Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2011/19308 E. 2012/7899 K. 04.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/19308
KARAR NO : 2012/7899
KARAR TARİHİ : 04.04.2012

Sağlık mesleği mensuplarının öğrendiği suçu bildirmemesi suçundan sanık …’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 280/1, 62/1, 52/2. maddeleri gereğince 500 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Karaman Sulh Ceza Mahkemesinin 07/11/2006 tarihli ve 2005/1221 esas, 2006/702 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 19/08/2011 gün ve 43874 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28/09/2011 gün ve 270910 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında
“1-Suç tarihinin 01/02/2005 olduğu somut olayda, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi 3. fıkrasında yer alan “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenlemeye ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7, maddesine nazaran lehe kanunun tespit edilerek uygulama yapılması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde,
2-Sanığın sağlık mesleği mensuplarının öğrendiği suçu bildirmemesi olarak tespit edilen eyleminden dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 280/1. maddesince temel ceza olarak 1 ay hapis cezası ile cezalandırılması şeklinde hüküm kurulmuş ise de, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun cürmü haber vermekte zühul suçunu düzenleyen 530. maddesinde hafif para cezasının öngörülmesi ve ön ödemeyi gerektiren bir kabahat niteliğinde olması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi nazara alındığında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/6. maddesinde öngörülen altı aylık asli zamanaşımı süresinin suç ve iddianamenin düzenlendiği tarihler arasında gerçekleştiği gözetilmeksizin karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
5237 sayılı T.C.K.1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmekle bu tarihten önce işlenen suçlar açısından anılan Yasanın zaman bakımından uygulama başlıklı 7/2 maddesi uyarınca failin lehine olan yasanın saptanması gerekmektedir. Lehe yasanın belirlenmesinde izlenecek yöntem ve uygulamanın nasıl yapılacağı 5252 sayılı Yürürlük ve Uygulama Yasasının 9/3 maddesinde “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” biçimindeki hüküm ile açıklığa kavuşturulmuştur. Yargıtay İBK’nun 23.02.1938 tarih ve 1938/ 23-9, YCGK’nun 14.10.1985 tarih ve 1985/194-525, 25.05.1999 tarih ve 1999/133-142, 23.12.2003 tarih ve 2003/270-290, 30.03.2004 tarih ve 2004/46-78, 20.9.2005 tarih ve 2005/99-103, 27.12.2005 tarih ve 2005/162-173 sayılı kararlarında da lehe yasa belirlenirken gözetilecek ilkeler ve ölçütler gösterilmiştir. Anılan kararlardan sonuncusunda,
“…………..sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerektirir.” denilmektedir.
İncelenen somut olayda mahkemece, failin lehine olan yasanın belirlenmesi açısından herhangi bir karşılaştırma yapılmamıştır. Bir başka deyişle 5237 sayılı Yasanın 7/2. maddesi hükmü gözetilmemiştir. Sanığın sabit kabul edilen eylemi, görevi sırasında öğrendiği suçu yetkili makamlara bildirmemektir. Sanığa yükletilen eylemin yaptırımı, failin sıfatına göre değişmektedir. Fail Karaman’daki bir devlet hastanesinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak çalışan bir hekim ve dolayısıyla bir kamu görevlisidir. Kamu görevlilerinin suçu bildirmeme eylemleri, 765 sayılı T.C.Y.’nın 235. ve 5237 sayılı T.C.Y.’nın 279. maddelerinde düzenlenmiştir. Eski ve yeni ceza yasaları uygulamasında devlet hastanesinde uzman hekim olan sanığın suçu bildirmeme eylemi 765 sayılı T.C.Y.’nın 530. ve 5237 sayılı T.C.Y.’nın 280. maddesi kapsamında değerlendirilmemektedir. Anılan son iki yasa hükmünün yalnızca kamu görevlisi sayılmayan sağlık mesleği mensupları hakkında uygulanabileceği kabul edilmektedir. Ceza uygulamasını her iki yasa yönünden sanık yararına, alt sınırlardan uzaklaşmadan somutlaştırdığımızda aşağıdaki sonuçlara ulaşılacaktır.
1)765 sayılı T.C.K.’a göre verilebilecek ceza: Sanığın, T.C.K.’nun 235/1 maddesi uyarınca, 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen ceza aynı Yasanın 59/2. maddesiyle takdiren 1/6 oranında indirilerek sanığın 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince özgürlüğü bağlayıcı cezanın günlüğü suç tarihi de gözetilerek takdiren 12 TL’dan, paraya çevrilerek sanığın sonuç itibariyle 1.200 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına,
2)5237 sayılı T.C.K.’a göre verilebilecek ceza: Sanığın, T.C.K.’nun 279/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanığa verilen ceza aynı Yasanın 62/1. maddesiyle takdiren 1/6 oranında indirilip 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, T.C.Y.’nın 50/1-a ve 52/2 maddeleri gereğince özgürlüğü bağlayıcı cezanın günlüğü takdiren 20 TL’dan, paraya çevrilerek sanığın sonuç itibariyle 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına.
Hukuka uygun nitelendirmeye göre elde edilen sonuç cezalar karşılaştırıldığında, 765 sayılı T.C.K.’nun failin lehine olduğu anlaşılmaktadır. Ancak mahkemenin hukuki nitelendirmede yanılgıya düşerek yaptığı ceza uygulamasının yukarıdaki sonuç ceza miktarlarına göre daha lehe olduğu görülmektedir.
Yasa yararına bozma konusu yapılan birinci hukuka aykırılığın yerinde görülmesi nedeniyle diğer hukuka aykırılığın, kabule göre bozma nedeni oluşturduğu açıktır. Y.C.G.K.’nun 13.6.2006 tarih ve 2006/151-157 sayılı kararında “Öte yandan, yasa yararına bozma kurumu, kesin hükmün otoritesini etkileyen, ileri sürülen hukuka aykırılıkların saptanması ile sınırlı ve bu aykırılıkların savunma hakkını kısıtlama veya kaldırma sonucunu doğurduğu yahut hükmü etkilediğinin belirlenmesi durumunda, hükmün bu nedenlere dayalı olarak bozulmasını gerektiren, olağanüstü yasa yoludur. Yargıtay’ın olağan yasa yolu olan temyiz denetimi sırasında yasaya ve yargısal kararlara dayalı olarak gerçekleştirdiği uygulamaların tümünün, yasa yararına bozma kurumunda da geçerli olduğu söylenemez. Dolayısıyla, Yargıtay’ın öğretici ve yol gösterici niteliği gereği temyiz denetimi sırasında uyguladığı “kabule göre bozma” yöntemine, istisnai ve olağanüstü bir yol olan yasa yararına bozma istemi üzerine yapılan incelemede başvurulması sistemin özüne aykırıdır. Özel Daire kararı bu yönüyle de isabetli bulunmamıştır.” denilerek olağanüstü nitelikte bir yasa yolu olan yasa yararına bozmanın kapsamı açıklığa kavuşturulmuştur. Bu durumda sanığın eyleminin, 765 sayılı T.C.Y.’nın 530. maddesine uyduğu ve anılan yasa maddesinde öngörülen yaptırımın tür ve miktarına göre sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi gerektiğine ilişkin yasa yararına bozma nedeninin esastan incelenmesi olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle, sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi gerektiğine yönelik olarak ileri sürülen hukuka aykırılığın, esastan incelenebilme olanağı bulunmadığından, Adalet Bakanlığının bu konudaki kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, ancak sanık lehine yasanın belirlenmesi amacıyla herhangi bir karşılaştırma yapılmamasıyla ilgili istem yerinde bulunduğundan, sağlık mesleği mensubunun öğrendiği suçu bildirmemesi suçundan sanık … hakkında Karaman Sulh Ceza Mahkemesince 7.11.2006 tarih ve 2005/1221-2006/702 sayı ile kesin nitelikte verilen kararın, 5271 sayılı C.Y.Y.’nın 309/3 maddesi uyarınca sanık aleyhine sonuç doğurmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA, 04/04/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.