Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/22549 E. 2013/25693 K. 26.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/22549
KARAR NO : 2013/25693
KARAR TARİHİ : 26.12.2013

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No : 2013/91-2013/250

Davacı, Alman rant sigortasına giriş tarihi olduğundan bahisle 01.08.1994 tarihinin Türkiye’de sigorta başlangıcı olarak belirlenmesini ve yurt dışında Türk Vatandaşlığı döneminde geçen süreleri 3201 sayılı Yasa uyarınca borçlanabileceğinin tespitini istemiştir.
Mahkemece, Alman rant sigortasına giriş olan 01.08.1994 tarihinin Türkiye’de sigorta başlangıcı olduğuna ve yurt dışında Türk Vatandaşı olarak geçen 01.08.1994-27.11.2000 tarihleri arası çalışma sürelerinin 5510 sayılı Yasanın 4/1-a madde kapsamında borçlanabileceğinin tespitine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ile davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresini düzenleyen 5510 sayılı Yasanın 38’inci madde hükmü; malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcını; sigortalının, 5417, 6900, 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20’nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edileceğini; kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresinin, 18 yaşının ikmal edildiği tarihte başlamış olacağını, bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin, prim ödeme gün sayısı hesabına dahil edileceğini öngörürken, Uluslararası sosyal güvenlik sözleşme hükümlerinin saklı bulunduğu ifade edilmiştir.
Öte yandan, Anayasamızın 90/son maddesi uyarınca, yöntemince yürürlüğe konulmuş Uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde olduğu gibi, normlar hiyerarşisi yönünden uluslararası sözleşme kurallarına uygulamada yasal güç tanınmakta ve bu kuralların uygulanma önceliği de haiz bulunmaktadır.
10.04.1965 tarihli resmi gazetede yayımlanarak 01.11.1965 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin uzun vadeli sigorta kollarından olan “Malüllük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları(aylıkları)” başlıklı beşinci bölümde düzenlenen konuya ilişkin Ek Sözleşmenin 29’uncu maddesi “Türk Sosyal Sigorta Mercii için aşağıdaki hususlar geçerlidir:
… (4) Bir kimsenin Türk sigortasına girişinden önce bir Alman rant sigortasına girmiş bulunması halinde, Alman Rant Sigortasına girişi, Türk Sigortasına giriş olarak kabul edilir. ..” hükmünü öngörmüştür.
Anılan Uluslararası sözleşme hükmü ile, sözleşme hükmünün düzenlendiği bölüm birlikte değerlendirildiğinde; bir kimsenin Türk sigortasına girmeden önce, sözleşme hükmü kapsamında, malüllük, yaşlılık ve ölüm Sigortalarından Alman rant sigortasına girmiş bulunması halinde, rant sigortasına giriş tarihinin, Türk sigortasına giriş tarihi olarak kabul edilmesi gerekecektir.
Somut olayda, dava dosyası içerisinde yer alan Alman sigorta kurumuna ait sigorta hesabında, davaya konu yapılan ve rant sigortasına giriş tarihi olduğu iddia edilen 01.08.1994 tarihini de içeren 01.08.1994-02.06.1997 tarihleri arası dönemde “pflichtbeitragszeit berufliche Ausbildung (mesleki eğitimden dolayı zorunlu prim süresinin)” kayıtlı bulunması karşısında, anılan sigorta hesabındaki kayıtlı sürelerin, yukarıda bahsedilen Uluslararası Ek Sözleşme hükmü kapsamında, uzun vadeli sigorta kollarından olan malüllük, yaşlılık ve ölüm Sigortalarından Alman rant sigortasına giriş niteliğinde bir sigortalılık süresi olup olmadığı usulünce araştırılmalıdır. Yapılacak araştırma neticesi, rant sigortası kapsamında bulunmadığının anlaşılması halinde, Türk-Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin sigorta başlangıcına dair yukarıdaki sözleşme hükmünün uygulanmasını gerektirecek nitelikteki rant sigortasına giriş tarihi açıkça belirlenmeli ve böylece davacının sigorta başlangıcına ilişkin istemi bu çerçevede yeniden değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Öte yandan, dava dosyası içerisinde yurt dışı borçlanma bedelinin ödendiğine dair bilgi ve belgenin bulunmaması nedeniyle, davalı Kurum kayıtlarından yapılacak araştırmayla borçlanma bedelinin ödenmediği ve yapılmış bir borçlanmanın bulunmadığının anlaşılması halinde; yukarıda belirtilen Türk-Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin sigorta başlangıcına dair sözleşme hükmünün uygulanmasını gerektirecek nitelikte rant sigortasına giriş tarihi usulünce yapılacak araştırmayla belirlendikten sonra, davacı tarafa yöntemine uygun şekilde verilecek mehille, belirlenen Alman Rant sigortasına giriş tarihini içerecek şekilde ve borçlanma talep tarihinde ki şartlar çerçevesinde yurt dışı borçlanması, 26.12.2012 tarihinden itibaren 4/1-a kapsamında sigortalı olduğu için, 5510 sayılı Yasanın 4/1-a madde kapsamında öngörülen sigortalılık niteliğinde olmak üzere usulünce
sağlanmalı ve borçlanmanın varlığı halinde, 5510 sayılı Yasanın 4/1-a madde kapsamında olmak üzere sigorta girişine hükmedilmesi gerekirken, henüz yapılmış bir borçlanma işlemi bulunmadan sigorta başlangıcına hükmedilmesi ayrıca isabetli görülmemiştir.
Davacı 24.01.2013 günlü dava dilekçesiyle, yurt dışında Türk Vatandaşlığı döneminde geçen borçlanmaya esas süreleri 3201 sayılı Yasa uyarınca borçlanabileceğinin tespitini istemiştir.Mahkemece, sadece “çalışma” süreleriyle sınırlı şekilde anılan istemin kabulüne karar verilmiş ise de, davacının Dairemize hitaben gönderdiği 22.11.2013 günlü dilekçesinde anılan istemden feragat ettiğini bildirmiş olması karşısında, bozmadan sonra sürdürülecek yargılamada, davacının söz konusu isteme yönelik feragat dilekçesinin de gözetilmesi gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 26.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.