Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2010/386 E. 2011/1902 K. 16.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/386
KARAR NO : 2011/1902
KARAR TARİHİ : 16.02.2011

Görevi kötüye kullanma, soruşturmanın gizliliğini ihlâl etmek, hakaret, iftira ve adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek suçlarından şüpheliler …, …, … ve … haklarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma evresi sonucunda düzenlenen 13/03/2009 tarihli ve 2009/8563 soruşturma, 2009/17697 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 31/08/2009 tarihli ve 2009/1325 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 09.12.2009 gün ve 69413 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2009 gün ve 289773 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “Dosya kapsamına, 14/01/2009 tarihinde TRT2 kanalında yayınlanan “Büyüteç” adlı programın konuşma kayıtlarını içeren DVD dökümüne göre, şüphelilere isnat edilen eylemlerle ilgili dosyaya yansıyan kamu davasının açılmasını gerektirecek “yeterli şüphenin” bulunmadığı, dolayısıyla şüphelilere isnat edilen eylemlerle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/03/2009 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usûl ve kanuna uygun olduğu gözetilmeden itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
5271 sayılı CYY’nın 170/2. maddesinde; “soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler”, hükmü ile dava açma görevi ‘yeterli şüphe’ ölçütüne bağlanmış ve aynı yasanın 172. maddesinde de; “Cumhuriyet savcısı soruşturma evresi sonunda, kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir,,” hükmüne yer verilerek, özü itibariyle kişi haklarını ihlal edici niteliği bulunan kamu davasının yalnızca yasal koşulları oluştuğunda açılması, aksi takdirde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi istenilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. ve Anayasanın 36. maddesinde düzenlenerek güvence altına alman adil yargılanma hakkının soruşturma evresinde de gözetilmesi gerekmekte ve 5271 sayılı CYY’nın 160/2. maddesi uyarınca Cumhuriyet Savcısının şüphelinin lehine olan delilleri de toplama ve haklarını koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu nedenle, suç işlendiğine ilişkin bir durumu öğrenen ve CYY’nın 160/1. maddesi uyarınca kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere işin gerçeğini araştırmaya başlayan C. savcısı soruşturma evresinde elde ettiği delilleri değerlendirerek, yeterli şüphenin ve kovuşturma olanağının bulunup bulunmadığını inceledikten sonra bir karar vermekle yükümlüdür.
İncelenen dosyada, yakınan ve ihbar edenler vekillerince verilen 16.1.2009 ve 26.1.2009 tarihli dilekçelerle, TRT-2 adlı televizyon kanalında 14.1.2009 tarihinde yayınlanan Büyüteç adlı programda, Kanada’da bulunan Tuncay … adlı kişi ile canlı yayında gerçekleştirilen röportaj sırasında Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve yayın tarihinde parti genel başkanı olan …’a hakaret ve iftira edildiğinin ve Ergenekon adlı örgüt tarafından işlendiği ileri sürülen suçlarla ilgili soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü, başlatılan soruşturma sonunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 13.3.2009 tarihli ve 17697 sayılı işleme konulmasına ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda, hakaret, iftira, soruşturmanın gizliliğini ihlal ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarıyla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına, görevi kötüye kullanma eylemine yönelik olarak da 4483 sayılı Yasanın 4/son maddesi uyarınca dilekçenin işleme konulmasına yer olmadığına karar verilmiş ve yakınanlar tarafından yapılan itiraz sonunda Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.8.2009 tarihli ve 1325 sayılı kararda bu yöne ilişkin itirazın reddine karar verildiğinden, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin kararın kesinleştiği ve yasa yararına bozma isteminin kapsamı dışında kaldığı saptanmıştır.
Yasa yararına bozma isteyen tebliğname kapsamında bulunan suçlar; hakaret, iftira, soruşturmanın gizliliğini ihlal ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarıdır.
Şüpheliler hakkında ileri sürülen soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu, 5237 sayılı TCY’nın 285. maddesinde düzenlenenmiş olup, Yasanın Millete ve Devlete Karşı Suçlar’ başlığı altındaki Dördüncü Kısım altında ve ‘Adliyeye Karşı Suçlar’ başlığını taşıyan ikinci bölümü içerisinde yer almakta ve bu suçla adliyeye ilişkin yararlar ile adil yargılanma hakkı korunmaktadır. TCY’nın aynı bölümü içerisinde bulunan ve şüphelilerden …, … ve …’in işlediği ileri sürülen adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu da yasanın 288. maddesinde düzenlenmiş olup, bu suçla da adliyenin yararları ile adil yargılanma hakkı korunmaktadır. CYY’nın 260/1. maddesinde yasa yollarına başvuru hakkı şüpheli, sanık, katılan ve katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören kişilere tanınmış ve aynı yasanın 173. maddesinde de kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı suçtan zarar gören kişinin itiraz hakkının bulunduğu belirtilmiştir.
1-İhbar edenler vekillerince C.Başsavcılığına verilen dilekçede Ergenekon davası olarak bilinen soruşturma dosyasıyla ilgili olarak gizliliğin ihlal edildiği ileri sürülmüş ve Ankara C. Başsavcılığınca soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ve bu karar itiraza tabi bir karar niteliğinde ise de, işlendiği ileri sürülen söz konusu suçtan dolayı zarar görmüş olmayan ihbar edenlerin CYY’nın 260 ve 173. maddeleri uyarınca yasayoluna başvuru haklarının bulunmaması karşısında, şüpheliler …, …, … ve … haklarında soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu nedeniyle ve şüpheliler …, … ve … bakımından ayrıca adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı itirazı inceleyen merciin, itiraz edenlerin yasa yoluna başvurma haklarının bulunmadığını gözetmemiş olması,
2-Ankara C.Başsavcılığının şüpheli … hakkındaki hakaret ve soruşturmanın gizliliğini ihlal suçlarıyla ilgili iddialar bakımından ve elde edilen delillere göre; suça konu yayının haber dairesine ve ilgili program yapımcısına bağlı biçimde ve canlı gerçekleştirilmesi, canlı yayında röportaj yapılan kişinin aniden söylemiş olduğu sözler dolayısıyla genel müdür olan şüphelinin cezai sorumluluğunun bulunduğuna veya suça iştirak ettiğine ilişkin yeterli şüphenin bulunmadığı gerekçelerine dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının yasaya uygun bulunması,
3-Şüpheliler …, … ve … haklarında soruşturmanın gizliliğini ihlal, hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarından dolayı ve şüpheli … hakkında soruşturmanın gizliliğini ihlal ve hakaret suçları nedenleriyle yürütülen soruşturma bakımından; 5187 sayılı Basın Yasasının 26. maddesindeki dava açma sürelerine benzer şekilde, 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Yasasının 28/son maddesinde yer alan “Bu madde kapsamına giren suçlardan ve haksız fiillerden dolayı yayının yapıldığı tarihten başlayarak 60 gün içinde açılmayan davalar dinlenmez” hükmü uyarınca, yasada yer alan 60 günlük hak düşürücü sürenin (bkz; Erol Çetin, Son Değişikliklerle Basın Hukuku, 4. Bası, Ankara 2008, s. 119) geçirilmiş olması durumunda, kovuşturma olanağının bulunmaması dolayısıyla CYY’nın 172/1. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığı karan verilmesinin zorunlu bulunması ve incelenen dosyada gerek merciin inceleme, gerek Ankara C.Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığı kararı tarihinde bu sürenin geçirilmiş olduğunun anlaşılması,
Nedenleriyle, yasaya uygun bulunan kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı itirazı inceleyen merciin, itirazın reddine karar vermesi gerekirken, itirazın kabulüne karar vermiş bulunması yasaya aykırı görüldüğünden, 5271 sayılı CYY’nın 309/4-a. maddesi uyarınca; Sincan 1.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca verilen 31.8.2009 tarihli ve 2009/1325 değişik iş sayılı kararının YASA YARARINA BOZULMASINA, bozma doğrultusunda yeniden karar verilmek üzere müteakip işlemlerin merci mahkemesince yerine getirilmesine, 16.2.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.