YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/5637
KARAR NO : 2023/9056
KARAR TARİHİ : 20.12.2023
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/3. kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı üçüncü kişi vekili, mülkiyeti müvekkili şirkete ait menkullerin haczedildiğini, haciz yapılan “Ovacık Mah. Alsancak Cad. No:241 Başiskele” adresindeki işyerini 30.09.2014 tarihinde içerisindeki mallarla birlikte borçlu şirketten devralındığını, ayrıca borçlu şirkete ait “…” ibareli markaların 17.02.2015 tarihinde marka devir sözleşmesi ile devralındığını, devir bedellerinin ödendiğini, işletme devri yapılmadığını öne sürerek, davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, üçüncü kişi şirketin borçlu şirket ile aynı yerde, aynı marka ve aynı çalışanlarla aynı işi yaptığını, üçüncü kişi şirket ile borçlu şirket arasındaki işyeri devrinin muvaazalı olarak yapıldığını öne sürerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda, davanın reddine ilişkin verilen karar, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.05.2019 tarih ve 2016/8871 Esas, 2019/5080 Karar sayılı ilamı ile borçlu şirket ve üçüncü kişi şirket bünyesinde haciz tarihinden itibaren geriye doğru çalışanların SGK kayıtlarının, borçlu şirket ortakları ile üçüncü kişi şirket müdürü … arasında akrabalık bağı olup olmadığını gösterir nüfus kayıtlarının getirtilmesi, borçlu şirket ve üçüncü kişi şirketin … ve tüm şube adreslerine ilişkin vergi kayıtları getirtilmesi, üçüncü kişinin dayandığı faturaların ticari defterlere işlenip işlenmediği, fatura, marka devri ve çek bedellerinin ödenmesine ilişkin ticari defterlerde kayıt bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğinden bahisle araştırma bozması yapılmıştır.
Mahkemece, haciz mahallinde işyeri tabelasında borçlu şirketin ticaret ünvanının (… Gıda) yazılı olduğunun belirlendiği, SGK kayıtlarına göre iki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olduğu, borçlu şirketin 26.09.2014 tarihinde faaliyetine son verdiği şubesinde davacı 3. kişi şirketin aynı tarihte ticari faaliyete başladığı, borcun doğumundan sonra düzenlenen vergi kaydı, fatura, kira sözleşmesi, marka devri sözleşmesi gibi belgelerin ispat gücü zayıf belgelerden olduğu, borçlu şirket ortakları ile davacı 3.kişi şirket yetkilisinin bazılarının soyisimlerinin aynı ve aralarında uzaktan da olsa akrabalık bağı olduğu, TBK’nın 202. maddesi gereğince işletmeyi devreden kişinin 2 yıl süre ile devralanla birlikte işletmenin borçlarından sorumlu olacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı 3. kişi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Devredilen işletmede haciz yapılabilmesi, devrin muvazalı olduğunun iddia ve ispat edilmesine bağlıdır. Muvazaa iddiasının bulunmaması halinde alacaklının, tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanı bulunduğu gibi TBK ve TTK hükümlerine göre açılacak davalarda da devri yargılama konusu yapabilir.
Ayrıca, İİK’nın 44. maddesinde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi işletmenin devrini sakatlamaz. Anılan hükmün yalnız cezai yaptırımı vardır. (İİK 337/a md) Aktiflerin devredenin malvarlığından çıkmamış kabul edilmesini, yani haczedilmesini sağlayacak tek yol, muvazaanın iddia ve ispat edilmesidir.
Yukarıda yer verilen ve istikrarlı şekilde uygulamaya devam edilen ilke kararımız gereği, davacı üçüncü kişi ile borçlu arasında devir ilişkisinin bulunduğu kabul edilmekle birlikte, TBK ve TTK hükümleri uygulanmak suretiyle davacı üçüncü kişinin borçtan sorumlu olması gerektiğine dair kabul doğru bulunmamıştır. Bununla birlikte, davalı alacaklı, borçlu ile üçüncü kişi arasında danışıklı işlemler yapıldığını iddia etmiş ise de; haciz sırasında borçlu şirket ortağı-yetkilisi hazır olmadığı gibi borçlu şirkete ait herhangi bir belge bulunmamıştır. Haciz mahallinde borçlu şirket ile aynı olacak şekilde “… Gıda” ünvanını kullandığı tespit edilmiş ise de, dava konusu hacizden önce 17.02.2015 tarihinde üçüncü kişi şirket borçluya ait “…” markasını noterde düzenlenen sözleşme ile devralmış olduğundan anılan markanın kullanılması hayatın olağan akışına uygundur. Dosya kapsamında yer alan ticaret sicil kayıtlarına göre, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirket arasında benzerlik olmayıp davacı 3. kişi şirketin dışardan atanan yetkilisi … ile borçlu şirket ortakları arasında uzaktan bir akrabalık bağı olması borçlu ile 3. kişi arasında organik bağ olduğunu göstermeye yeterli değildir. Ticaret sicil kayıtlarına göre haciz adresinden ayrılan borçlu şirketin haciz adresinde faaliyetine devam ettiğine dair dosyaya yansıyan net bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bunların yanında, dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporuna göre, borçlu ve üçüncü kişi arasında devre ilişkin olarak düzenlenen 30.9.2014 tarihli işyeri devir sözleşmesine istinaden düzenlenen satış faturalarının ve fatura ödemelerinin, marka devir bedeli ödemesinin ticari kayıtlarda yer aldığı da sabittir. Bununla birlikte borçlunun şubesini kapatması nedeni ile iş akdi sonlandırılan bir kısım işçinin aynı alanda faaliyet göstermeye başlayacak olan üçüncü kişi şirkette işe başlamasının hayatın olağan akışına aykırı olmayıp bu durum da tek başına danışıklı işlem yapıldığının kabulüne yeterli görülmemiştir. Buna göre, taraflar arasındaki devrin muvazaalı olduğu alacaklı tarafından ispat edilmemiştir.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nın 366 ve HUMK’nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK’nın 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 20.12.2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.