Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2022/1495 E. 2023/3155 K. 05.10.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1495
KARAR NO : 2023/3155
KARAR TARİHİ : 05.10.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1117 E., 2022/103 K.
DAVA TARİHİ : 01.11.2018
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/401 E., 2021/243 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ile bir kısım estetik operasyonların gerçekleştirilmesi için 4.000,00 TL bedel karşılığında anlaştığını, müvekkilinin yüzüne 17.04.2018 tarihinde dolgu işlemi uygulandığını, operasyonu takip eden 8. günde müvekkilinin yüzünün şiştiğini, iki kez anjiyo ödem atağı geçirdiğini, yüzünde kistler oluştuğunu, davalının kistleri alıp düzeltme yapmadığını, müvekkilinin kendi imkanları ile tedavi olduğunu, yüzünde sabit iz kaldığını, davalının uyguladığı işlem sonrasında istenen sonucun elde edilemediğini, göçükler, apseler oluştuğunu, maddi ve manevi zarar gördüğünü ileri sürerek, 4.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların dolgu işlemi için anlaştığını, davacının Hasta Hakları Bildirimi ve Aydınlatılmış Hasta Onam Formu’nu okuyup imzaladığını, kullanılan ilaçlar sonucu ortaya çıkabilecek yan etkileri konusunda bilgilendirildiğini, riskleri göze alarak rıza gösterdiğini, Sağlık Bakanlığı onaylı ürün kullanılarak operasyonun sorunsuz bir şekilde tamamlandığını, operasyonun ardından 8 gün boyunca davacıdan haber alınamadığını, 25.04.2018 tarihinde davacının kliniğe ulaştığını, müvekkilinin şahsi numarasının verildiğini, alınması gereken tedbirler, kullanılması gereken ilaçların anlatıldığını, davacının yüzündeki şişlik inmeyince ödem sökücü enjeksiyon tedavisi gördüğünü, hastane raporlarından görüleceği üzere doktor kusurundan kaynaklan bir enfeksiyon bulunmadığını, kullanılan ilaçların davacı üzerinde alerjik reaksiyon gösterdiğini, davacıya yardımcı olma çabalarının kendisi tarafından engellendiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dolgu işlemlerinin enfeksiyon, kistleşme ve öngörülemeyen pek çok ciddi duruma neden olabildiği, hastaların sonrasında bu nedenle operasyon geçirmesi gerekebilmekte ve hastalarda kalıcı izlerin olabileceği, önemli olan hastaların işlem öncesi tüm bunlarla ilgili olarak aydınlatılmanın yapılması olduğu, davacının işlem öncesinde imzaladığı onam formunda bunların anlatıldığı, hastanın aydınlatılma yükümlülüğü yerine getirildiği, yapılan işlem tıbbın gereklerine uygun olarak yapıldığı, işlemde hekim kusuru olduğuna dair biz izlenim alınamadığı, davacıda meydana gelen şişlik, çene altındaki çöküklük, kist ve ödemlerin yapılan dolgu işlemi sonrasında oluştuğu, bu durumun ancak komplikasyon tanımlaması ile açıklanabileceği, davacıda çehrede sabit eser niteliğine sahip bir iz olmadığı, bu nedenle onarım veya düzeltme gerektirecek bir işlem ve maliyet hesaplaması da mümkün olmadığı, davacının İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesine ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesine uygun bir biçimde davalı doktor tarafından bilgilendirildiği, yazılı kabul ve onayının alındığı, dosyadaki bilirkişi raporlarının birbirini teyit ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, taraflar arasında eser sözleşmesi söz konusu olduğunu, bu nedenle yüklenicinin sonucu garanti etmiş sayılacağını, davacının yüzünde yara, kist, şişlik ve çöküntülerin oluşmasının taraflar arasında kararlaştırılan sonuca uygun olmadığını, eserin istenilen amaca uygun olmaması ve beklentiyi karşılamamasının eserin ayıplı olduğunu gösterdiğini, taraflar arasındaki sözleşmedeki yarar dengesinin davacı aleyhine bozulduğunu, davacının onam formunu detaylı incelemesine fırsat verilmeyerek sadece prosedür gereği imzalanacağının belirtildiğini, uygulanacak işlemler sonucunda oluşabilecek komplikasyonların davacıya anlatılmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olup, alanında uzman bilirkişilerden oluşan bir heyetten rapor alınmasına ilişkin taleplerinin reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, konusunda uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen iki raporun içerik itibariyle benzer mahiyette ve birbirini teyit eder nitelikte olup, mahkemece hükme esas alınan 17/03/2021 tarihli bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle, incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, eser sözleşmesi niteliğindeki estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49, 50/1, 56/1, 470-486. maddeleri, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi’nin 4 üncü maddesi.

3. Değerlendirme
Davacı, yüzüne dolgu işlemi yapılması gayesiyle yani estetik amaçla davalı hekime başvurmuş olduğuna göre, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi bulunduğu, estetik işlem yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır.

Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırıldığından, davacı ile davalı hekimler arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesinde yüklenicinin edimi; bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise; karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir.

Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdü, sonucun garanti edilmesidir. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Sonucu taahhüt eden yüklenici Türk Borçlar Kanununun 471 inci maddesi uyarınca iş sahibinin yararını gözeterek özen görevini sadakatle yerine getirmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışları esas alınacaktır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma, zararına olacak şeyleri yapmama anlamını da ifade eder. Yine Türk Borçlar Kanununun 472 nci maddesine göre hekimin ameliyattan veya tibbi müdahaleden sonra oluşabilecek her türlü komplikasyonu iş sahibine tüm sonuçları ile açıklaması, gerçekleşmesi olası tüm bu sonuçlar için hastanın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi zorunludur.

Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır.

04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin “Meslek Kurallarına Uyma” başlıklı 4. maddesinde, “araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir” düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir.

Dava konusu işlem ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; “Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur.

Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir.

Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir.

Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.

Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince görüşüne başvurulan estetik plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanı Op. Dr. Barış Şahin tarafından düzenlenen 21/10/2020 tarihli raporda, çehrede sabit eser oluşturacak skar izlenmediği, dolgu işlemleri her ne kadar basit gibi görünse de sonrasında enfeksiyon, kistleşmeler ve öngörülemeyen pek çok ciddi duruma neden olabileceği, hastaların sonrasında bu nedenle operasyon geçirebilmesi gerekebileceği, kalıcı izler olabileceği, davacının işlem öncesinde imzaladığı onam formunda bunların anlatıldığı, hastanın aydınlatılma yükümlülüğünün yerine getirildiği, davacıya yapılan işlemin tıbbın gereklerine uygun olarak yapıldığı kanaatinin bildirildiği, bu rapora itiraz üzerine görüşüne başvurulan estetik plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanı Prof. Dr. Tacettin Güçer ve Av. Erol Ergin tarafından düzenlenen 17/03/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da ilk rapor içeriği ile benzer mahiyette, davalı doktor tarafından yapılan işlemin genel kabul gören tıbbi uygulamalara uygun olduğu, herhangi bir kusurlu eyleminin tespit edilemediği, bu tür operasyonlar sonrasında beklenmeyen ve kişiden kişiye değişebilen bazı komplikasyonların meydana gelebileceği, muhtemelen davacının kullanılan ilaçlar nedeniyle alerjik reaksiyon gösterdiği, davacının yüzünde sabit eser niteliğinde bir iz kalmadığı, bu nedenle onarım ve düzeltme gerektirecek bir işlem ve maliyet hesaplaması belirtilmediği, davacının İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesine ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesine uygun biçimde davalı doktor tarafından bilgilendirildiği, yazılı kabul ve onayının alındığı kanaatinin bildirildiği, alınan raporlara dayanılarak davalı hekimin kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmişse de; taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu, yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde davacının dolgu işlemi ile ilgili isteminin, yüklenici tarafından daha güzel bir görünüme kavuşturulacağı yönünde bir garanti verilmesi ve müdahale sonrası sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi niteliğinde olduğu, ancak yapılan doldu işlemi sonrasında taahhüt edilen sonuç gerçekleşmediğinden davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşıldığından, dava konusu tıbbi müdahalenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu gözetmeyen ve bu hususta değerlendirme içermeyen bilirkişi raporlarına dayanılması hatalı olmuştur.

O halde mahkemece yapılacak iş, aralarında üniversitelerden seçilecek akademik kariyere sahip Estetik Plastik ve Rekonstrüktif cerrahisi konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi kurulu oluşturulmak suretiyle gerektiğinde davacı da muayene edilerek, dosyadaki belge ve bilgiler incelenerek alınacak rapora yapılacak itirazlar da dikkate alınıp eser sözleşmesi hükümleri çerçevesinde maddi tazminat miktarını tespit etmek, davacının manevi tazminat talebi yönünden ise, somut olayın özelliklerine, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre takdir edilecek uygun miktarda manevi tazminat miktarını da değerlendirmek ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir.

Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;

1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)

– MUHALEFET ŞERHİ –

Dava, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması suretiyle 4.000TL maddi, 20.000TL manevi tazminatın tahsiline ilişkindir.

Mahkemece taleplerin reddine karar verilmiş, sayın çoğunluk kararın bozulmasına karar vermiştir.

Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, talepler bakımından temyiz yolunun açık olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Maddi tazminat bakımından fazlaya ilişkin haklar saklı tutulduğuna ve tazminat miktarı hesaplanmadığına göre temyiz yolunun açık olduğu noktasında tereddüt bulunmamaktadır.(HMK 362/2)

Manevi tazminat talebine gelince, malum olduğu üzere manevi tazminat taleplerinde fazlaya ilişkin talebin saklı tutulması mümkün değildir.

Yine bilindiği üzere, davacının aynı davalıya karşı birden fazla talebini aynı dilekçe ile ileri sürmesi halinde “davaların yığılması” müessesesinin işleyeceği açıktır.(HMK 110.m) Manevi tazminat ile bir başka dava birlikte açılmışsa vekalet ücretinin dahi ayrı maddeler ile hüküm altın alınması gerektiği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (10/4.m.) gereğidir.

Manevi tazminat davalarında miktar veya değere bakılmaksızın istinaf kanun yoluna müracaat mümkün ise de (HMK 341/2), temyiz bakımından böyle bir düzenleme getirilmemiştir. Dolayısıyla manevi tazminat davalarında da temyiz kesinlik sınırı gözetilecektir. (HGK 2019/845E, 2020/153K, 18.02.2020 tarihli kararı)

Davaların yığılması halinde her dava bakımından kanun yolları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Hal böyle olunca manevi tazminat bakımından temyiz talebinin değer düşüklüğü nedeniyle reddi gerekirken inceleme yapılarak kararın bozulması yönündeki sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.