YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/4732
KARAR NO : 2010/19455
KARAR TARİHİ : 10.11.2010
Görevi kötüye kullanma suçundan şüpheli Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı görevlileri, Emniyet Genel Müdürlüğü görevlileri ve Millî İstihbarat Teşkilatı görevlileri hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/03/2009 tarihli ve 2009/1895-19425 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine, tahkikatın genişletilmesine, Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesinin görevlendirilmesine, Nöbetçi Mahkemece, bilgisayar mühendisi, elektronik mühendisi ve hukukçu 3 kişilik bilirkişilerle Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına gidilerek müştekinin iddialarının tespitine, hâlen dinleme varsa buna ilişkin gizlilik nedeni ile tespitlerin yapılmamasına, alınacak raporun mahkemelerine gönderilmesine dair, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 03/08/2009 tarihli ve 2009/1213 değişik iş sayılı kararına karşı TIB tarafından yapılan itiraz üzerine, anılan kararın kesin olduğundan bahisle, karar verilmesine yer olmadığına dair, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/10/2009 tarihli ve 2009/1617 değişik iş sayılı kararını müteakip,
Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan tahkikat sonucu düzenlenen bilirkişi kurulu raporu ile dosyanın merciine gönderilmesi üzerine, tahkikatın yeniden genişletilmesine ilişkin Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca verilen 12/11/2009 tarihli ve 2009/1953 değişik iş sayılı karardan sonra, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile dosyanın incelenmesi sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 12/03/2009 tarihli ve 2009/1895-19425 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına ilişkin, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 22/12/2009 tarihli ve 2009/2231 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 16.02.2010 gün ve 9607 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.02.2010 gün ve 36472 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “Dosya kapsamına göre;
1-Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/10/2009 tarihli ve 2009/1617 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İtiraz olunabilecek kararlar” başlıklı 267/1. maddesinde yer alan “Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir” hükmü karşısında, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca, tahkikatın genişletilmesine ilişkin olarak verilen, 03/08/2009 tarihli ve 2009/1213 değişik iş sayılı kararın, herhangi bir mahkemenin kararına karşı yapılan itiraz sonucu verilmiş merci kararı olmayıp, itiraz olağan kanun yoluna tâbi hâkim kararı niteliğinde olduğu gözetilmeden itirazın esası hakkında bir karar verilmesi yerine, itirazı kabil kararlardan olmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinde;
2-Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 22/12/2009 tarihli ve 2009/2231 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
Müşteki …’nun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı müracaatında, kendisine ve başkanı olduğu Yargıçlar ve Savcılar Birliğine (…) ait telefonlar ile yine şahsına ve …’a ait olan mail adreslerinin hukuka aykırı olarak izlendiğini ve iletişiminin tespit edildiğini, bu tür hukuka aykırı kararların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi ile görevlendirilen özel yetkili mahkemeler tarafından verildiğini, 5397 sayılı Kanun’a göre verilen izleme ve iletişimin tespiti kararlarında, izlenecek ya da iletişimi tespit
edilecek kişilerin açık kimliklerinin, ilgili telefonların ve mail adreslerinin belirtilmemesi sebebiyle bu kararların hukuku aykırı olduğunu ve infaz kabiliyetlerinin bulunmadığını, bu yasa çerçevesinde özel yetkili mahkemeden izleme ve dinleme talebinde bulunan MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlileri ile bu kararları işleme koyarak infaz eden Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı görevlilerinin görevi kötüye kullanma suçunu işlediklerini iddia etmesi üzerine yapılan soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine, delillerin mahkemesince değerlendirilmesinin uygun olacağından bahisle itirazın kabulüne ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar verilmiş ise de;
Tahkikatın genişletilmesi üzerine Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yapılan keşif sonucu alınan 17/12/2009 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre, müştekinin bazı telefonlarının MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğünün talebi üzerine verilen genel nitelikteki istihbari/önleyici nitelikteki hakim kararlarına istinaden değil, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 135. maddesi kapsamında İstanbul 10, 11 ve 13. Ağır Ceza Mahkemelerince verilmiş olan mahkeme kararlarının gereği yerine getirildiği,
Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılıp, dava açılmasına karar verilmesi durumunda, karar içeriğinde hangi şüpheli ya da şüphelilerin, hangi eylem ya da eylemlerinin, ne surette hangi suçu ya da suçları oluşturduğunun belirtilmesi gerektiği, ayrıca mahkeme kararlarını yerine getiren Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Telekomünikasyon iletişim Başkanlığının ilgili görevlilerinin görevlerini kötüye kullandıklarına ilişkin dosyaya yansıyan delil bulunmadığı gibi eylemlerinin suç oluşturmadığı, nitekim Jandarma Genel Komutanlığının talebi üzerine benzer mahiyette verilen kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 04/06/2008 tarihli, 2008/874-7160 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verildiği, ancak hukuka aykırı bulunan mahkeme kararını yerine getiren Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Grup Komutanlığının ilgili görevlilerinin eylemlerinin mahkeme ilamını yerine getirmek olarak kabul edildiği, dolayısıyla söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazın reddine karar verilmesi gerektiği,
İddiaya konu olan eylemle ilgili, MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlilerinin, 5397 sayılı Kanun’a göre yürüttüğü faaliyetlerin idarî nitelikte olduğu ve haklarında soruşturma yapılmasının ilgili kurumların iznine bağlı bulunduğu, bu görevliler hakkında doğrudan kamu davası açılamayacağı,
Gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
1) Sincan 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 7.10.2009 tarih ve 2009/1617 D.İş sayılı kararına yönelik yasa yararına bozma isteğinin incelemesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 1.fıkrasında “Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.” hükmü yer almaktadır. Belirtilen maddede düzenlenen olağanüstü yasa yoluna başvurunun ilk koşulu hakim veya mahkeme tarafından verilen kesinleşmiş bir karar veya hüküm olmasıdır. Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 3.8.2009 tarihli soruşturmanın genişletilmesi ve Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesinin görevlendirilmesine ilişkin kararına karşı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca yapılan itiraz konusunda kabul veya ret niteliğinde bir karar vermediğinden, kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolu başvurusunun hakim veya mahkeme tarafından verilen kesinleşmiş bir karar veya hüküm bulunması ön koşulunun somut olayda gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Öte yandan itiraz mercii kararının niteliğinin de irdelenmesi gerekmektedir. 5271 sayılı C.Y.Y.’nın Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz başlığını taşıyan 173. maddesinin 1. fıkrasında “Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir” anılan yasa maddesinin 3. fıkrasında ” Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir;…” aynı Yasanın 271/4. maddesinde “Merciin itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir” hükümleri yer almaktadır. Somut olayda itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itirazı inceleyecek yasal merci Sincan Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığıdır. Yasa koyucu itiraz merciinin kararlarının kesin nitelikte olduğunu kabul edip tek istisnasını da yasada göstermiştir. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin C.Y.Y.’nın 173/3. maddesi uyarınca verdiği soruşturmanın genişletilmesi kararı, aynı Yasanın 271/4. maddesinde öngörülen istisna kapsamındaki kararlardan da değildir. Soruşturmanın genişletilmesi ve sulh ceza hakiminin görevlendirilmesi kararının itiraza tabi olduğu yolundaki kabul, merciin, itirazın esası hakkındaki kararına bile kesinlik niteliği tanıyan yasa koyucunun iradesi ve yasal düzenlemenin amacıyla örtüşmemektedir. Kaldı ki Ağır Ceza Mahkemesi başkanının itiraz konusunda bir karar verebilmek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görmesi durumunda o yer nöbetçi sulh ceza hakimini görevlendirmesi işleminin bir karara bağlanması da zorunlu değildir. Bu işlemin amacı, savcılıkça yapılan soruşturmadaki eksikliği gidermek, niteliği ise soruşturmanın tamamlanmasına yönelik bir istek (talep) yazısı olmasıdır. İtiraz merciinin, itiraz konusunda karar verebilmek için gereksinim duyduğu delillerin dosya içerisinde bulunmadığını saptaması durumunda, yapılacak işleri de göstererek sulh ceza hakimini görevlendirmesinin, yasal bir talimatın yerine getirilmesinden başka bir anlam taşımadığı açıktır. İtiraz merciinin, görevlendirmeyi değişik iş defterine kaydederek gerçekleştirmesi de bu işleme karar niteliği vermeyecektir. Yapılan açıklamalar karşısında, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, itiraz merciinin kararına yönelik itiraz konusunda, bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararının, gerekçesi itibariyle hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır.
2) Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 22.12.2009 tarih ve 2009/2231 D.iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteğine gelince;
Müşteki …’nun, kendisi, Yargıtay ve … adına kayıtlı telefonlar ile elektronik posta adreslerine gönderilen iletileri yasaya aykırı olarak denetleyip izleyerek özel hayatının gizliliğini ve haberleşme özgürlüğünü ihlal eden Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin görevlerini kötüye kullandıklarını ileri sürerek şikayetçi olduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, yalnızca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından alınan bir yanıt yazısıyla yetinildiği ve başkaca bir araştırmaya gerek görülmeden 12.3.2009 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, müştekinin bu karara karşı itirazını inceleyen merciin, C.Y.Y.’nın 173/3 maddesi gereğince soruşturmanın genişletilmesine gerek duyarak Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesini görevlendirdiği ve bilgisayar mühendisi, elektronik mühendisi ve hukukçudan oluşan üç kişilik bilirkişi kuruluyla T.İ.B.’da tespit yapılmasını ve hazırlanacak raporun Başkanlığa gönderilmesini istediği görülmektedir. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının isteği üzerine 5.11.2009 tarihinde T.İ.B.’da yapılan keşifte adı geçen kurumun başkanının, işlemlerin gizliliğini ihlal edeceği gerekçesiyle tespit işleminin hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği, sistem
bilgisayarlarında 21.10.2008-6.3.2009 tarihlerini kapsayan sorgulama sonucu şikayetçinin bildirdiği sekiz telefon hakkında herhangi bir dinleme kaydı olmadığı, ancak üç telefonun mahkeme kararlarına dayalı dinleme kayıtları bulunduğu tespit edilerek keşif tutanağına geçirildiği, 10.11.2009 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da bu hususların yanı sıra ısrarla istenmesine karşın, mahkeme kararlarının verilmediği, hiçbir sayısal ya da basılı bilgi/belge/materyal kopyalaması/temini yapılamadığı, verilerin yalnızca sorgulama ekranlarından elle not edilerek sağlandığı ve santral üzerinden yasadışı olarak “hatta girmek” suretiyle dinleme yapılmasının teknik açıdan tesbitinin olanaklı olmadığı belirtilmiştir. Sulh ceza hakiminin (birinci) keşif sırasında görevinin engellendiği yolundaki 5.11.2009 tarihli tutanak içeriği karşısında, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca gerekirse C.Y.Y.’nın 203. maddesindeki yetkiler de kullanılarak sağlıklı bir tespit yapılmasına ve tüm belge ve bilgiye ulaşabilmek için hard disklerin bir kopyasının alınmasına ilişkin yeni bir soruşturmanın genişletilmesi kararı verilmesi üzerine gerçekleştirilen 1.12.2009 tarihli ikinci keşifte, yalnızca müştekinin belirttiği telefonları kapsayacak bir sorgulama yapılarak basın belge ve cd dokümanları elde edilmiş ancak verilerin kopyalanması işlemi kurum başkanının ülke istihbarat ağı ve gizli yürütülen soruşturmaların zaafiyete uğrayacağı yolundaki uyarısı nedeniyle yerine getirilmemiştir. Sistem odasındaki bilgisayarlarda yapılan incelemede de aynı sonuçlara ulaşılmıştır. Ekran sorgulamasında görülen mahkeme kararlarının çıktısı yalnızca müştekiyle ilgili telefon numaralarını belirtecek biçimde alınmıştır. Böylece başka kişiler hakkındaki tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin olarak gizlilik ilkesi ihlal edilmemiştir. Bilirkişi kurulunun 17.12.2009 tarihli raporuna göre, sistemde kaydı bulunan üç telefonla ilgili işlemlerin mahkemelerce verilen tedbir kararları uyarınca yerine getirildiği, işlemlerin dayanağını oluşturan tedbir kararlarının, Adalet Bakanlığı Başmüfettişliğinin talebi üzerine, C.Y.Y.’nın 135 ve devamı maddeleri gereğince, İstanbul 10., 11. ve 13. Ağır Ceza Mahkemeleri nezdinde görevli üye hakimlerce, terör örgütü tarafından işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında başka suretle delil elde edilmesi olanağının bulunmaması gerekçesiyle verildiği saptanmıştır. Müştekinin bildirdiği telefonların bir kısmıyla ilgili olarak yapılan işlemlerin önleme amaçlı tedbir kararına dayanmaması nedeniyle kararların alınması sürecinde T.İ.B., M.İ.T. ve E.G.M. görevlilerinin, herhangi bir talepleri bulunmadığı, mahkeme kararlarının yerine getirilmesi sırasında da bilirkişi kurulunca saptanmış hukuka aykırı bir tespit, dinleme, kaydetme, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi faaliyeti olmadığı, bilirkişi kurulunun incelemeleri verilerin kopyalanamaması ve elektronik posta iletilerini kapsamaması nedeniyle sınırlı olarak gerçekleştirilmiş ise de şikayetçi olunan kurum görevlilerinin yasa ve yönteme aykırı bir davranışının belirlenemediği anlaşılmaktadır. M.İ.T. ve E.G.M. görevlilerinin, mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunu denetleme görev ve yetkileri bulunmamaktadır. Yerine getirilmesi için kendilerine gönderilen bir mahkeme kararının hukuka aykırı olup olmadığını tartışıp aykırılığını saptadıkları takdirde uygulamama sorumluluğunun anılan kurum görevlilerine yüklenmesi olanaksızdır. Yalnızca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının, Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi Ve Kayda Alınmasına Dair Usul Ve Esaslar İle Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Yönetmeliğin 17. maddesinde “…a) 2559 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesi, 2803 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesi ve 2937 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına yönelik iş ve işlemleri tek bir merkezden yürütmek, b) 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesi kapsamında yapılacak iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine yönelik iş ve işlemleri tek bir merkezden yürütmek, c) (a) ve (b) bentleri kapsamındaki taleplerin bu Yönetmeliğe ve diğer ilgili mevzuata
uygun olup olmadığını incelemek ve gerektiğinde yetkili mercilere başvuruda bulunmak,…” biçiminde belirtilen nitelikte bir inceleme ve başvuru görevi vardır. Ancak bu görevin de kararın içeriğine değil mevzuatta öngörülen şekil şartlarının varlığına ilişkin olduğu kuşkusuzdur. Somut olaydaki mahkeme kararlarının şekil şartları açısından mevzuata aykırı olmadığı görülmektedir.
C.Y.Y.’nın 135/5 maddesindeki tedbir kararları ve işlemlerinin gizli tutulacağına ilişkin hüküm nedeniyle bu kararlara ve kararların uygulanması işlemlerine karşı yasa yoluna başvuru olanağının bulunmaması, koruma tedbirlerine karar veren ve bu kararları yerine getiren kamu görevlilerinin mevzuatı titizlikle uygulama sorumluluklarını artırmaktadır. Demokratik hukuk devleti ilkesinin yaşama geçirilmesi açısından, anılan tedbir kararlarının verilmesi ve uygulanması sürecinde, kamu görevlilerince kişilerin temel hak ve özgürlüklerini güvenceye bağlayan ulusal ve uluslararası belgelerdeki (A.İ.H.S.’nin 8., T.C.Anayasasının 20. ve 22. maddeleri) “özel hayatın gizliliği” ve “haberleşme özgürlüğü” ile ilgili düzenlemelerin dikkate alınması gerekmektedir.
CYY.nın 173/4. maddesinde “Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir”; 170/3. maddesinde ise, “görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede; a) Şüphelinin kimliği … gösterilir” hükümleri yer almaktadır. Merciin itirazı kabulü üzerine Cumhuriyet savcısının iddianame düzenleyerek kamu davası açması yasal zorunluluğu karşısında, hakkında kamu davası açılacak kişi ya da kişilerin kimliğinin kesin biçimde belirlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle de müştekinin şikayetine konu olan ve şikayet tarihinden önceki döneme ait iletişimin tesbiti, dinlenmesi, kaydedilmesi ve basın-yayın organlarında kullanılması eylemlerinin, kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiği belirlenmeden, yazılı basın ve internet sitelerinde yer alan şikayetçiye ait telefonla görüşme içerikleri ve elektronik posta iletilerinin mahkeme kararıyla yapılan dinleme ve kaydetme sonucu elde edilen görüşme içerikleriyle örtüşüp örtüşmediği saptanmadan, bu bilgileri gazete ve internet sitelerinde yayımlayan sorumlu kişilerin, görüşme içeriklerini hangi yolla elde ettikleri konusunda herhangi bir araştırma yaptırılmadan T.İ.B.’daki elektronik kayıtların sınırlı incelemesiyle yetinilerek T.İ.B., M.İ.T. ve E.G.M. görevlilerinin tümü veya anılan kurumların tüzel kişileri hakkında yükletilen suçlar nedeniyle kamu davası açılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.
Müştekinin, 26.9.2008 tarihli ifadesinde,hakkındaki yasa dışı dinleme ve izleme yoluyla elde edilen verilerin yazılı basın ve internet sitelerinde yer aldığını ve böylece şikayetçi olduğu kurumların personelinin gizlilik kuralını ihlal ettiklerini ileri sürmesi ve Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmeliğin 27/1 maddesindeki “Bu Yönetmelik hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen bilgiler, bu Yönetmeliğin dayanağını oluşturan kanunlarda belirtilen amaç ve usul dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi, belge ve kayıtların saklanmasında ve korunmasında gizlilik ilkesine riayet edilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.” hükmü Karşısında, yasa yararına bozma isteğinde belirtilen T.İ.B., M.İ.T. ve E.G.M. personelinin görevleriyle ilgili işledikleri suçlarda soruşturma izni alınması gerektiğine ilişkin düşüncenin hukuki bir dayanağının bulunmadığı da açıktır.
Yapılan açıklamalar ışığında, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2009 tarihli itirazın kabulüne ilişkin kararının, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki;
1) Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 7.10.2009 tarih ve 2009/1617 D.İş sayılı kararıyla ilgili düşünce yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden, bu karara yönelik yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE,
2) T.İ.B., M.İ.T. ve E.G.M. görevlileri hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına ilişkin merci kararına yönelik görüş yerinde görüldüğünden, görevi kötüye kullanma suçundan şüpheli adı geçen kurumların personeli hakkında Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca kesin nitelikte verilen 22.12.2009 tarih ve 2009/2231 D.iş sayılı kararın, C.Y.Y.nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonraki işlemlerin aynı Yasa maddesinin 4/a fıkrası gereğince itiraz mercii tarafından yerinde tamamlanmasına, 10.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.