YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3512
KARAR NO : 2012/5915
KARAR TARİHİ : 09.04.2012
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
NUMARASI : 2010/351-2010/448
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … Gazetecilik Ltd.Şti. aleyhine 26/07/2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 14/12/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalı taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı ve davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı şirket tarafından çıkarılan … Gazetesi’nin 26/07/2009 tarihli nüshasının arşiv başlıklı 13.sayfasında 25/07/2009 günlü … Gazetesi’nde … imzası ile yayımlanan ” HSYK , … ‘nın bitmesini niye istemez” başlıklı yazının başlığı, ” HSYK neden korkuyor ” diye değiştirilip kısaltılarak ve aynı tarihli ” … ısrarla …’i … ‘a nakletti, ardından isyan çıktı ” haberine de yer vermek suretiyle, kendisine yönelik ağır istinatlarda bulunulduğunu belirterek davalının manevi tazminatla sorumlu tutulmasını istemiştir.
Davalı, yazının basın özgürlüğü çerçevesinde, haber verme sınırları içerisinde görünen gerçekliğe uygun bulunduğunu belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece; Her iki yazı birlikte değerlendirildiğinde davacının kirli ve yasa dışı ilişkiler içerisinde kamu oyunca bilinen kişiler ile bağlantı içerisinde bulunduğu, derin devletin adamı ve şüpheli bir kişi olarak gösterildiği, basının kamuoyu oluşturma ve toplumsal eleştiri hakkını kullanma sınırlarının aşıldığı, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu alıntı yapılan köşe yazısının” … HSYK ‘nın herkesin gözünün içine baka baka yetkili savcı ve hakimleri görevden almak, yerlerine yenilerini atamak istemesindeki ısrarı dikkat çekerken, …daki … Operasyonu da müdahalenin merkezinde yer alıyor. HSYK ‘daki bazı üyelerin PKK ile ilgili bu soruşturmayı yürüten savcıyı değiştirmek istemesi hayli ilginç. Türkiye’yi saran bir ahtapot ile mücadele eden savcıların, herkesin gözleri önünde, insanı dehşete düşüren bir aymazlıkla görevden uzaklaştırılmak istenilmesi, bıçağın kemiğe dayanması olarak algılanabilir. Çevreden gelen tepkilere rağmen bazı HSYK üyelerinin taleplerinde ısrar etmesini insafla izah etmek mümkün değil . Hele de … savcısının alınmak istenilmesinin izah edilebilir hiç bir tarafı yok. Bu durum savcı biraz daha eşelese altından hiç hoş olmayan gerçekler mi ortaya çıkacak ? sorusunu akıllara getiriyor… Türkiye’nin kadim sorunları birer ikişer çözülürken elde sadece PKK ve etnik terör kaldı. Bu nedenle devletin Kürt meselesi konusunda atacağı her adım öncesinde olduğu gibi yeni süreçte de PKK ‘nın toplumun sinir uçlarına yönelik bir eylem yapması muhtemel…Bir tarafta derin PKK , derin devlet ilişkisi bu kadar gün yüzüne çıkmışken , bir ……taraftan … ‘ya yönelik operasyonlar yapan ve PKK ‘nın şehir yapılanmasını ortaya çıkartmak isteyen bir savcı görevinden alınmak isteniyor. Siz olsanız bu konuyu çok iyi yorumlar mısınız ? Bazı çevreleri bu kadar rahatsız ettiğine göre bu operasyonlardan sonra … ‘nın arkasından kimler çıkacak, çok merak ediyorum. ” şeklinde kaleme alındığı, ” … ısrarla …’i …’a nakletti, ardından isyan çıktı ” başlıklı haberde de kamu oyunda … cinayeti olarak bilinen … cinayetinin faili …’ın avukatına ait sözlere yer verilmiştir.
HSYK toplantıları sırasında kararname krizi yaşandığı, HSYK başkanı olan Adalet Bakanı’nın basına bizzat verdiği beyanlardan ve basın yayın organlarında çıkan tartışma ve haberlerden anlaşılmaktadır. Şu halde dava konusu haberin yapıldığı dönemde kararname krizinin yaşandığı bir gerçektir.
Dava konusu başka bir gazeteden alıntı yapılarak başlığı değiştirilerek verilen yazının içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; HSYK’da kararname görüşmeleri sırasında Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan taslak dışında, özel yetkili hakim ve savcıların görev yerlerinin değiştirilmesi istemine yönelik farklı bir kararname teklifinin değişik yorumlar katılarak eleştirildiği, yazıya ilişkin anlatım ve okuyucunun ilgisini çekmeye yönelik “HSYK neden korkuyor?” şeklindeki başlıkla yazı içeriği karşılaştırıldığında, eleştirilen konu ile anlatım arasında düşünsel bağlılık unsurlarının korunduğu, davacıya hakaret içeren her hangi bir nitelendirmenin yapılmadığı, bu haliyle yazıda hukuka aykırılık unsurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yine ” … ısrarla …’i …’a nakletti, ardından isyan çıktı ” başlıklı haberde de; davacının Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olduğu dönemde yaşanan ve davacının kamuoyuna yansıyan son dönemdeki eylemleri, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen mektup ve … ‘ın 23.07.2009 tarihli yazısıyla tekrar gündeme gelen … cinayetiyle ilgili, öldürülen sanık …’ın avukatının açıklamalarına yer verilmek suretiyle davacının genel müdürlük yaptığı dönemdeki bir takım uygulamaları eleştirilmiştir. Haberin tamamı incelendiginde öz ve biçim dengesinin korunduğu ve eleştiri sınırlarının aşılmadığı anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 09/04/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.09/04/2012