YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6281
KARAR NO : 2012/8078
KARAR TARİHİ : 08.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı Taraf Gazetecilik San. ve Tic. AŞ. Ve diğeri aleyhine 18/12/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 21/12/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılardan Taraf Gazetecilik San. ve Tic. AŞ. Tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı sebebi ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, hüküm davalılardan Taraf Gaz. San. ve Tic. AŞ. tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının Taraf Gazetesi’nin 11.11.2009 tarihli nüshasındaki haberi ile kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, yayının basın özgürlüğü içinde olduğunu, yazıda kullanılan ifadelerin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/2009 esas sayılı dosyasından alınmış gerçek ifadeler olduğunu, görünür gerçeğe uygun ve belgeye dayalı olduğunu, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki belgelere atıf yapılarak, “Perinçek, para teklif etti” başlığı ile “öte yandan Yıldırım, ceza evinde tutuklu sanık …’in kendisine ifadelerini geri çekmesi için para teklifinde bulunduğunu iddia etti” denilmiştir. Aynı şekilde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/2009 esas sayılı dosyasının 10.11.2009 tarihli duruşma tutanağı incelendiğinde; sanık Osman Yıldırım’ın ifadesinde “içeride bana diyor, ifadeni geri çek, gizli tanık olma diyor. Sana yardımcı oluruz diyor….” şeklinde ifadelerin yer aldığı anlaşılmaktadır.
Şu durumda; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki belgelere atıf yapılarak verilen haber içeriği ve veriliş şekline göre güncel, görünür gerçeğe uygun, öz ve biçimi birbirine uygun ve içeriğinde davacının kişilik haklarına saldırı oluşturabilecek bir ibare taşımamaktadır. Bu nedenle davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabulü doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08/05/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.