Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2010/16375 E. 2012/13329 K. 04.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/16375
KARAR NO : 2012/13329
KARAR TARİHİ : 04.06.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Mühür bozma, imar kirliliğine neden olmak
HÜKÜM : Hükümlülük, düşme

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre mühür bozma suçuna yönelik katılma talebinde bulunan ancak talebi karar bağlanmayan müşteki Muğla Belediyesi vekilinin temyiz dilekçesini katılan sıfatı ile verdiği de dikkate alınarak CMK 237/2. maddesine göre kanun yolu muhakemesinde katılma talebinin kabulü ile yapılan incelemede ;
1-Sanığa yükletilen mühür bozmak eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı;
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,
2-İmar kirliliğine neden olmak suçundan kurulan hükmünde yerinde olduğu,
Anlaşıldığından sanık … müdafii ile katılan … Belediyesi vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 04/06/2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Sanık hakkında imar kirliliğine neden olma ve mühür bozmadan iki ayrı dava açıldığı; bağlantı olduğu gerekçesiyle davaların daha önce açılmış olan imar kirliliğine neden olma dava dosyasında birleştirilmiştir.

Yakınan idare beraatla sonuçlanan imar kirliliğine neden olmak suçundan temyiz isteminde bulunmuş; ancak mahkumiyetle sonuçlanan mühür bozma suçundan temyiz isteminde bulunmamıştır.
Yerel mahkeme mahkumiyetle sonuçlanan mühür bozma suçundan, katılan sıfatını almadığı halde, idare lehine vekalet ücretine karar vermiştir.
Yakınan idare mühür bozma suçundan açık temyiz ve dolayısıyla katılma konusunda Yargıtay’ın karar vermesini istememiştir. Bu durumda, mahkumiyet kararı verilen mühür bozma suçundan idare lehine vekalet ücretine hükmolunmaması gerekirdi. Bu durumda sadece sanık tarafından temyiz edilen ve yakınıcı idare tarafından temyiz edilmeyen bir konuda, idarenin katılmasına karar verilerek idare lehine verilen vekalet ücretinin yerinde olduğuna karar verilmemesi gerekir.
Hukukumuzda katılma kararı iki şekilde verilebilmektedir.
Birincisi ve asıl katılma kararı verilme biçimi, esas mahkemesince verilmesidir. Yasadaki “kamu davasına katılma” başlıklı düzenlemeye göre, “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler” (m.237/1).
İkinci katılma biçimi temyiz aşamasında mümkündür. Temyiz aşamasındaki katılmayla ilgili düzenlemeye göre ise, “Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır” (m.237/2).
Bu düzenlemeler göstermektedir ki, asıl katılma kararını esas mahkemesi verebilir; temyiz mahkemesinin katılma kararı kimi koşullara bağlanmıştır. Temyiz mahkemesinde katılma kararı, “ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri”nin, “kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır” (m.237/2). Dolayısıyla temyiz mahkemesinde katılma istekleri konusunda karar verilebilmesi için, katılmaya hakkı olan tarafın katılma isteğini temyiz dilekçesinde “açıkça belirtilmesi” şarttır. Bu şart olmadan temyiz mahkemesinin katılma kararı vermesi mümkün değildir. Bu husus aslında bir hakkın kullanımı olup, böyle bir hakla ilgili olarak, “ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan” veya “karara bağlanmayan katılma istekleri” konusunda, temyiz dilekçesinde açıkça katılma talebi yoksa, temyiz davasının incelenmesi sırasında katılma kararı verilemez.
Bu yaklaşımın gerekçesini CYY’nın 237/2 nci maddesindeki düzenlemeden çıkarmak mümkün olduğu gibi, katılma kararının verilme yöntemini belirleyen CYY’nın 238 nci maddesinden de çıkarmak mümkündür. Çünkü katılma kararı verilirken uyulması gereken kurallar vardır. Bu kurallara bağlı olunması gerektiğinden, yasa koyucu katılma kararının kural olarak esas mahkemesince verilmesini haklı olarak kabul etmiştir.
Yasanın “katılma usulü” başlıklı 238 nci maddesindeki düzenlemeye baktığımızda, katılma kararı verilmeden önce, katılma isteği konusunda, esas mahkemesince, “Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir” (CY, m.238/3). Temyiz mahkemesinde söz konusu dava taraflarından görüş sorulmasındaki güçlük nedeniyle, katılma kararında ana kural esas mahkemesinin değerlendirme yapmasıdır. Buna karşın yasa koyucu, katılanın haklarının kaybolmaması için temyiz mahkemesine de istisnaen ve bu konuda açık talep olması kaydıyla katılma kararı verme yetkisini kabul etmiştir.
Bir başka deyişle, temyiz davası gibi, katılma da isteme bağlıdır. Yasa maddesindeki, “duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur” (CYY, m.238/2) şeklindeki düzenleme, esas mahkemesinde şikayetçi olduğunu belirtmekle beraber, katılma iradesinin ortaya konmasının sağlanması için mahkemenin tarafa hakkını hatırlatmasına işaret etmektedir. Yasa koyucu esas mahkemesindeki bu hatırlatmaya katılma

iradesinin ortaya konup karara bağlanması bakımından katılana, hükmü temyiz etmek kaydıyla ve temyiz dilekçesinde bu konuda açık talepte bulunma hakkını vermiştir. Yakınan temyiz mahkemesinden açıkça katılmayı karara bağlama isteminde bulunmamışsa, kural olarak temyiz mahkemesi kendiliğinden buna yetkili olmayıp, kararı katılma konusunda karar verilmek üzere bu noktadan bozarak esas mahkemesine göndermelidir.
Somut olayımızda, idare, mahkumiyetle sonuçlanan ve lehine vekalet ücretine karar verilen hükmü temyiz etmediği ve dolayısıyla katılanlık konusunda özel talepte bulunmadığı için, CYY’nın 237/2 nci maddesindeki koşullar oluşmadığından, temyiz davasının sadece sanık tarafından temyizi üzerine katılma kararı vermesi ve sonuçta, hükmolunmaması gereken vekalet ücretinin yerinde olduğu değerlendirmesinde bulunması mümkün değildir.
Tüm bu nedenlerle, yakınıcı kurum vekilinin mühür bozma suçu yönünden temyiz istemi ve bu konuda açıkça talep olmaması nedeniyle, vekalet ücretinin çıkarılarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle yüksek çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. 4.6.2012