YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12749
KARAR NO : 2013/25904
KARAR TARİHİ : 27.12.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No : 2007/343-2013/91
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Kanun’un geçici 7/1’inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan, mülga 506 sayılı Kanun’un 79/10 hükmü uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır.Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir.Bu nedenle, özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği, göz önünde bulundurulmalıdır.
Davacı, 01.08.1996 – 20.06.2003 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacının 01.08.1996-.20.06.2002 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara,delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu’na, davalı işveren tarafından ödenen ve ödenmesi gereken primlerin miktarının belirlenebilmesi amacıyla, prime esas kazancın tespitinde, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2010/10-481, K. 2010/524 ve E. 2005/21-409, K.2005/413 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Ücret miktarı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288. maddesinin “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri dörtyüz milyon lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple dörtyüz milyon liradan aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.” hükmünü, anılan yasanın 289. maddesinin ise “288’inci madde uyarınca senetle ıspatı gereken hususlarda yukardaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakatı halinde tanık dinlenebilir.” hükmü takip etmektedir. HMK’nun Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK 288. maddesinde (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. maddesi) belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür. Yazılı dedille ispat sınırın altında kalan miktar içinse tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa da tanık dinletilmesi mümkündür.
Somut olayda; 01.04.2002-20.06.2002 dönemlerinde asgari ücretin üzerindeki ücret iddiasının ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmıştır. Ücretin ispatı konusunda yukarıda bahsedildiği üzere yazılı delil arandığı şayet yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belge ya da belgeler bulunması halinde tanıkla da ispatın mümkün olabileceği hususları göz önüne alınarak 01.04.2002-20.06.2002 arası döneme ilişkin olarak yapılan araştırma gereği varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Kabule göre; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2008 tarih ve 2008/10-370 Esas, 2008/410 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere, talep edilen sürelerin bir kısmının tespiti suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiğine göre, reddedilen kısım yönünden, kendisini vekille temsil ettiren ve temyize gelen davalılar yararına vekalet ücreti takdir edilmeli ve yargılama giderleri de taraflar arasında bölüştürülmelidir.
2-Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden, Mahkemece, davacının 01.08.1996-20.06.2002 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde çalıştığının tespitine karar verilmesi isabetli ise de; davacının 20.06.2002-20.06.2003 tarihleri arasında çalışmasının tespitine yönelik olarak talebi iddianın genişletilmesi niteliğinde olduğu değerlendirilerek, 20.06.2002-20.06.2003 tarihleri arasındaki dönem yönünden gerekli araştırma yapılmaksızın, reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılardan …’e iadesine, 27.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.