YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9848
KARAR NO : 2012/11489
KARAR TARİHİ : 02.07.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … ve diğeri aleyhine 22/01/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 09/06/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı … ve davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı … tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davaya konu Anadolu’da Vakit Gazetesinin 22/5/2009 tarihli nüshasının 10. sayfasında “…’e Ergenekon Kancası” başlığı altında yapılan gerçek dışı köşe yazısı nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, Cumhurbaşkanı hakkında davacı tarafça verilen kararın davalı … tarafından bir gazeteci olarak yorumlanıp eleştirilmesinin doğal olduğunu, haberin bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının doğrudan hedeflenmediğini, sadece kararın eleştirildiğini, ayrıca yazının hiçbir yerinde davacının kişilik haklarına saldırı sayılabilecek bir nitelemenin de bulunmadığını, belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, dava konusu yazıda geçen, ‘’…’e Ergenekon kancası’’, ‘’eli kalem tutan bekçileri de’’, ‘’ileri gitme mesajını malum kanaldan veriyor’’ şeklindeki sözlerin, davacının Ergenekon terör örgütünün bir maşası gibi gösterildiği, ilgili kararın davacıya yasadışı güçler tarafından verdirildiği imasında bulunularak, davacıya yaptığı iş sebebiyle ağır ithamlarda bulunulduğu, davacının kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olayda; yazının tamamı göz önüne alındığında davacıya yönelik kişilik haklarına saldırı niteliğinde olabilecek herhangi bir söz ve ifade bulunmadığından talebin tümden reddine karar vermek gerekirken mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 02/07/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.