Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2011/10883 E. 2012/13458 K. 25.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10883
KARAR NO : 2012/13458
KARAR TARİHİ : 25.09.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 11/06/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 11/06/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayete dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece dava reddedilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının verdiği dilekçe ile hakkında dolandırıcılık suçundan soruşturma başlatıldığını, savcılık tarafından takipsizlik kararı verildiğini, yaşananlar nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi talep etmiştir.
Davalı, yasal şikayet hakkını kullandığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalının yasal haklarını kullanmak amacıyla imzanın kedisine ait olmadığını bildirdiği, bunun yasal hakkı olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda; davalı, davacı hakkında “muhtemelen hatır sorma bahanesiyle gelişlerinden birisinde ofisimden imzamı içeren bir belgeyi izinsiz şekilde almış ve imzamı taklit ederek, sahte bir bono düzenlemiş, kötü niyetli olarak icra takibine koymuştur. Senedin altındaki imzalar kesinlikle bana ait değildir.” şeklinde bir şikayet dilekçesi vermiştir. Yapılan soruşturma sonucunda senet üzerindeki imzanın davalıya ait olduğu tespit edilmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Yukarıda gösterilen ilkeler ve somut olayın saptanılan olguları göz önünde tutulduğunda; davalının şikayetinin haksız ve çelişkili davranış niteliğinde bulunduğu, salt zararlandırma amacını taşıdığı ve hukuken korunamayacağı açıktır. Davacının kişilik hakları saldırıya uğramış; davalı yönünden ise, hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan, davalının tazminat ile sorumlu tutulması gerekir. Mahkemece, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23/09/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.