YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/30502
KARAR NO : 2012/24608
KARAR TARİHİ : 12.11.2012
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede ;
Sanığa yükletilen tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanık …’ün ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 12.11.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY: Yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı yasalarda değişiklik yapılması konusunda düzenleme getiren 2.7.2012 gün ve 6352 sayılı Yasa’nın (R.G.5.7.2012, Sayı: 28344) Geçici Madde 1/1’deki düzenlemesine göre, “31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibariyle adli para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;
a)Soruşturma evresinde, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakeme Kanununun 171’nci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,
b)Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,
c)Kesinleşmiş olan mahkumiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir”.
Maddede, yasa koyucu, “basın ve yayın yoluyla” yahut “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” işlenen suçlar bakımından, adli para cezası veya üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren suçlarla ilgili olarak, evrelere göre, “kamu davasının açılmasının ertelenmesi”, “kovuşturmanın ertelenmesi” veya “infazın ertelenmesine” karar verileceğini öngörmüştür.
Bu düzenlemede, “karar verilir” denmek suretiyle, yukarıdaki ceza miktar ve türü dışında bir koşul da aranmaksızın takdire de yer bırakılmaksızın uygulama kabul edilmiştir.
Burada, “basın ve yayın yoluyla” kavramı için Basın Yasasına göre değerlendirme yapılacaktır.
Ancak “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” kavramını açıklığa kovuşturmak gerekir.
“Basın ve yayın yoluyla” kavramı içerisinde yer almayan düşünce ve kanaat açıklama yöntemlerinin neler olabileceği açıklamaya muhtaçtır.
Ancak, “sair” denmek suretiyle, “herhangibir” biçimdeki açıklamaların buraya dahil edilmesi gerekir.
Düşünce ve kanaat açıklaması Anayasaya göre, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama veya yayma hakkına sahiptir” (m. 26/1, Birinci cümle). Aynı maddede bu özgürlüğün hangi hallerde sınırlanabileceğine de yer verilmiş (m.26/2) ve konunun düzenleniş biçimi yasaya bırakılmıştır(m.26/son).
6352 Sayılı Yasayla getirilen düzenlemede, suç teşkil eden düşünce açıklamalarıyla ilgili soruşturma, kovuşturma ve verilmiş cezalar bakımından ertelemeye yer verilmiştir. Dolayısıyla, sadece basın ve yayın yolu ile sınırlı yorum yapmak, hem maddedeki “sair düşünce ve kanaat açıklama” kavramlarının içeriği ile, hem de düşüncenin bölünmezliği ilkesine aykırılık oluşturur. Çünkü düşüncenin sadece basın ve yayın yoluyla veya bir bilimsel çalışma sırasındaki açıklanış biçimini bu kapsamda görüp, diğer (sair) düşünce açıklamalarını kapsam dışı bırakmak, düşüncenin açıklanması bakımından, “düşünceyi ve açıklamasını bölmek” olur. Zaten yasa koyucu “sair” ve devamındaki kavramlarla, tüm düşünce açıklamaları bakımından ertelemeye yer vermiştir. Böyle bir düzenlemeyi sadece “basın ve yayın yoluyla” açıklamalarla sınırlı tutmak, düşünceyi açıklama özgürlüğünün özüne aykırı olur. Çünkü düşünce açıklaması, sadece basın ve yayın yoluyla olmayacağı gibi, işaretle, sözle, resimle v.s. de olur.
Yasa koyucunun 6352 sayılı yasayla getirmek istediği husus, suçun sadece “düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” ilgili olmasıdır. Dolayısıyla, düşünce açıklama yöntemi olmayan, örneğin darp etme, ızrar gibi eylemler kapsam dışıdır.
Diğer yandan, geçici maddedeki düzenleme, suç teşkil etmeyen düşünce açıklamasıyla ilgili değildir. Çünkü suç teşkil etmeyen düşünce açıklaması zaten dava konusu olmayacağından, geçici madde 1 ile getirilen husus, düşüncenin ortaya konuş biçiminin suç teşkil edecek boyutlara ulaşması halinde, yasa koyucunun bunlarla ilgili dava ve cezaların ertelenmesine karar verilmesini öngörmesidir.
Bir başka açıdan, geçici madde 1’in metnindeki açıklığa karşın, sadece basın ve yayın yoluyla işlenen suçlar için dava ve cezaların ertelenmesinin kabul edilmesi diğer düşünce açıklamaları bakımından eşitliğe aykırılık oluşturacaktır.
Yasayla getirilen bu düzenleme karşısında, bu yasadan önce karara bağlanan davalarla ilgili olarak esas mahkemesince, yasa değişikliği dikkate alınarak verilecek kararın temyizen değerlendirilmesi gerekir. Yasama organının ortaya koyduğu bu iradenin esas mahkemesince mutlaka değerlendirilmesi ve bu değerlendirmeden sonra temyiz davasına bakılması yerinde olur.
Somut olayda, sevk maddesi 765 sayılı TCK’nın 191/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 106/1’nci maddesi kapsamında olup, üst sınırı itibariyle ceza miktarı beş yıldan fazla değildir.
Kabule göre, yerel mahkemece, sanığın telefonla yakınanı ölümle tehdit ettiğinden sonuç olarak 96 TL adli para cezasına mahkum olduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, 6352 sayılı Yasanın geçici 1’nci maddesi gözetilerek, yerel mahkeme kararının, 5237 sayılı TCK’nın 7/2’nci maddesi gereğince değerlendirme yapılmak üzere bozulmasına karar verilmesi gerektiğinden yüksek çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.