YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/5403
KARAR NO : 2023/6025
KARAR TARİHİ : 14.06.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/258 E., 2022/540 K.
SUÇ : 237 sayılı Taşıt Kanunu’ na muhalefet
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red, onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği sanık müdafiinin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Ağrı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.10.2015 tarihli ve 2015/544 Esas, 2015/864 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 237 sayılı Taşıt Kanunu’ na (237 sayılı Kanun) muhalefet suçundan aynı kanun’un 16 ncı maddesinin birinci fıkrası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin üçüncü fıkrası delaleti ile aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince hapis cezasından çevrilen 500,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. Anılan kararın şikâyetçi vekili ve sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2020/7285 Esas, 2021/1535 Karar sayılı ilâmıyla, şikayetçinin suçtan doğrudan zarar görmediği ve davaya katılma hakkı bulunmadığı gerekçesi ile şikayetçi vekilinin temyiz isteminin reddine, sanığın temyiz talebi yerinde görülerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
3.Bozma uyarınca yapılan yargılama sonucunda, Ağrı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2022 tarihli ve 2021/324 Esas, 2022/353 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 237 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan aynı Kanun’un 16 ncı maddesinin birinci fıkrası ile 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin üçüncü fıkrası delaleti ile aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince hapis cezasından çevrilen 500,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
4. Anılan karara yönelik sanık … şikâyetçi vekilinin itirazı, merci Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.07.2021 tarihli ve 2022/643 Değişik iş sayılı kararı ile incelenmiş; şikayetçi vekilinin itirazı reddedilmekle birlikte, sanığın itirazı kabul edilerek sanık hakkındaki kararın kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
5. Merci kararı sonrasında Ağrı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.10.2022 tarihli ve 2022/258 Esas, 2022/540 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 237 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan aynı Kanun’un 16 ncı maddesinin birinci fıkrası ile 5237 sayılı Kanun’ un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin üçüncü fıkrası delaleti ile aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince hapis cezasından çevrilen 500,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Şikâyetçi vekilinin temyiz sebepleri; sanık hakkında eksik ceza tayin edildiğine, hükmolunan cezada 5237 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerine göre artırım yapılması gerektiğine, belirtilen ve re’sen tespit edilecek nedenler ile kararın bozulması talebine ilişkindir.
B. Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; sanık hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınması gerektiğine, aracın hizmet alımı yöntemi ile kiralanan beyaz plakalı araç olması, kamu adına tescilli olmaması nedeni ile Taşıt Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceğine, müvekkili tarafından araç ile Erzurumdaki ailesinin yanına gidildiği zaman yakıtın kendisi tarafından karşılandığına, kiralık olan araçta kilometre sınırlamasının da bulunmadığına, kamu zararı doğmadığından suçun unsurlarının da oluşmayacağına, eksik inceleme ile karar verildiğine, kamu zararının hesaplanması sırasında maddi hata yapıldığına, belirtilen zararın müvekkili tarafından ödendiğine, GPS kayıtları uyarınca özel kullanım durumlarında aracın anlaşmalı istasyonlar dışında yakıt aldığının sabit olduğuna, bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğine, müvekkili tarafından samimi olarak kamu kurumu adına kiralanan aracı kullandığını beyan ettiğine ancak hiç bir şekilde bu kullanımın kamuyu zarara uğratmadığına, amortisman maliyeti oluşmadığına, belirtilen ve re’sen tespit edilecek nedenler ile kararın bozulması ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Sanığın, … (KOSGEB) Ağrı Hizmet Merkezi Müdürü olduğu dönemde, müdürlük hizmetine tahsis edilmiş aracı şahsi işlerinde kullandığı, başkasına kullandırttığı ve taşıt görev emir formlarını gerçeğe aykırı olarak doldurduğu iddiası ile hakkında dava açıldığı anlaşılmıştır.
2.Sanık aşamalarda alınan savunmalarında, iddianamede belirtilen tarihlerde Erzurum İline gittiğini, ancak aracın kiralık bir araç olması ve kamu adına kayıtlı olmaması nedeni ile Taşıt Kanunu kapsamında olmadığını, kullandığı dönemlerde yakıtı kendisinin karşıladığını, kamu zararının oluşmadığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A.Şikayetçi Vekilinin Temyiz Talebi Yönünden;
Suçtan doğrudan zarar görmeyen … (KOSGEB) ‘nın davaya katılma ve hükmü temyize yetkisi bulunmadığı anlaşılmakla temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B.Mahkûmiyet Kararına Yönelik Sanığın Temyiz Talebi Yönünden;
1.Sanık hakkında kurulan hükme yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde; 3624 sayılı … Kurulması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinde KOSGEB’in Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile ilgili bir kamu kuruluşu olduğu hükmü yer almakta ise de; aynı maddede KOSGEB’in tüzel kişiliği haiz ve bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabi olduğu ile 18 inci maddesinde Başkanlığın çalıştıracağı personelin 657 sayılı … Memurları Kanununa tabi olmadığının belirtilmesi, soruşturma yöntemi bakımından 4483 sayılı Kanuna bir atıfta bulunulmaması ve 4483 sayılı Kanunun “kapsam” başlıklı 2. maddesinin “Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır.” hükmünü içerdiği anlaşıldığında, sanık hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınmasına gerek olmadığı gibi dosya kapsamı uyarınca, müdürlük hizmetine tahsis edilmiş aracın kiralık olmasının, beyaz plakalı olmasının, amortisman giderinin bulunmamasının, kullanıldığı kilometreye göre kiralama bedelinin değişmemesinin ya da şahsi olarak kullanıldığı dönemde yakıtının sanık tarafından karşılanıyor olmasının, sanığın eylemini suç olmaktan çıkarmayacağı anlaşılmakla, mahkûmiyet hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasıfları ile yaptırımların … biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
A.Şikâyetçi Vekilinin Temyiz Talebi Yönünden;
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle, … (KOSGEB) vekilinin temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B.Mahkûmiyet Kararına Yönelik Sanığın Temyiz Talebi Yönünden;
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle Ağrı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.10.2022 tarihli ve 2022/258 Esas, 2022/540 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.06.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Temyize konu Ağrı 2. Asliye Ceza Mahkemesi kararında özetle; isnat edilen suç tarihlerinde KOSGEB (…) Ağrı Hizmet … Müdürü olarak görev yapan sanık …’ün, Kurumun resmi işleri için özel sektörden kiraladığı 61 EL … plakalı binek taşıtı, toplamda 6 defa Ağrı ilinden Erzurum’daki ikametgahına gidip gelmekte kullandığı; ayrıca değişik zaman dilimlerinde resmi görevi dışında şahsi işleri için mesai saatleri haricinde kullandığı gerekçeleriyle 237 sayılı Taşıt Kanunun 16. maddesine muhalefet etme suçundan dolayı, sanığı 500 TL adli para cezasına mahkum etmiştir.
İlk derece mahkemesi kararını, sanık … KOSGEB vekili temyiz etmiş olup, Yüksek Daire dörde karşı bir şeklindeki oy çoğunluğu ile aldığı kararda suçtan doğrudan zarar görmediği gerekçesiyle KOSGEB’in davaya katılma hakkı bulunmadığından dolayı bu Kurum vekilinin temyiz talebinin CMUK’nun 317. maddesi gereğince reddedilmesine ve sanığın suçunun sübut bulduğuna hükmederek onama kararı vermiştir.
KOSGEB’in suçtan doğrudan zarar görmemesi sebebiyle katılan sıfatıyla davayı temyize hakkı bulunmadığı ve isnat edilen suçun sübut bulduğu yönündeki yüksek Daire kararında yer alan çoğunluk görüşüne katılmadığım için bu muhalefet şerhini kaleme almış bulunuyorum. Muhalefet şerhimdeki görüşlerimi, davaya katılma ve suçun sübutu açısından olmak üzere iki ayrı başlık altında aktaracağım.
I- Davaya Katılma Yönünden Muhalefet Şerhimin Gerekçeleri Çoğunluk görüşünün aksine; KOSGEB’in suçtan (doğrudan) zarar görmesi sebebiyle davaya katılma ve dolayısıyla temyiz hakkının mevcut olduğu görüşündeyim.
“Suçtan zarar görme” kavramı gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, gerekse özel dairelerin yerleşmiş kararlarında; oldukça dar yorumlanarak, “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak “dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği” kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulu’nun çeşitli kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edilmiştir. Ancak altını çizmek gerekir ki, CMK’nun konuyu düzenleyen 237. maddesinde sadece “suçtan zarar görme” hali tabirine yer verilmiş, “suçtan doğrudan zarar görme” diye bir tabir kullanılmamıştır. Kaldı ki somut davada, kurum işlerini ifa etmek için bedeli mukabilinde özel sektörden araç kiralayıp, kira-yakıt ücretini ödeyen ve bu aracın kurumun işleri dışında sanık tarafından kullanıldığı iddiasında bulunan KOSGEB’in iddia ettiği zararının “muhtemel veya olası” olmanın çok ötesinde doğrudan zarar olduğu da bir başka gerçekliktir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre; uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak, bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için ya CMK’nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen koşul olan “suçtan doğrudan zarar görmüş olma” koşulu mevcut olmasa bile herhangi bir yasada, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hüküm bulunması halinde “davaya katılma” yine mümkündür. Bu ikinci halde, doğrudan “kanundan kaynaklanan” özel bir “katılma” durumu söz konusudur. Özel yasa hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurum ya da kurumların suçtan (doğrudan veya dolaylı) zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır. 3624 sayılı Kanunda, KOSGEB’in davaya katılma hakkı olduğuna dair açık bir hüküm yer almamakta ise de KOSGEB’in suçtan zarar gördüğü aşikârdır. Somut olayda, ilk derece mahkemesinin beraat kararını temyiz etmek için başvuran KOSGEB’in “suçtan zarar gören” kavramının kapsamı dahilinde kaldığı için davaya katılma ve dolayısıyla temyiz başvurusunda bulunma hakkına sahip olduğu görüşündeyiz.
“Davaya katılma”yı düzenleyen CMK 237. maddesinin metninde “suçtan doğrudan zarar görme” terimi değil “suçtan zarar görme” tabiri bilinçli bir tercihin sonucu olarak kullanılmıştır. Kanunda “suçtan zarar gören” kavramının tanımı yapılmamıştır.
Ülkemiz hukuk sisteminin de içinde yer aldığı Kıta Avrupası hukuk sistemi, kanunlaştırma-kodifikasyonlar üzerine inşa edilmiştir. Kodifikasyonun bir sistem olarak seçildiği tüm hukuk düzenlerinde, dilin veya lafzın hukuk sistemi içerisindeki önemi daha da artmaktadır. Bu sistemde kanunlar, özel bir süreç ve çaba ile hazırlanmakta ve bilahare yasama meclisleri tarafından kabul edilmektedir. Dolayısıyla kabul edilen her hukuki terim, sıradan bir sözcük veya kelime olmanın ötesine geçmektedir. Ancak kanunların giderek artan bir oranda sadece genel çerçeve şeklinde olduğu, mevzuatta daha kapalı genel ifadeler kullanıldığı ve ifade tarzının soyutlaştığı oranda; yorum, kıyas ve içtihat alanı da giderek genişlemektedir. “Davaya katılma” kurumu ile ilgili maddede (CMK m. 237), “suçtan doğrudan zarar gören” ifadesi yerine “suçtan zarar gören” ibaresinin kullanılması ve bu kavramın tanımının yapılmaması bu kapsamda değerlendirilmelidir.
“Suçtan zarar gören” kavramının CMK’da tanımı yapılmadığına göre bu kavramın anlamını, içeriğini ve sınırlarını belirlemek için
-“Lafzi yorumun” yanısıra
-“Sistematik”,
“Amaçsal”
-“Fonksiyonel” ve
-“Dinamik”
yorum yöntemleri de kullanıldığında da KOSGEB’in malvarlığına karşı işlenen suçlarda “davaya katılma” ve dolayısıyla davayı temyiz etme hakkının olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Genel olarak yorum, bir normun anlamını bulmaya ve açıklamaya yönelik zihinsel bir faaliyettir. Yorum faaliyeti olmaksızın bir normun somut olaya uygulanması mümkün değildir. Maddi ceza hukukunda “boşluk” düşünülemeyeceğinden, suç ve ceza yaratmada “kıyas” mümkün değilken; ceza usul hukuku müessesi olan “davaya katılma”da hem yorum hem de kıyas mümkündür. Ancak burada muhakeme sujesi haline getirilen “suçtan zarar göreni” dar yorumlamak yorum ve kıyas kurallarına aykırıdır. Zira kişi hak, yetki ve özgürlüklerini daraltan normlarda kıyas yasağı vardır. Hak arama özgürlüğü kapsamında olan “davaya katılma” kurumunu geniş yorumlamak mecburiyeti vardır.
Suçun niteliği gereği, muhakeme sujesi olma niteliğini kazanan kamu idaresinin davaya katılmasını dar yorumlamanın, muhakeme sujesinin hak ve yetkilerini daralttığından yorum kurallarına aykırılık teşkil ettiği kanaatini taşımaktayım.
Yukarıda belirtilen bütün yorum yöntemleri birlikte göz önüne alındığında; KOSGEB’in suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılmasına karar verilmesi ve dolayısıyla temyiz başvurusu yapma hakkına sahip olduğunun kabulü isabetli olacaktır.
Çağdaş ceza hukukunda “mağdur veya suçtan zarar görenin davaya katılma hakkı”; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi altında yer alan “hak arama hürriyeti” kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesine göre; herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. AİHS m. 53 ‘te göz önüne alındığında temel bir özgürlük olan “hak arama özgürlüğü” diğer bütün hak ve özgürlükler gibi geniş yorumlanmalıdır. Bu kural, tüm tüzel kişiler için de geçerlidir.
Ceza muhakemesinin temel amacı; suç teşkil ettiği iddia olunan fiil ve faille ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Gerçeğin ortaya çıkarılmasında ise, muhakeme süjelerinin ve bu bağlamda suçtan zarar görenin de hak ve yetkileri önemlidir. Muhakeme süjelerini sınırlı bir anlayışla ele almak, “adil yargılama ilkesine ve silahlarının eşitliği prensibine” aykırı olacaktır. Eğer suçtan zarar göreni dar bir şekilde ele alıp, suçtan zarar gören kavramını sınırlarsak teknik bilgi düzeyini haiz bu sujelerin, somut davada bilhassa kovuşturma aşamasında;
-delil ileri sürme,
-görüş bildirme,
-en önemlisi hükme karşı kanun yollarına başvurma,
haklarını sınırlamış ve maddi gerçeğe ulaşmayı zorlaştırmış oluruz.
Ayrıca unutulmamalıdır ki; günümüzde ceza ve ceza usul hukuku, fail merkezli olmaktan uzaklaşıp mağdur … suçtan zarar göreni de odağa koyan bir yönelim içerisindedir.
Nitekim 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun genel gerekçesinde;
bu husus, “ceza muhakemesi usulünün amacı sadece sanık haklarını korumaktan
ibaret değildir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Bu bağlamda mağdur … suçtan zarar görenlerin davaya katılma hakkının kapsam ve sınırları yargı kararları ile daraltılmamalıdır.
Bütün bu gerekçelerle isnat edilen suçtan zarar gören KOSGEB’in davaya katılma hakkı olduğu gerekçesiyle Daire kararına katılmıyorum.
II- Suçun Sübut Bulduğu Yönündeki Çoğunluk Görüşüne Katılmamamın Gerekçeleri
05.01.1961 tarih ve 237 sayılı Taşıt Kanununun “cezalar” başlıklı 16. maddesi, Taşıt Kanununun kapsamında bulunan taşıtları tahsis olunduğu işin dışında ya da şahsi hususlarda kullananların bir seneye kadar hapis cezasına mahkum olacağını öngörmektedir.
Sanığın mahkum olduğu 237 sayılı Taşıt Kanununun 16. maddesi şöyledir:
“Cezalar: Madde 16 – (Değişik: 23/1/2008-5728/285 md.)
Bu Kanunun şümulüne giren taşıtları her ne suretle olursa olsun tahsis olunduğu işin gayrisinde veya şahsî hususlarda kullananlar veya kullanılmasına müsaade edenler veya kanunda yazılı olduğu şekilde kullanılmış gibi gösterenler veya kanunen bir makama veya işe tahsis olunmadığı hâlde hakikati tağyir ile bu taşıtlardan istifade eden ve ettirenler, bunların gidiş gelişine müsaade edenler veya kanuna aykırı olarak numara ve plaka verenlerle kullananlar veya kullanılmaya elverişli olduğu hâlde ekonomik ömrünü doldurduğu bahanesiyle yenileyen veya yeniletenler veya bu hususlar için masraf tahakkuk evrakını hazırlayan veya tasdik veya bunlara ait ita emirlerini vize edenler hakkında bir seneye kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu yüzden hasıl olan masraf ve zararlar genel hükümlere göre tazmin ettirilir.
Tekerrürü halinde verilecek hapis cezası iki aydan aşağı olamaz. “
“3624 sayılı … Teşvik ve Muafiyetleri Kanunu”nun18. maddesinin son cümlesine göre …”Başkanlığın malları … malı hükmünde olup, bu mallar, para ve para hükmündeki evrak ve senetleri aleyhine suç işleyen personel bu suçlarından dolayı … memurları gibi cezalandırılır.”
KOSGEB, tüzel kişiliği haiz, özel bütçeli bir kamu kuruluşu olup bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabidir. Bu kamu kuruluşu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ilgili kuruluşudur.
Suçun sübutu açısından Daire çoğunluğu ile şahsım arasında çıkan uyuşmazlık, sanık hakkında isnat edilen suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. Daire çoğunluğu somut olayda sanık açısından 237 sayılı Taşıt Kanununun 16. maddesine muhalefet suçunun oluştuğu kanaatinde iken; dosyanın tekemmül etmediği ve eksik soruşturma ile mahkumiyet kararı verildiği gibi kabule göre ise bu maddede yer alan suçun unsurlarının ne şekilde oluştuğu açıklanıp değerlendirilmeden ilk derece mahkemesi tarafından hüküm kurulması sebebiyle bozma kararı verilmesi gerektiğini düşünmekteyim.
Zira suç olan husus, resmi taşıtın tahsis olunduğu işin gayrisinde kullanılması veya şahsi işlerde kullanılmasıdır. Somut davada söz konusu kurum aracının sanık tarafından tahsis olunduğu iş dışında kullanıldığına ya da sanığın şahsi işlerinde kullanıldığına dair somut, objektif ve tarafsız delil bulunmadığı gibi dosyada mevcut müşteki kurum çalışanları tarafından hazırlanan inceleme raporundaki hesaplama yöntemi de açıkça hatalıdır.
Şöyle ki ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde de yer alan, 2012 model Fiat Linea marka otomobilin yakıt sarfiyatı ile şahsi işlerde taşıtın kaç kilometre kullanıldığına dair bilgiler şikayetçi kurum tarafından hesaplanmış ve üstelik yanlış parametreler alınarak sanık aleyhine olacak şekilde
hesaplanmıştır. Raporda söz konusu aracın 100 kilometrede 7.2 kilometre yol kat ettiği, iddia edilen suç tarihi itibarıyla kilometrede 0,2277 TL yakıt sarf ettiği baz alınmıştır. Bu hesap yanlıştır ve sanık aleyhinedir. Zira bu rakam Fiat firmasının resmi internet sitesinden alınmasına rağmen bu rakamlar, en … yol şartlarında düşük rakımlı yerlerde en … devirdeki araç kullanımına dair verilerdir. Halbuki aracın kullanıldığı bölgede rakım 2000 metre civarı olduğu için yakıt sarfiyatı fazla olduğu gibi, bölgede yılın büyük kısmı hava şartları sert ve soğuk olduğu için de yakıt sarfiyatı fazladır. Ayrıca Ağrı ili pompa fiyatları … illerine göre yüksektir. Dolayısıyla hesaplama yönteminde sanık aleyhine ciddi yanlışlık yapılmış ve nesnellikten uzaklaşılmıştır.
Somut olayda araç resmi bir araç olmayıp, kiralama yoluyla kamu kullanımına tahsis edilmiş özel bir araç olduğundan Ağrı –Erzurum arası 6 defa gerçekleşen bu mecburi gidiş gelişlerde, kamu zararına neden olan amortisman maliyeti oluşmamış; sanık tüm aşamalarda ısrarla ve istikrarlı bir şekilde yakıt bedellerinin kendisi tarafından karşılandığını beyan etmesine rağmen bu husus araştırılmamıştır. Sanık ısrarla araç GPS verilerinin incelenmesini istemektedir. Zira anlaşmalı petrol istasyonu dışında diğer yakıt istasyonlarına taşıt ile girip yakıt aldığını, bu kullanımlarında yakıtın cebinden karşılandığını ifade etmektedir. Ancak ilk derece mahkemesinin bu konuda inceleme yapmadığı aşikardır. Ayrıca sanığın Ağrı-Erzurum arasında ezici çoğunlukla otobüs ile seyahat ettiğine dair çok sayıda otobüs bileti olduğu, tanık …’in beyanında sanığın bazen Erzurum’a giden arkadaşlarının araçlarıyla bazen de otobüsle Erzuruma gittiğini beyan ettiği de sabittir..
Şahsi aracı ile Ağrıdan Erzurum’daki evine giderken 2013 yılı başlarında kaza yapıp ciddi şekilde yaralanan ve 1 … rapor alan, şahsi aracı pert olan, 2.5 yıldan fazla süre KOSGEB Ağrı il Müdürlüğünü yapmasına rağmen sadece 6 defa kurum aracı ile görev yaptığı Ağrı ilinden Erzurumdaki ikametgahına gitmek zorunda kalan ve yakıt masraflarını karşılayan sanığın eyleminin suç olarak nitelendirindirilemeyeceği kanaatindeyim. Zaten işyeri ve ikametgah arasındaki gidiş ve gelişler aynı il içerisinde her gün gerçekleşse bile cezalandırılacak bir uygulama olarak değerlendirilmemektedir. Hem uygulama hem de Taşıt Kanununa dayanılarak çıkarılan genelgeler bu yöndedir.
Somut olayda taşıt üzerinde GPS cihazı bulunduğu halde GPS verileri tarafsız ve bağımsız bir bilirkişi tarafından incelenmemiş ve aracın anlaşmalı petrol istasyonu dışında sanığın diğer petrol istasyonlarına girdiği savunması dikkate alınmamıştır. Taşıtta bulunan GPS cihazı verilerinin bilirkişi marifetiyle incelenip sanığın yol güzergahındaki anlaşmalı olmayan yakıt istasyonlarına girip kendi parasıyla yakıt alıp almadığının incelenmesi, bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılması, sanığın yakıt masrafını kendisinin ödediği savunması bağlamında sanığın kullandığı kredi kartı ekstrelerinin getirtilip incelenmesi, sanıktan varsa yakıt masraflarını kendisinin ödediğine dair belgelerin istenmesi ve yakıt istasyonu çalışanlarının ifadelerinin alınması gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulmuştur.
Öte yandan 237 sayılı Taşıt Kanununun uygulanmasını göstermek üzere suç tarihi itibarıyla yetkili makam olan Başbakanlık ve ilgili kuruluşlar tarafından zaman içerisinde pek çok genelge çıkarılmıştır. Bu konudaki temel genelge, 18 Ocak 2007 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 2007/3 sayılı Başbakanlık Genelgesidir. Bu genelgede ve diğer pek çok genelgede … teşkilatında genel müdür, müsteşar yardımcısı gibi görevlilerin; taşra teşkilatlarında ise il müdürlerinin ikametgahları ile işyerleri arasındaki sabah ve akşam gidiş gelişlerinde kurum araçlarını kullanabileceği yönünde hükümler konulmuştur. Dolayısıyla suçun manevi unsuru açısından bakarsak, sanığın ikametgahı ile işyeri arasındaki geliş gidişle şehir dışı olsa bile suç teşkil etmemektedir.
Genelge kapsamına dahil kurum, kurul ve kuruluşlar ile bağlı ve ilgili/ilişkili kuruluşların başkanları, eski sistemde müsteşar yardımcıları, yeni yapılanmada bakan yardımcıları, genel müdürleri, üst kurul üyeleri ile kurumların … teşkilatlarında bulunan kurul başkanları, strateji geliştirme başkanları gibi 237 sayılı Taşıt Kanununun 1 ve 2 numaralı ek listelerinde belirtilmeyen binlerce kamu görevlisi ikametgahları ila görev yerleri arasındaki sadece sabah-akşam geliş ve gidişleri, hizmet aracı olarak kurumların mevcutlarında bulunan binek taşıtlarla sağlanmaktadır.
Taşra teşkilatlarında; 237 sayılı Taşıt Kanununa ekli (1) sayılı cetvel uyarınca emir ve zatlarına, (2) sayılı cetvel uyarınca makam hizmetlerine tahsis edilenler dışında kalan binek tipi taşıtlardan il valilerince ilgili kurumların (2802 sayılı Kanuna tabi olarak görev yapanlar hariç) hizmet özelliklerine göre sayıları belirlenerek her bir kurum için oluşturulacak havuzlara alınması uygun görülenlerden, bakanlıklar il müdürü (her bakanlığa bir adet olmak üzere), defterdar, vergi dairesi başkanı, emniyet müdürü, kuruluşların müdürleri; istemeleri ve kurumların imkanları dahilinde ikametgahları ile görev yerleri arasındaki sabah-akşam geliş ve gidişlerinde daimi hizmetlerde kullanılan mevcut hizmet araçlarından servis aracı olarak yararlanmaktadir.
Görüldüğü üzere çok soyut hükümler içeren 237 sayılı Taşıt Kanunu, hem genelgeler hem de fiili uygulama ve kabuller ile önemli ölçüde esnetilmiş olup somut olayımızda olduğu gibi görev yeri olan Ağrı’dan ikametgahının bulunduğu Erzurum’a gidip gelirken şahsi aracı kazaya karışıp pert olan il müdürü olan sanığın 2.5 yıldan fazla görev yapmasına rağmen sadece 6 defa zorunlu olduğu durumlarda görev yeri Ağrı ilinden 183 kilometre uzaklıktaki ikametgahı ve ailesinin bulunduğu Erzurum’a kurum aracı ile gidip gelmek zorunda kalması Taşıt Kanununda yer alan şahsi kullanım kapsamına girmemektedir.
Daire kararındaki çoğınluk görüşüne yukarıda açıkladığım gerekçelerle iştirak etmediğimden dolayı, ilk derece mahkemesinin kararının bu sebeplerden dolayı bozulması kanaatiyle bu muhalefet şerhini kaleme almış bulunuyorum.