YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/28205
KARAR NO : 2013/19814
KARAR TARİHİ : 20.06.2013
İftira suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda beraatine dair, İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30/04/2008 gün ve 2007/631 esas, 2008/438 karar sayılı hükmün sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 11/01/2012 gün ve 2010/31332 esas, 2012/341 sayılı kararıyla;
“Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun niteliği, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
1-Sanık müdafiince temyiz dilekçesinin süresi içinde verilmediği anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nun 317.maddesi uyarınca sanık … müdafiinin tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,
2-O yer C.Savcısının temyizine gelince;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
Eyleme ve yükletilen suça yönelik O yer C.Savcısının temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, ” karar verilmiştir.
I- İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/07/2012 tarihli kararı ile Dairemize gönderilen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/02/2012 gün ve 2010/309962 sayılı yazısı ile;
“……İftira suçu bütün anlamıyla ele alındığında, iftira edici davranışın üç grup varlık veya menfaatle çatışma halinde olduğu kolayca anlaşılır. Nitekim iftirada, suçlama gerçek dışı olduğundan gerçeğe ilişkin tür varlık veya menfaat, kendisine isnad edilen suçu işlemediğinden bireye ait bir varlık veya menfaat ve başlamaması gereken bir koğuşturma başlayabileceğinden adliyenin idaresine ilişkin bir varlık veya menfaat ihlal edilmektedir. İftira suçunun sosyal gerçeklik üzerindeki bu üçlü etkisi, hukukî konusunun bu varlık veya menfaatlerden hangisi olduğu konusunda farklı anlayışların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Nitekim bu suçun anlamına ilişkin anlayışlardaki küçük farklılıklar, somut hukuk düzenini, sözü edilen varlık veya menfaatlerden birinin korunmasını yoğunlaştırmaya götürebileceği gibi, bu üç temel varlık veya menfaatten birine dahil olan daha özel bir varlık veya menfaate daha fazla önem vermeye de götürebilir. [….] Devletin adlî yetkisini gerçekleştiren organların suçsuz kimseler aleyhine cezaî koğuşturma yapmaması hukuk devletinin temel niteliklerinden biri olduğundan, bu gibi kimselerin haksız yere ceza koğuşturmasıyla karşı karşıya kalmamasında devletin de menfaati olduğunda kuşku yoktur. Bu konuda ferde ve devlete ait varlık veya menfaatlerden devlete ait olana üstünlük tanıyan kanun koyucu, iftira suçunu adliye aleyhine suçlar arasında düzenlemiştir. Şu halde iftira suçunun hukukî konusunun, suçsuz bir kimse aleyhine koğuşturma yapmamadaki devlete ait varlık veya menfaat olduğunu söylemek mümkündür. İftira suçunun, daha önce de belirtildiği gibi, haksız yere bir ceza koğuşturulmasına maruz kalmamaya ilişkin ve bireye ait bir varlık veya menfaati de daima ihlal ettiği şüphesizdir […]” ( Nevzat Toroslu, İftira Suçunun Hukuki Konusu, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/305/2887.pdf )
./..
-2-
İftira suçu 5237 sayılı TCK’nın 267 maddesinde düzenlenmiştir TCK’nın 267/1 madde ve fıkrasında : “Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi […] ” ‘nin cezalandırılacağı Yasada öngörülmüştür. Madde gerekçesinde: “İftira, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşur.”
İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturabilir. Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de bu suçun konusunu oluşturabilir.
Bu isnadın yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle ya da basın ve yayın yoluyla yapılması gerekir.
Kişiye karşı suç isnadı ihbar veya şikâyet suretiyle yapılmış olabilir. Dolayısıyla, ihbar veya şikâyetin yapılabileceği her makam nezdinde yapılan isnadla iftira suçu işlenebilir. Başlatılmış olan hukuk veya ceza muhakemesi sürecinde davanın tarafı, sanık veya tanık konumundaki kişiler de, bulundukları beyanlarla iftira suçunu işleyebilirler.
[…] Kişiye isnat edilen fiil hiç işlenmemiş olabileceği gibi, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir. Kişi suç teşkil eden bir fiili işlemiştir. Fakat bu suça ilişkin ihbar veya şikâyette bulunan, fiile, suç olarak niteliğini değiştirecek bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Şöyle ki; fiil, sahibinin bilgisi ve rızası dışında malını almaktan ibarettir. Ancak, bildirimde bulunan, bunun cebir veya tehditle işlendiği iddiasında bulunmuştur. Bu ilâve unsurlar açısından iftira suçu oluştuğunu kabul etmek gerekir.
İsnadın belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Bu kişinin ismi açıkça belirtilmese bile, yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterlidir.
İftira suçunun oluşabilmesi için, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişinin bu fiili işlemediğinin bilinmesi gerekir. Bu bakımdan, söz konusu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Başka bir deyişle iftira suçu muhtemel kastla işlenemez. Bu suçun oluşabilmesi için, ayrıca, kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket edilmesi gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı gereklidir. […]
Somut olay çerçesinde yapılan irdelemede : 05/08/2007 günü saat 04:00 ‘da …,… İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne sözlü olarak başvuruda bulunarak, …’un yönetiminde bulunan … plaka sayılı motosikletle … Bulvarı üzerinden … Meydan yönüne doğru seyir halindeyken, … Sokak girişinde … plaka sayılı … marka aracın motosikletlerine çarptığını, olay yerinde durmayarak uzaklaştığını, kaza sonucu motosikletin sağ tarafa devrildiğini, hasar oluştuğunu, kendilerinin yaralanmadığını, motosikleti kaldırarak çarpan aracın peşine düştüklerini, … Parkı civarında aracı gördüklerini, araca durması yönünde ikazda bulunduklarını, bu sırada …plaka sayılı araç sürücüsünün kendilerine silah teşhirinde bulunduğunu, kendilerinin hızla uzaklaştıklarını belirterek …plaka sayılı araç sürücüsünden şikayetçi olduklarını belirtmişlerdir.
Kolluk görevlileri tarafından yapılan araştırma sonucunda … plaka sayılı aracın trafikte… Yapı Mermer Granit İnş. Ve Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olduğu belirlenmiştir. Kolluk görevlileri 06/08/2007 günü saat 09:00 sıralarında 0.216. 661 26 26 numaralı sabit telefon numarasını aramışlardır. Kolluk görevlileri sanık … ile telefon iletişimi kurmuşlardır. Kolluk görevlileri sanık …’a durumu izah etmişler, hakkında şikayet olduğunu söylemişler, “olay sırasında aracın kim tarafından kullanıldığı” sorusunu yöneltmişlerdir. Sanık … : 05/08/2007 günü saat 04:00 sıralarında bahse konu aracı … Cumhuriyet Savcısı …’ın kullandığını, hatta meydana gelen olayı da kendisine anlattığını söylemiştir.
./..
-3-
Bir soruşturma nedeniyle ismini aklında tuttuğu müşteki mağdur; … Cumhuriyet savcısı …’ın 05/08/2007 günü meydan gelen olayda …Plaka sayılı aracı kullanan kişi olduğunu söyleyerek, yetkili makama soruşturma sürecinde asılsız, gerçeğe aykırı bilgi vererek mağdur hakkında ve mağdurun suçsuz olduğunu, bir başka ifadeyle soruşturma konusu suçların faili olmadığını bile bile, mağdur Cumhuriyet savcısının ünvanını, sırf kendisini herhangi bir soruşturma ve kovuşturmadan kurtarmak için kolluk makamlarına veren, ” savcı olduğu söylersem benim üzerime gelemezler, olayı kapatırlar” düşüncesiyle harekete eden, bu düşüncesini süreçte cüretkar bir biçimde somuta yansıtan, mağdur … Cumhuriyet savcısı … hakkında soruşturma ve araştırma başlatılmasına bu şekilde sebebiyet veren sanığın atılı iftira suçunu işlediği sabit olması nedeniyle cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, .” […] Akşamki olay gerçektir. Yaşanmıştır. Sanık anlatımına aykırı kaygıya kapıldığının aksine ve şahısların kendilerini polis olarak tanıttığına aykırı delil elde olunamamıştır. Sanık olaydan ötürü kaygıya kapılmıştır. Bu şahısların sonrası taciz yada rahatsızlıklarından korunma amaçlı kendisinin telefonla arandığında savcı olarak söylemesinde niyeti itibariyle hukuka aykırılık yoktur. hangi savcı dendiğinde daha önce ifade verdiği ismi kullanmıştır. Ancak arayan kişinin gerçekten emniyet birimi olduğunu öğrenince kendiliğinden giderek bunu düzeltmiş, kaygısını dile getirmiştir ki; çok kısa zaman dilimi içerisindeki davranışı ve bunu düzeltme gayreti suç kastı içerisinde hareket etmediğinin kabulünü zorunlu kılmıştır. Kaldı ki; emniyet birimlerinde iddianamede belirtilen biçimde bir isnat ve itirazı söz konusu değildir. Telefon görüşmesi tutanağa dökülmüş, fakat henüz bu konuda tahkikatla ilgili bir işlem yapılmamış, adı kullanıldığı öne sürülen kişi ile ilgili bir soruşturma da başlatılmamıştır.” Gerekçesiyle sanığın beraatine karar veren yerel Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken, bu kararın onanmasına karar verilmesi, iftira suçuna ilişkin yasal düzenlemeye aykırılık teşkil ettiğinden, Yüksek Daire kararına karşı itiraz yasa yoluna başvurulması gerektiği düşünülmüştür.
a- Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 11/01/2012 gün ve 2010/31332 Esas, 2012/341 Karar sayılı karanın KALDIRILMASINA;
b- İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30/04/2008 Tarih ve 2007/631 Karar, 2008/438 Karar sayılı kararının BOZULMASINA karar verilmesi, itirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
II- KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri, o yer Cumhuriyet savcısının temyizi yönünden yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 11/01/2012 gün ve 2010/31332 esas, 2012/341 karar sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30/04/2008 gün ve 2007/631 esas, 2008/438 karar sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir;
Ancak;
Kollukta düzenlenen 06.08.2007 tarihli tutanak, teşhis tutanağı ve ikrarı içeren savunma gözetilip, iftira suçunun konusunu oluşturan, silahla tehdit ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarının mağdurları … ve … dinlenilerek, sanığın 05/08/2007 günü gece saatlerinde işlediği iddia olunan silahla tehdit ve trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçları ile ilgili hakkında yürüten soruşturma kapsamında, kendisini telefonla emniyete davet eden polis memuruna olay sırasında suça konu aracı kendisinin değil, bir soruşturma nedeniyle ifadesini aldığı
./..
-4-
için adını bildiği … Cumhuriyet savcısı …’ın kullandığını söylemesi şeklinde ortaya çıkan eyleminin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, aynı gün emniyette verdiği ifadesinde etkin pişmanlık göstererek gerçeğe dönmesi farklı yorumlanıp beraat kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
…