YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7452
KARAR NO : 2013/25951
KARAR TARİHİ : 27.12.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No : 2010/317-2011/209
Dava, tedavi gideri alacağı istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde, davanın 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğundan bahisle istemin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Kurumdan (devredilen Bağ-Kur) yaşlılık aylığı alırken 2004 yılı Aralık ayında … Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gören ve daha sonra 11.11.2006 tarihinde ölen sigortalı … için 4891,10 TL fatura bedelinin 1000,00 TL’si peşin olarak, kalan kısmı da, 19.01.2005 ödeme tarihli kambiyo senedi düzenlenmek suretiyle, sigortalının oğlu olan davacı tarafından ödendiği anlaşılmaktadır. Süresinde ödenmeyen kambiyo senedi bedeli, yapılan icra takibi sonrası 23.02.2006 – 03.09.2009 tarihleri arasında icra yoluyla davacıdan tahsil edilmiştir.
Davacı, 12.01.2010 tarihinde Kurum’a yaptığı ödeme başvurusunun kabul edilmemesi üzerine, iş bu dava ile 7391,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiş; Mahkemece, 5510 sayılı Kanunun 97/5. maddesinde belirtilen 5 yıllık sürenin geçtiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
Tedavi 2004 yılı Aralık ayında yapılıp, kısmen peşin, kısmen kambiyo senedi ile ödemelerin de aynı ayda yapıldığı gözetildiğinde, uyuşmazlığın, tedavinin yapıldığı 2004 yılı Aralık ayında yürürlükte olan mevzuata göre çözümlenmesi gerekmekte olup; Mahkemece, sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun esas alınarak karar verilmiş olması, isabetsiz bulunmuştur.
“Hakkın Düşmesi” başlıklı 1479 sayılı yasanın 78/2 maddesi, “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından herhangi bir döneme ilişkin aylığını 5 yıl içinde almayanların bu döneme ilişkin aylıkları ödenmez” hükmünü içermekte olup, madde hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, kanun koyucu sınırlandırıcı şekilde sadece malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile ilgili olarak aylık talepleri hakkında 5 yıllık bir süre öngörmüştür. Sağlık giderlerinin tahsiline ilişkin işbu davada ise, anılan 1479 sayılı yasanın 78/2. maddesinin uygulama yeri yoktur. Keza, sağlık sigortası ile ilgili aynı yasanın gerek ek 11. maddesinde ve gerekse aynı yasanın sair diğer hükümlerinde, böyle bir talebin belirli sürede istenmemesi halinde hakkın düşeceğine ilişkin herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumda, zamanaşımı süresinin genel hükümlere göre belirlenmesi gerekir.
Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan Mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 66. maddesinde, “Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak dâva, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on senenin müruriyle sakıt olur…”; 125. maddesinde ise, “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından yapılan ödemelerin, sigortalı adına ve sigortalının tedavi giderlerine ilişkin olduğu gözetildiğinde, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin zamanaşımını düzenleyen Mülga Borçlar Kanununun 66. maddesindeki 5 yıllık zamanaşımı değil, anılan Kanunun 125. maddesindeki 10 senelik zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmekte olup; tedavinin yapılarak borcun doğduğu ve davalı Kurum’dan ödemesinin istenilebileceği 2004 yılı Aralık ayından itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmeden davalı Kurum’a başvurulmuş olduğu ve davanın açıldığı gözetildiğinde, uyuşmazlığın, işin esasına girilerek çözümlenmesi gerekir.
Mahkemece, tedavi ve faturaya ilişkin belgeler getirtilmeli; fatura bedeli esas alınarak Kurum tarafından karşılanması gereken tedavi bedeli Kurum’dan sorulmalı; Kurum’un, sadece tedavi ve tıbbi cihaza ilişkin ödemelerden, temerrüde düşürüldüğü 12.01.2010 tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizden sorumlu olacağı gözetilmeli; Kurum tarafından fatura bedeli ile ilgili ödenebilecek miktara davacının itirazının bulunması durumunda, faturada yazılı tedaviye ilişkin giderin tamamının ödenmesi gerektiği, tedavide, ayrıca tıbbi cihaz kullanılmış olması durumunda ise, bununla sınırlı olarak, tıbbi cihazın tıbben gerekli olup-olmadığı ve rayiç bedeli belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üye …, Üye …, Üye …’in oylarıyla ve oyçokluğuyla 27.12.2013 gününde karar verildi.
../….
-3-
KARŞI OY
Somut olayda davacının murisi olan babası, 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı almaktadır. Sigortalı adına 24-27.12.2004 tarihlerinde tedavi gideri yapılmıştır. Tedavi masrafları davacı tarafından kısmen nakten kısmen senet verilerek ödenmiştir. Senet bedelinin ödenmemesi üzerine ilgili hastahane tarafından 30.1.2006’da icra takibi yapılmıştır. Bu arada 11.11.2006’da sigortalı vefat etmiştir. 3.9.2009 tarihinde, davacı tüm takip bedelini ödemiştir. Bunun üzerine davacı, 12.1.2010 tarihinde davalı SGK’na başvurmuş ve ödediği meblağın tahsilini istemiştir. Ödeme yapılmaması üzerine de bu davayı açmıştır. Davalı SGK tarafından süresi içinde zamanaşımı def’i ileri sürülmüştür. Mahkemece, 5510 sayılı kanun m.97/5 uyarınca, 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Daire ile Mahkeme arasındaki görüş ayrılığı; uyuşmazlık konusu alacağın tâbi olduğu zamanaşımı süresi hakkındadır. Daire, olayda BK m.125’deki 10 yıllık genel zamanaşımı kuralının uygulanması gerektiğini belirtmekte; Mahkeme ise 5510 sayılı Kanun m.97/5’deki 2 ve 5 yıllık zamanaşımı kuralının uygulanması gerektiğini kabul etmektedir.
Yüksek Dairenin çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebeplerle katılmıyorum:
Uyuşmazlık konusu sağlık giderleri 24-27.12.2004 tarihlerinde yapılmıştır. Bu tarih itibariyle 1479 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gereklidir. 1479 sayılı Kanunda, sağlık giderleri yönünden zamanaşımını düzenleyen herhangi bir hüküm bulunmadığından genel hükümlere gidilmesi gereklidir. Daire çoğunluğu, bu konuda genel hükümlere ilişkin BK m.125’deki 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı görüşündedir.
Fakat genel hükümlere gidildiğinde, sebepsiz iktisaba ilişkin 818 sayılı BK m.61 ve devamı hükümlerinin uygulanması gerekir. Zira somut olayda davacı gerçekte borçlu olmadığı bedeli ödemiş; sonra bu bedelin tahsilini isteyerek sebepsiz iktisaba dayalı işbu davayı açmıştır. Sebepsiz iktisapta zamanaşımı, BK m.66’da düzenlenmiştir. Maddeye göre; zarar görenin zararı öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl veya her halükarda hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yılın geçmesiyle alacağın zamanaşımına uğraması gereklidir. Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarına ve bilimsel görüşlere göre 1 yıllık süre; zarar görenin mal varlığındaki eksilmenin miktarı ile sebepsiz iktisapta bulunan şahsı tam olarak öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Somut olayda davacının, tedavi giderini ödediği 27.12.2004 tarihinde gerçek alacağının ne olduğunu bildiği veya … durumda olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle zamanaşımı süresi 27.12.2004’de başlamıştır. Ödeme tarihi ile dava tarihi arasında 1 yıldan fazla süre geçtiğinden davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi isabetlidir. Fakat mahkeme, 5510 sayılı Kanun m.97/5 hükmüne dayanarak davanın reddine karar verdiğinden, hükmün farklı gerekçeyle onanması isabetli olacaktır.
Ayrıca 5510 sayılı Kanun 1.10.2008’de yürürlüğe girmiştir. Somut olayda davacı, dava konusu alacağı, ilk defa 12.1.2010 tarihinde davalı SGK’na başvurarak talep etmiştir. Bu tarihte yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun m.97/5 hükmünde; “…Genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin alacakları, hakkı doğuran olayın öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrar, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren ise beş yıl sonunda düşer…” denilmiştir. Bu maddeden de alacağın sebepsiz iktisaba dayalı alacak olduğunun yasa koyucu tarafından kabul edildiği görülmektedir. Mahkemenin kabulüne göre de talep tarihi itibariyle yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun uygulandığında da davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Mahkemenin kararı usule ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncesindeyim. Yüksek Daire’nin kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşlerine katılmıyorum.