YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/4436
KARAR NO : 2024/593
KARAR TARİHİ : 13.02.2024
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki muarazanın önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı devreden … Ofisi A.Ş. ile davalı arasında 28.02.2003 tarihli “Otoyollarda Yolculukla İlgili Hizmet Tesislerinin Yapımı, Bakımı, İşletilmesi ve Devri İşine Ait Sözleşme” imzalandığını, … Ofisi A.Ş.’nin sözleşmeyi tüm hak ve borçlarıyla birlikte ve idarenin de onayıyla 27.09.2017 tarihinde davacıya devrettiğini, davacının ikinci ve üçüncü yatırımları yapmasına rağmen sözleşmenin 14/b maddesi uyarıca ek süre verilmesi gerekirken idare tarafından ek süre verilmediğini ileri sürerek, davacının A Blok, B Blok, Yaya Üst Geçit Köprüleri, çevre düzenlemesi ile A8 blok inşaatlarına ilişkin ilave yatırımı nedeniyle, sözleşme işletme süresinin uzatımı hakkı bulunduğunun ve bu imalatlara dayalı olarak 28.02.2003 tarihli sözleşme süresinin hangi tarihe kadar uzadığının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; devreden firmanın hak ve yükümlülüklerini aynen kabul etmesine rağmen işbu dava ile A Blok, B Blok ve yaya üst geçit köprüleri, çevre düzenlemesi ile A8 Blok inşaatlarına ilişkin yapılan ilave yatırıma dayalı süre uzatımı taleplerinin haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı … Ofisi A.Ş. tarafından davalıya verilen 02.07.2012 tarihli taahhütnamenin sözleşmenin devri hükümleri uyarınca davacıyı da bağlayacağı, davacı şirketin gerekli tedbirleri almadan, dava dışı … Ofisi A.Ş. ile sözleşmenin devri neticesinde doğabilecek tüm riskler analiz edilmeden ve davalı kurum kayıtlarını incelemeden sözleşmeyi devralınması karşısında basiretli bir tacirin göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili, hükme dayanak taahhütnamenin devir sözleşmesi içeriğinde ya da ekinde yer almaması nedeniyle davacıyı bağlamayacağını, noter onayı bulunmayan bu belgenin her zaman düzenlenmesinin mümkün olduğunu, TSKB raporu uyarınca sözleşmenin yürürlük süresinin 39 yıl 10 ay 10 gün olması gerektiğini, taahhütname verilmesinin nedeninin otoyolların özelleştirilmesi projesi olduğunu ancak söz konusu projenin iptal edildiğini, basiretli tacir olarak hareket ettikleri halde taahhütnameyi öğrenme imkanı bulamadıklarını, kaldı ki taahhütnamenin talebe konu A8 Blok ve çevre düzenlemesi yatırımını kapsamadığını, belge aslı sürede ibraz edilmediğinden delil niteliği taşımayacağını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin devri halinde devralanın asıl sözleşmenin tarafı konumuna geçeceği ve asıl sözleşmenin tüm hükümlerinin kendisini bağlayıcı hale geleceği, sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşmanın da sözleşmenin devri hükümlerine tabi olduğu, bu nedenle sözleşme ve taahhütnamenin davacı için de bağlayıcı olacağı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; sözleşmenin edim-karşı edim dengesiyle bağdaşmayan esaslı noktasını tek taraflı değiştirmeyi hedef alan taahhütnamenin ahlaka ve kişilik haklarına aykırı olması nedeniyle batıl olduğu, sözleşme süresinin uyarlanması için açtıkları davanın kabul edildiği, dava özel ve teknik bilgi gerektirdiği halde keşif yapılıp bilirkişi raporu alınmadığı, uzman görüşünün dikkate alınmadığı ile istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; taraflar arasındaki … Sözleşmesi kapsamında yapılan ek imalatlar nedeniyle, işletme süresinin uzatımı hakkı bulunduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371 inci maddesinin birinci fıkrasının a ve ç bentleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2021 tarih, 2018/(6)3-634 E., 2021/1171 K. sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
Dava dışı ilk yüklenici ile davalı arasında tanzim edilen ve davacı tarafından tüm hak ve borçlarıyla devralınmış olan 28.02.2003 tarihli sözleşmenin 14/b maddesi hükmü, idarenin uygun görmesi halinde yüklenici şirketin sözleşmede belirtilen yatırım bedelinin üzerinde yatırım yapabilmesine imkan vermekte ve bu durumda tanınacak süre uzatımı hesabının nasıl yapılacağını belirtmektedir. Davacı tarafından, bu hükme dayalı olarak ve davalının onayı ile gerçekleştirilen ek imalatlar nedeniyle, yapılan işletme süresinin uzatılması talebinin davalı yanca reddedilmesi neticesinde işbu dava konusu muaraza ortaya çıkmıştır.
Mahkemece hükme dayanak yapılan 02.07.2012 tarihli, dava dışı ilk yüklenici şirketçe tek taraflı olarak düzenlenmiş olan ve yapılan ilave imalatlar nedeniyle ek süre talebinde bulunulmayacağına ilişkin taahhütname, devreden şirket ile davacı arasındaki devir sözleşmesinin eki olmadığı gibi, adi yazılı nitelikte olup her zaman düzenlenmesi mümkün bir belgedir. Davalı … Müdürlüğünün, dava konusu ek imalatlara onay verirken, bahsi geçen taahhütnameye değinmediği, bu imalatlar kapsamında sözleşmenin 14/b maddesinde düzenlenen ek işletme süresi talep edilemeyeceğine dair ihtar/ikazda bulunmamış olduğu işlem dosyası kapsamından anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre işin bitim tarihi süre uzatımları ile birlikte 26.10.2023 tarihidir. Tacir yaptığı işten gelir elde etmek amacıyla yatırım yapar. Sözleşmeye göre yaptığı imalatı işletmeden devredecekse bu imalatı yapması ticari hayatın olağan akışına aykırıdır.
Ayrıca taahhütname kapsanına girmeyen imalatların olduğu da anlaşılmaktadır. Taahhütnamenin davacıyı bağladığı kabul edilse dahi davalının taahhütname kapsamında bulunmayan imalatlar açısından devralan davacı ayrıca bir taahhüt almadığı bu nedenle de davacının bu imalatlar yönünden ek süre talebinde bulunabileceğinin kabulü gerekir.
Gerek İlk Derece Mahkemesinin ve gerekse … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin isabetle belirttiği üzere sözleşmeyi temlik alan tüm hak ve borçlarıyla devralmıştır ve taahhütname ile de bağlıdır. Ancak az yukarıda belirttiği üzere gerek devir sözleşmesinde ve gerekse imalatlar aşamasında taahhütnameden bahsedilmemiş olması, davacı tarafından … 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/77 Karar sayılı dosyada süre tesbitine ilişkin açılan davada davalı idarenin taahhütnameyi ileri sürerek itirazda bulunmamış olması hususları nazara alındığında davacının temlik sırasında taahhütnameden haberdar olmadığının kabulü gerektiği sonucuna varılmalıdır.
Bu durumda mahkemece, 02.07.2012 tarihli taahhütnamenin davacı bakımından bağlayıcı olmadığının kabulü ile sözleşmenin 14/b maddesine uygun ek işletme süresi hesabı yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
– KARŞI OY YAZISI –
Dava dışı … Ofisi A.Ş ile davalı … arasında 20.02.2003 tarihinde düzenlenmiş otoyol hizmet tesisine ilişkin yap işlet devret sözleşmesi bulunmaktadır. … Ofisi A.Ş. İle davacı şirket arasında 27 Eylül 2017 tarihinde devir sözleşmesi imzalanmış olup sözleşmenin konusu başlıklı 2. maddesinden yap işlet devret sözleşmesinin devrine ilişkin sözleşme imzalandığı anlaşılmakta olup Sözleşmenin 3. maddesinde de 20.02.2003 tarihli sözleşmenin devir sözleşmesinin eki olduğu belirtilmiştir.
Sözleşmenin 5. maddesinde ise devir alan Şirketin sözleşmede tarif edilen şirket ünvanının alacağı, sözleşmeden doğan tüm yükümlülükler ve doğacak hakların devir alan şirkete ait olacağı, ayrı bir hak talebinde bulunmayacağı hükmü bulumaktadır.
Yukarıda sözü edilen 27 Eylül 2017 tarihli sözleşmenin 20.02.2023 tarihli yap işlet devret sözleşmesinin devri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır (TBK 205/1). Sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir (TBK 205/2).
Sözleşmenin devrinde taraflardan biri aynı kalmakta, diğer taraf ise tümüyle sözleşmeden çıkmakta, sözleşmeden doğan hak ve borçlar da tümüyle devralana geçmekte, muaccel hale gelen ve ifa edilmemiş edimleri de kapsayan bütünsel bir değişim meydana gelmektedir. Bu değişim hem geçmişe hem de geleceğe etkili olan külli bir değişimdir. Diğer bir ifadeyle, sözleşmenin devri halinde devralan asıl sözleşmenin tarafı konumuna geçer ve sözleşmeden doğan hak ve yükümlülükler de devralana geçer. Nitekim devir sözleşmesinin 5. maddesi de buna uygun bir düzenlemeyi içermektedir.
Bu düzenlemelerin sonucu olarak sözleşmeyi devralan davacı, sözleşmenin tarafı haline geldiği kadar, devraldığı sözleşme bakımından sözleşmeyi devreden dava dışı şirketin de halefi (ardılı) haline gelmektedir. Bu halefiyet sözleşmeden kaynaklanan bir halefiyettir.
Davalı … sahibi idare; dava dışı … Ofisi A.Ş. tarafından verilen 02.07.2012 tarihli taahhütnameye dayanarak devralan davacının yapılan imalatlar nedeniyle ek işletme süresi isteyemeyeceğini savunmuştur. Taahhütname; “Tesisimizin doğal yıpranması, artan araç sayısı ve müşterilerden gelen taleplere uygun olarak, idare tarafından uygun görülen inşaat yapım prosedürüne sadık kalınarak, tadilatlar yapılması ve daha önce idarenizce yapımına izin verilen çarşı binası ve yaya üst geçidinin avan projelerinin uygulanması esnasında şirket olarak … ile yapılmış olan sözleşmemizdeki tüm şartlara uymayı ve yapılacak yatırım için var olan görev süresine ek süre veya herhangi bir bedel, hak ve tazminat gibi hiçbir ad ve nam altında Karayolları Genel Müdürlüğünden hiçbir talepte bulunmamayı kabul ve taahhüt ederiz.” şeklindedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 132. maddede; borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borcun, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabileceği düzenlenmiştir. Yüklenicinin verdiği taahhütname bu hüküm kapsamına da uygun içerik taşımaktadır.
Sözleşmenin tarafı olan … Ofisi A.Ş. bu taahhütname ile yapılacak yatırım kapsamında ek süre veya herhangi bir bedel, hak ve tazminat gibi hiç bir ad altında … sahibi idareden bir talepte bulunmamayı kabul etmiş ve imzalayarak idareye vermiş olduğundan yeni yatırımların yapılması ve karşılığında işletme süresini de kapsar şekilde bir bedel ödenmeyeceği konusunda … sahibi ve idarenin irade açıklamalarının uyuştuğu anlaşılmaktadır. Bu durumda devre konu sözleşmede aksine bir hüküm olsa bile tarafların uyuşan irade açıklamaları ile yüklenicinin ilave yatırımlar nedeniyle yap işlet devret sözleşmeleri için … bedeli anlamını da içeren ilave ek işletme süresi talep etmeye hakkı bulunmamaktadır.
Sözleşmede ilave yatırımlar için ilave süre verileceği düzenlenmiş olsa da yüklenicinin verdiği taahhütname hukuki sonuç doğuran geçerli bir ibraname niteliğini taşıdığından bu kez ilk sözleşme hükmüne dayanılmak suretiyle ilave işletme süresi istenmesi mümkün değildir.
Sözleşmenin tarafı olan … Ofisi A.Ş’nin isteyemeyeceği ve taahhütnamenin verildiği 2012 yılından sözleşmenin devredildiği 2017 yılına kadar 5 yılı aşkın süre boyunca da istemediği bu ilave işletme süresini sözleşmeyi 2017 yılında devralmış olan davacı isteyebilecek midir?
Sözleşmenin devri nedeniyle taraf haline gelen davacı, gerek sözleşmenin tarafı haline gelmesi nedeniyle gerekse sözleşmeyi devredenin halefi olması nedeniyle sözleşmeyi devreden dava dışı yüklenici … Ofisi A.Ş’nin sözleşmenin yürütülmesi ve ifası aşamasında … sahibi karşı yana yönelttiği ve … sahibince de kabul edilmiş irade açıklamalarıyla da bağlıdır. Bu nedenle davacının devraldığı sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesi bakımından sözleşme yanında sözleşmenin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan ve tarafların uyuşan irade açıklamaları da önem taşımaktadır. Devredenin verdiği taahhütname gerek sözleşmenin devrine ilişkin kanun hükümleri gerekse sözleşmenin 5. maddesi hükmü ile devralanın hak ve borçlarına da kapsam biçtiğinden bu taahhütname ile davacı da bağlı olup taahhütnamenin tarafı olmadığı gerekçesiyle davacının buna rağmen talepte bulunabileceği düşünülemez.
Davalının dayandığı taahhütname yazılı delil (senet) niteliğini taşıdığından konuyu senet ve senetle ispat hükümleriyle de değerlendirmek gerekir.
Senet, gerek medeni usul hukuku gerekse borçlar hukuku bakımından çok önemli temel bir kavram olmasına rağmen Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda senedin tanımı yapılmamıştır. Geniş anlamıyla senet, bir kimsenin meydana getirdiği (veya temsilcisi ya da vekili aracılığıyla getirttiği) ve kendi aleyhine delil teşkil eden belgedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.09.1963 tarih 10/27 sayılı kararında hukuki anlamda senedin tanımı yapılmış ve “davacı ile davalı arasında bir hukuki ilişkiyi belgelendirmek üzere düzenlenmiş ve sözü edilenlerden biri tarafından öbürüne yöneltilmiş yahut sözü edilenlerce birbirlerine karşılıklı olarak yöneltilmiş irade beyanlarını kapsayan kağıtlar” olduğu belirtilmiştir.
Yazılı delil (senet) usul hukuku anlamında kesin delillerden olup, yazılı delille ispat (senetle ispat) 6100 sayılı hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 200 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Senetle ispatı gereken hususlar bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerdir. Maddede sözü edilen senet hukuki işleme ilişkin irade açıklamasını içeren, dar anlamda (hukuki anlamda) senet olarak adlandırılan yazılı belgelerdir. Yazılı bir belgenin hukuki anlamda senet niteliğini taşıyabilmesi için irade açıklamasında bulunan tarafın imzasını veya imza olarak kabul edilen bir işaretini içermesi gerekir.
Davalının dayandığı taahhütnamenin hukuki anlamda yazılı delil (senet) olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. HMK 215/1. maddede, “bir kimsenin aleyhine delil olarak kullanılabilecek belgeler, o kimsenin halefleri aleyhine de delil teşkil eder” hükmü bulunmaktadır. Davacı da sözleşmeyi devralmakla taahhütnameyi ve sözleşmeyi imzalayan ancak sözleşmeyi devreden dava dışı şirketin halefi haline geldiğinden senet niteliğini taşıyan bu taahhütname ile bağlıdır. Bu durumda davalının savunmalarını bu taahhütnameye dayalı olarak ispatlaması mümkün olup uyuşmazlığın çözümünde ve istinaf itirazlarının incelenmesinde gerek ilk derece mahkemesince gerekse bölge adliye mahkemesince taahhütnamenin dikkate alınıp değerlendirilmesi isabetli ve yerinde olmuştur.
Davacı devir sözleşmesinde bu taahhütnamenin ek olarak yazılmadığını belirtmek suretiyle de taahhütnameye karşı çıkmakta ise de devir sözleşmesinde ek olarak yazılı olan sadece devre konu sözleşme olup bunun dışında bir ek yazılmamıştır. Bu nedenle bu ekin yazılmasının asıl amacının hangi sözleşmenin devredildiğini açıklamaya yönelik olduğu yoksa sözleşme kapsamındaki aşamalardaki tüm irade açıklamaları ve işlemleri gösteren kapsam belirleyen bir ek yazma olmadığı açıkça anlaşıldığından davacının bu yöndeki iddiaları da yerinde değildir.
Davacı taahhütname kapsamına girmeyen ancak sözleşme kapsamında olan imalatlar da yapmış olabilir. Ancak davacı bu şekilde bedel olarak ilave süre istenebilecek imalatlar yaptığına dair kendisine onay verildiğini ve bu kapsamda imalat yaptığını gösteren yazılı delil de sunmamış olup bu yönüyle de davacının devraldığı sözleşme kapsamında ilave süre isteme hakkı bulunmadığı kabul edilmelidir.
Sözleşmenin devri tarihinden sonra 05.07.2019 tarihinde davacı şirketin de imzası bulunan kesin kabul tutanağı düzenlenmiştir. Kesin kabul tutanağında sözleşme tarihi, sözleşmeye göre işin bitirilmesi gereken tarih, verilen süre uzatımlarının ne olduğu ve süre uzatımları dahil işin bitirilmesi gereken tarihin ne olduğu ve geçici kabul tarihi belirtilmiştir. Kesin kabul tutanağına göre; işin bitirildiği tarih ve geçici kabul itibar tarihi 14.01.2016, süre uzatımları dahil işin bitirilmesi gereken tarihin ise 26.10.2023 olduğu belirtilmiştir.
Bu belgeye göre işin geçici kabulü sözleşmenin devir tarihinden önce olmak üzere 14.01.2016 tarihinde, kesin kabulü ise devir tarihinden sonra olmak üzere 05.07.2019 tarihinde yapılmıştır. Davacının geçici kabulü yapılan işe ilişkin devir tarihinden sonra yaptığı imalatlar var ise bunların da devralınan sözleşme kapsamındaki geçici kabul eksikliklerini tamamlamaya yönelik olduğu sonucuna varılmalıdır.
Tüm dosya kapsamına göre taahhütname öncesi yapılan ilave imalatlardan dolayı gerekli ek sürelerin verildiği, taahhütnameye konu işler için taahhütname kapsamına göre ek süre verilmesi gerekmediği, var ise idarenin onayı olmadan yapılan ilave imalatlar için ise ek süre verilmesinin mümkün olmadığı açıkça anlaşılmıştır.
Sözü edilen taahhütnamenin davacıyı da bağlayacağı kabul edilerek verilen mahkeme kararı ve istinaf incelemesi sonucu bölge adliye mahkemesince verilen başvurunun esastan reddi kararı yukarıdaki açıklamalara da uygun bir sonuç ve gerekçe içermektedir.
Bu durumda temyize konu karar tarafların iddia ve savunmalarına toplanıp değerlendirilen delillere uygun olup, Kanunda belirtilen diğer bozma nedenleri yanında HMK 371/1-a maddede yer alan bozma sebeplerinden olan hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması da söz konusu olmadığı için hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, davacının taraf olmadığı taahhütnamenin davacıyı bağlamayacağı kabul edilerek hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.