YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/16898
KARAR NO : 2023/4687
KARAR TARİHİ : 30.03.2023
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/234 E., 2022/604 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulüne
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen maddi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili, 22.07.2007 tarihinde davalıların işleteni ve trafik sigortacısı olduğu kamyonetle tefrik edilen davada davalı … ‘ın sürücüsü olduğu aracın karıştığı trafik kazasında, davacı yaya …’ın yaralandığını, tedavisinin aradan geçen zamana rağmen hala tamamlanamadığını, kazadan sonra geçirdiği ameliyatlar nedeniyle çok büyük acılar yaşadığını, ayağında estetik cerrahi ile düzeltilemeyecek bir yara izi kaldığını, iş göremezlik kaybına uğradığını, karşılanmayan tedavi giderlerinin olduğunu beyanla, davacının maddi zararlarının tespiti ile belirsiz alacak olarak şimdilik 100,00 TL’nin 22.07.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde olmak üzere tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar, davaya cevap vermemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece; iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının davalılar hakkındaki maddi tazminat davasının kabulü ile davalı … (Yapı Kredi) Sigorta A.Ş.’nin sigorta poliçesi teminat limiti ile sınırlı ve dava tarihi olan 07.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sorumlu olması, davalı …’ın ise kaza tarihi olan 22.07.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sorumlu olması koşulu ile 1.090,91 TL geçici işgöremezlik 9.803,96 TL tedavi giderleri ve 52.339,32 TL sürekli iş göremezlik zararından oluşan toplam 63.234,19 TL maddi tazminatın davalılar Allianz (Yapı Kredi) Sigorta A.Ş. ve …’dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı … vekili ve davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Hukuk Dairesi 12.11.2020 tarih ve 2019/5241 Esas 2020/7005 Karar sayılı ilamında; “…1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekili ve davalı … vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedenyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihi 11.10.2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihinden sonra da Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
Dosya kapsamında mevcut adli tıp uzmanı raporu ile davacının %17 maluliyeti olduğu belirlenmiş, mahkemece alınan Erciyes Üniversitesi Adli Tıp ABD raporu ile davacının Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği eski adıyla Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğüne göre %28 oranında maluliyeti bulunduğu belirlenmiş, yine Mahkemece alınan ATK 3. İhtisas Kurulu raporu ile davacının Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre %28 maluliyete uğradığı belirlenmiş, mahkemece de ilgili rapor hükme esas alınarak karar verilmiştir. Kaza, 22.07.2007 tarihinde gerçekleşmiş olup maluliyet oranının tespiti açısından kaza tarihi itibari ile yürürlükteki Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü’ne uygun şekilde Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu’ndan usulüne uygun, denetime elverişli olacak şekilde, taraf vekillerinin itirazları ve davacının düşme olayı ile maluliyetin ilgisi bulunup bulunmadığı da tartışılmak suretiyle davacının maluliyet derecesi ve oranının belirlenmesi amacıyla rapor alınıp sonucuna göre (kazanılmış haklar da gözetilerek) hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3-Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlal etmesi hali 6098 sayılı TBK m. 54’te özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlali halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddi zararın türleri; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar şeklinde düzenlenmiştir.
Somut olayda davacı … kaza tarihinde 4 yaşında olup hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunda davacının iyileşme süresinin 18 aya kadar uzayabileceği tespit edilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda çocuk Şevval için kaza tarihinden itibaren 18 ay geçici işgöremezlik tazminatı hesabı yapılmış, davacı lehine geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmiştir.
Davacı çocuğun kaza tarihindeki yaşı itibariyle, kazanç getiren herhangi bir işte çalışması sözkonusu olamayacağına ve bu yönden mahrum kalınan bir kazançtan bahsedilemeyeceğine göre; davacı çocuk Şevval için hesaplanan geçici işgöremezlik tazminatına hükmedilmemesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
4-25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 13.02.2011 tarihli 6111 Sayılı Yasa’nın 59. maddesi ile 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesi değiştirilmiş, buna göre 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde “trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı” düzenlemesine; Kanun’un geçici 1. maddesinde de “Bu Kanun’un yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanun’un 59. maddesine göre belirlenen tutarın %20’sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı’nın yükümlülüklerinin sona ereceği” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeler ile trafik kazasından kaynaklanan ve KTK’nun 98. maddesi kapsamında kalan tedavi giderleri bakımından, trafik sigortacısı ile sorumluluğunu üstlendiği araç işleteni ve sürücüsünün sorumluluğu son bulmuştur.
Sosyal Güvenlik Kurumu, 6111 sayılı Kanun ile değiştirilen 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesi kapsamında, tüm tedavi giderlerinden değil, ancak söz konusu madde kapsamında kalan tedavi giderlerinden sorumludur. Belgeye dayanmayan tedavi giderleri, 6111 sayılı Kanun kapsamında değildir. Belgeli olmayan tedavi giderlerinden SGK sorumlu olmayıp, sigorta şirketi ile araç işleteni ve sürücüsünün sorumluluğu devam etmektedir.
Yukarıda verilen bilgiler ışığında, Mahkemece hükme esas alınan 20/02/2019 tarihli bilirkişi raporu ile davacının faturalı tedavi giderlerinin 6.303,96 TL olduğu, yaralanmasına göre belgesiz tedavi giderlerinin de 3.000,00 TL olduğu belirlenmiş, mahkemece 9.803,96 TL tedavi giderinden davalı tarafın sorumluluğuna karar verilmiştir. Bu durumda; tedavi gideri ile ilgili taleplerden belgeli olan giderlerden SGK’nın sorumlu olduğu gözetilerek belgeli tedavi giderleri yönünden talebin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile hesaplanan bedelin tamamından davalıların sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekili ve davalı …Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekili ve davalı …Ş. vekilinin, (4) numaralı bentte açklanan nedenlerle Allianz Sigorta Şirketinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA” karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davacının davalılar hakkındaki maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile, davalı …Ş.’nin sigorta poliçe limiti ile sınırlı ve dava tarihi olan 07.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile sorumlu olması, davalı …’ın ise kaza tarihi olan 22.07.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile sorumlu olması koşulu ile 3.000,00 TL tedavi gideri 52.339,32 TL sürekli iş göremezlik zararından oluşan toplam 55.339,32 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın bakiye tedavi ve geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davacının geçici iş göremezlik döneminde de iş gücü kaybına uğradığı ve zarar gördüğü kabulü ile maddi tazminat hesaplanması gerektiğini, davacının tüm tedavi giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmadığını, davalıların sorumluluğunun devam ettiğini, davacının yol masraflarının hesaplanması gerektiğini, reddedilen talepler yönünden hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin hatalı olduğunu, lehe hükmedilen vekalet ücretinin de maktu ücretin altında kaldığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı …Ş. vekili temyiz dilekçesinde; dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğunu, Adli Tıp Kurumu veya Karayolları Genel Müdürlüğü’nden kusur raporu alınması gerektiğini, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren genel şartlar uyarınca geçici işgöremezlik ve tedavi giderlerinin tamamından SGK’nın sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe:
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalı … tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluk Sigortası (…) poliçesi ile teminat altına alınan aracın, davacı yayaya çarpması sonucu davacının yaralanması nedeniyle uğradığı sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85, 89, 90, 91,92 nci maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.
3. Değerlendirme
1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Öte yandan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 297 nci maddesi bir mahkeme hükmünün neleri kapsaması gerektiğini açıklamıştır. Buna göre;
“(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”.
Bu düzenleme uyarınca bir mahkeme kararında tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli olup bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
Kararın açık ve gerekçeli olması hukukî dinlenilme hakkının sağlanması açısından önemlidir. Tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmalar ve bunların dayandıkları deliller, kararda tartışılıp gerekçeleri açıklandığı ölçüde karar, hukukî dinlenilme hakkına uygun bir karar olacaktır. İddia ve savunmaların kararda tartışılması, gösterilen delillerin incelenmesi, neden bir kısmının diğerine üstün tutulduğunun belirtilmesi ancak gerekçeyle mümkün olacaktır.
Gerekçe sayesinde kararların doğru olup olmadığı denetlenebilir. Gerekçesiz bir kararın üst mahkeme tarafından denetlenmesi de mümkün değildir. Gerekçe, doyurucu olmalı, kararın neden, nasıl, hangi hukukî gerekçeyle ve hangi deliller değerlendirilmek suretiyle verildiği hususlarını içermelidir. Bu hususları içermeyen kararların gerekçeli olduğundan bahsedilemez.
Ayrıca kararda maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığı ortaya konulmalı, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantı açıklanmalıdır. Tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı ya da haksız olduğunu anlayıp değerlendirilebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçenin bulunması, bu yasal ve Anayasal düzenleme karşısında zorunludur. Aksi hâlde, kararın gerekçeli olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Yeri gelmişken maddi olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı açıklamayan sadece yapılan yargılamayı özetleyen gerekçenin de yeterli olmadığı ve doktrinde “zahiri gerekçe (görünürde gerekçe)” olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 31.05.2017 tarihli ve 2015/22-1236 E., 2017/1044 K.; 06.11.2018 tarihli ve 2017/12-2826 E., 2018/1619 K.; 06.12.2018 tarihli ve 2017/11-101 E., 2018/1869 K., 18.02.2020 tarihli ve 2016/22-2639 E., 2020/165 K. ile 04.02.2021 tarihli ve 2017/(21)10-1968 E., 2021/31 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Ayrıca 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Bu nedenle, bir davanın taraflarının o dava yönünden, mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan mahkeme kararının bulunması zorunludur.
Somut olayda; kısa karar, kararın gerekçesi ile sonucu arasında bulunması gereken uyumun denetlenemediği, davanın taraflarının dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu görülmüş, bu nedenlerle HMK’nın 297, 298/2 ve 321 inci maddelerinde belirtilen zorunlu unsurları taşımadığı ve infazda tereddüt yaratacağı anlaşılan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Bu durumda; ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına göre, mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasanın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297 ve 27 nci maddeleri de gözetilerek taraf bilgilerinin, tarafların iddia ve savunmalarının ve karar gerekçelerinin açıkça kaleme alındığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır.
2. Bozma neden ve şekline göre; davacı vekilinin ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VII. KARAR
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle temyiz olunan … kararının BOZULMASINA,
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma nedenine göre davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılar ve davacılara iadesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,
30.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.