YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21850
KARAR NO : 2013/25632
KARAR TARİHİ : 26.12.2013
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
No : 2008/152-2013/337
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı ile davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin tüm, davacı vekilinin ise sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) 19.06.2003 tarihinden itibaren vergi kaydına dayalı 1479 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılığı süregelen davacının, 26.12.1997 tarihinde kurulan, 24.08.2000 günü 506 sayılı Kanun kapsamına alınan, ortakları arasında davalı …’ın da bulunduğu diğer davalı limited şirkete ait işyeri bakımından 03.06.2003 tarihinde çalışmaya başladığı yönünde hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenerek 03.06.2003 – 30.06.2003 döneminde davalı Kuruma sigorta primleri bordrosuyla 28 günlük bildiriminin gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup 01.04.1993 – 26.12.1997 tarihleri arasında İ.Tekcan’a, 26.12.1997 – 15.09.2003 döneminde limited şirkete ait işyerinde aralıksız geçen ve bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin davada mahkemece yapılan yargılama sonunda, 01.04.1993 – 03.06.2003 dönemine ilişkin istem hak düşürücü süre, 19.06.2003 – 15.09.2003 dönemine yönelik talep çakışan 1479 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılık olgusu gerekçesiyle reddedilerek 03.06.2003 – 18.06.2003 dönemi hüküm altına alınmıştır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin 10. fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç
toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden bu maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki, değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz. Belirtilmelidir ki, uygulama yapılırken, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak beş yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede, 31.12.2003 tarihinden itibaren beş yıl içerisinde dava açıldığından hak düşürücü süreden söz edilemeyeceği ve işin esasına girilmesi gerektiği belirgindir. Şu durumda İ.Tekcan’a ait işyerindeki çalışma iddiası yönünden; ilgili vergi dairesi ile Kuruma yazı yazılarak İ.Tekcan adına vergi kaydı ve tescilli işyeri olup olmadığı belirlenmeli, işyerinin varlığı durumunda dönemsel sigorta primleri bordroları getirtilerek bildirimleri yapılan sigortalılar dinlenilmeli, bordrolar düzenlenmediği veya aramalara karşın sigortalılara ulaşılamadığı takdirde aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalışanlar yöntemince saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalıdır.
Limited şirket adına tescilli işyerindeki hizmet tespiti istemine ilişkin olarak; dönemsel sigorta primleri bordroları getirtilerek bildirimleri yapılan sigortalıların ifadeleri alınmalı, ayrıca aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalışanlar da dinlenilmelidir. Her iki davalı yönünden ise yapılan işin nitelik itibarıyla mevsimlik olup olmadığı ortaya konulmalı, belirdiği takdirde tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, tüm kanıtlar irdelendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu hatalı hak düşürücü süre uygulaması yapılarak 01.04.1993 – 03.06.2003 dönemine yönelik talebin reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, 29.12.2012 günü yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3. maddesinde yer alan, müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı yönündeki düzenleme dikkate alınmaksızın ret sebebi ortak olan her bir davalı yararına ayrı avukatlık ücreti belirlenmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 26.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.