına, 21.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.