YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/3381
KARAR NO : 2023/4186
KARAR TARİHİ : 27.09.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/343 E., 2022/380 K.
KARAR : Davanın reddi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; Bitlis ili, Tatvan ilçesi, Karşıyaka Mahallesi, Bulaklarbaşı Mevkiinde bulunan yaklaşık 700 metrekare büyüklüğündeki taşınmazın, 25 yılı aşkın süredir tarım arazisi olarak kullanıldığını, tapu sicilinde herhangi bir şahsın adına kaydının bulunmadığını, belediye ve Hazine ile de bağlantısının söz konusu olmadığını, zira yıllardır müvekkilinin tasarrufunda bulunan bu alanın kamu malı vasfını taşımadığını, özel mülkiyet konusu olmaya elverişli taşınmazlardan olduğunu, aynı mevkide 209 ada, 43 ve 44 numaralı parsellerin, tapu sicilinde müvekkil adına kayıtlı bulunduğunu, dava konusu taşınmazın bu parsellerin bitişiğinde; 44 ve 45 numaralı parseller arasında bulunan bir alanı oluşturduğunu, kendisine ait arazilerle birlikte bu alan üzerinde de takriben 25 yıllık bir süredir fiili olarak malik sıfatı ile tasarruflarda bulunduğunu, dava konusu taşınmazın zilyetlik nedeni ile adına tescili için gerekli koşulların oluştuğunu belirterek, adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Belediye vekili, dava konusu yerin tapulama esnasında tescil harici bırakıldığını, Tatvan Belediyesinin mücavir alanı dahilînde olup, imar sınırları içerisinde yer aldığını, Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi gereğince, söz konusu arazi imar planı dâhilinde olduğu için zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, açıklanan tüm sebeplerle haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın kural olarak TMK’nın 715. maddesinde düzenlenen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin olağanüstü zamanaşımı yolu ile iktisabı mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazın belediye imar sınırları içinde kaldığını, Kadastro Kanun’un 17. maddesi gereğince imar planı dahilindeki taşınmazların olağanüstü zamanaşımı yolu ile kazanılması söz konusu olmadığını, dava açısından hak düşürücü sürenin gözönünde bulundurulması gerektiğini, izah edilen sebepler ve re’sen gözetilecek nedenlerle, usul ve yasaya aykırı olan davanın reddine, dava konusu taşınmazın “Hazine adına tesciline” her türlü yargılama giderinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 22.04.2014 tarihli ve 2014/384 Esas, 2015/628 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 2021/153 E. 2021/1988 K. sayılı ilamı ile “Bilindiği üzere ve kural olarak kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan bir yer için tespit öncesi zilyetlik hukuksal nedenine dayanılması halinde tespit dışı bırakılma tarihinden, davanın açıldığı tarihe kadar makul sürenin kaçırılmaması gerekir. Tespit sonrası imar-ihya ve zilyetlik nedenlerine dayalı tescil isteklerinde ise, tespit dışı bırakıldığı tarihten davanın açıldığı tarihe kadar, öncelikle imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren yirmi yıllık sürenin aralıksız-çekişmesiz davacı yararına gerçekleşmesi zorunludur.
Somut olayda; dava konusu taşınmazın 26.03.1990 tarihinden bu yana kesinleşmiş imar uygulaması sonucu “yol” vasfı ile tespit edilmiş olup, bu tarihten önceki zilyetlik ispatlanamadığından, zilyetlik yolu ile kazanılması mümkün değildir. Ayrıca, kesinleşmiş imar uygulamasından sonra zilyetlik yoluyla kazanıma ilişkin dava makul sürede açılmadığından dinlenemez.
O halde mahkemece, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uymayan ve yasal dayanağı gösterilmeyen yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. “hüküm bozulmuştur
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma kararına uyarak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı, fen bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu taşınmazın, daha önce tek parça halinde 17572 m2 iken ilk sahiplerinden satış yoluyla kardeşlerine satıldığını ve ifraz edildiğini, ifraz sonucunda 1989 yılında dava konusu alan yol olarak terkedildiğini,.1990 yılında da kardeşlerine ait olan gayrimenkuller satın aldığını, dinlenen tanıkların dava konusu alanı daha önce kardeşi Selahattin Tunç’un kullandığını, daha sonra da burayı davacının satın alarak kullanmaya başladığını söylediklerini, bu nedenle eklemeli zilyetlik hükümlerinin bu olayda uygulanması gerekirken uygulanmamasının hatalı sonuca ulaşılmasına sebep olduğunu belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
2. Ayrıca mahalli bilirkişilerin beyanlarında anlattığı ve keşifte yapılan gözlem ile de sabit olduğu üzere bu alan kültür arazisi olarak kullanılmış ve hiç bir zaman yol olarak kullanılmamıştır.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık,TMK 713 vd. maddeleri gereği tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi, “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.”
2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü maddesi, “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir. “
3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17 nci maddesi, “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.” hükümlerini içermektedir.
3. Değerlendirme
1. Davacı …, Bitlis ili, Tatvan ilçesi, Karşıyaka Mahallesi, Bularbaşı Mevkiinde kain kendisine ait 209 ada 43 parsel ile 209 ada 44 parsel sayılı taşınmazların sınırında yer alan ve kadastro tespiti sırasında tarla iken 01.12.1989 tarihinde 3194 sayılı Yasa’nın 15. ve 16. maddelerine göre yapılan ifraz işlemi ile “yol” olarak ifrazına karar verilen ve 26.03.1990 tarihinde paftasında yol olarak gösterilen taşınmaz hakkında, 25 yılı aşkın süredir tarım arazi olarak kullanıldığı gerekçesiyle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Yargıtay tarafından dava konusu yerin imar planında yol olarak bırakıldığı ve davacının zilyetliği ispatlanamadığından davanın reddi gerektiği gerekçesi ile kesin bozma yapılmıştır. Mahkemece kesin bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmesi yerindedir.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.