YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/7923
KARAR NO : 2023/8004
KARAR TARİHİ : 12.09.2023
.
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/461 E., 2022/44 K.
Taraflar arasındaki haczin kaldırılması ve yapılan kesintilerin iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf isteminin esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 28.03.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Av. … ile davalı … Başkanlığı adına Av. ….. geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I.DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkilinin, Kurumdan almakta olduğu emekli maaşına, Troya Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin sigorta prim borcu nedeniyle şirket yetkilisi olduğu gerekçesiyle Kurum tarafından haciz uygulandığını, Troya Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin, Denizli Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.02.2015 tarih, 2014/479 E. ve 2015/141 K. sayılı kararı ile iflasına karar verildiğini, kararın Yargıtay tarafından onanmakla ve karar düzeltme talebinin reddedilmesi ile 02.09.2015 tarihi itibari ile kesinleştiğini, müvekkili adına yapılmış bir kamu takibi veya düzenlenen bir ödeme emri bulunmamasına rağmen Troya Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. adına 2009/25718, 2010/11825, 2012/21000, 2012/25772, 2013/12237, 2013/25913, 2014/15678 sayılı dosyaları ile yapılan takip ve düzenlenen ödeme emirleri doğrultusunda müvekkilinin emekli maaşından kesinti yapılmaya başlandığını, müvekkili adına yapılmış bir takip olmadan haciz işlemi yapılarak emekli maaşından kesinti yapılmasının kanunen haksız ve yersiz olduğunu, müvekkilinin emekli maaşından her ay haksız yere yapılan bu kesininin müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu, müvekkili tarafından Kuruma 10.11.2021 tarihli dilekçe ile başvuru yapılarak, konulan haczin kaldırılmasının ve yapılan kesintilerin iadesinin talep edildiğini ancak Kurumun 12.11.2021 tarihli ve 35.015.654 sayılı cevabi yazısında, haczin kaldırılmayacağı yönünde cevap verildiğini, Kurum yazısının kendilerine 12.11.2021 tarihinde tebliğ edildiğini beyanla; müvekkilinin emekli maaşına konulan haczin ve kesintilerin kaldırılmasına ve yapılan tüm kesintilerin kesinti tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte müvekkiline geri ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı hakkında yapılan işlemlerin yerinde olduğunu belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, “…Dava dışı asıl borçlu Troya Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.nin 02.07.1992 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik kazandığı, şirketin ana sözleşmesine göre davacının anılan şirketin kurucu ortağı olduğu, şirketin ortaklar kurulunun 13.08.1999 tarihinde ticaret siciline tescil edilen, 04.08.1999 noter onay tarihli kararı ile, şirketin A grubu imza yetkilileri olarak davacının ve ….isimli ortağın, B grubu imza yetkilisi olarak … isimli şirket ortağının ve C grubu imza yetkilisi olarak …. isimli şirket ortağı belirlenerek A grubu imza yetkililerinin herhangi biri ile B grubu imza yetkilisinin müşterek imzaları ile şirketi temsile ve ilzama yetkili olduklarına karar verildiği, ortaklar kurulunun 26.11.2004 noter onay tarihli kararında da A grubu imza yetkililerinin arasında davacınını isminin geçtiği, ortaklar kurulunun 14.04.2006 noter onay tarihli kararında, davacının, şirketin üretim ve satın almadan sorumlu müdürü olarak atanmasına karar verildiği, aynı kararda, davacı, yine şirketin A grubu imza yetkilileri arasında sayılmış, (3) no.lu bendinde, kararda belirtilen diğer resmi ve özel kurum ve kuruluşlar ile tüzel kişilikler ile birlikte … nezdinde diğer işlemler ile birlikte ödemelerde, işlemlerde ve yazışmalarda taahhüt ve ahzu kabz işlemlerinde A grubu imza yetkililerinin müştereken veya A grubundan herhangi biri ile B grubu imza yetkilisinin müştereken atacakları imza ile şirketi temsile ve ilzama yetkili olduğuna karar verildiği, ortaklar kurulunun 15.07.2008 noter onay tarihli kararı ile, davacının ve … isimli şirket ortağının, 27.06.2008 tarihi itibarıyla 5 yıl süreyle şirketin sevk ve idaresinden sorumlu müdür olarak atanmasına, borç ödemeleri ile ahzu kabz konusunda davacı ile … ve … isimli kişilerden herhangi ikisinin müştereken atacakları imza ile şirketi temsile yetkili olduklarına karar verildiği, ortaklar kurulunun 07.05.2010 noter onay tarihli kararı ile, davacının 05.05.2010 tarihi itibarıyla 5 yıl süreyle şirketin sevk ve idaresinden sorumlu müdür olarak atanmasına ve bu doğrultuda davacının şirketi temsile ve ilzama yetkili olduğuna karar verildiği, son olarak 14.05.2015 tarihinden itibaren 04.05.2020 tarihine kadar geçerli olmak üzere şirketin tek ortağı durumunda bulunan davacının şirketi tek başına (münferiden) atacağı imza ile temsile ve ilzama yetkili olmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Belirtilen tespitler çerçevesinde; davacının, dava dışı asıl borçlu şirketin kuruluş tarihi olan 02.07.1992 tarihinden başlayarak şirketin kurucu ortağı olmasının yanı sıra, 13.08.1999 tarihinden itibaren şirketin sigorta primlerinin ödenmesinde yetkili üst düzey yöneticisi durumundadır. Şu halde, 5510 sayılı Kanun’un 88/20 nci fıkrası gereğince, davacı, davalı Kurumun takip konusu prim ve ferileri alacakları ile bunların gecikme zamlarından asıl borçlu tüzel kişilik ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Yargıtayın yukarıya alıntılanan içtihadında belirtildiği üzere, 6183 sayılı Kanun, 5510 sayılı Kanun’a göre daha genel bir Kanun durumunda olup, öncelik, özel Kanun hükümlerine tanınacağından, özel kanun niteliğinde olan 5510 sayılı Kanun’un 88/20 nci fıkrasının uygulanması gerekmekle, burada, 6183 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi gereğince amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememiş olması veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması koşulu aranmaz.
Şirket hakkında başlatılan icra takiplerinin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı da kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır. Buna bağlı olarak tedbir kararının geçerli olduğu süre içerisinde Kurum alacaklarının ödenmesinde var olan haklı sebep hali de sona ermiştir. Buna göre, şirketin Kuruma olan borçlarının tahsili amacıyla başlatılan icra takipleri sebebiyle davacı tekrar ödeme emirlerinin tebliğ edilmesine ve davacı hakkında diğer cebri icra işlemlerinin uygulanmasına bir engel kalmamıştır.
Son olarak, davacının iddiasının aksine, asıl borçlu şirketin iflasına karar verilmiş olması, davacının takiplere konu Kurum alacaklarından sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Açıklanan sebeplerle, davacının, asıl borçlu şirketin Kuruma olan borçlarının tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun kapsamında yapılan icra takipleri sebebiyle yaşlılık aylığına konulan haczin ve bu kapsamda aylığından yapılan kesintilerin kaldırılması ve aylıklardan yapılan kesintilerin geri ödenmesi taleplerine yönelik davanın reddine…” dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Nedenleri
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili, kendisi hakkında yapılan işlemlerin hatalı olduğunu ve davanın kabul edilmesi gerekirken reddine dair yazılı şekilde verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin kararında “…Eldeki davada hacizden evvel davacı hakkında yapılmış kesinleşmiş takip bulunmaktadır. Bu husus davacı tarafın da kabulündedir. İki takiple ilgili açılıp kazanılan bir davadan söz edilmiş olup anılan dosyadan verilen karar eldeki dosya içerisine sağlanmıştır. Ancak o davadan sonra gönderilen ödeme emri ve kesinleşen takip karşısında bu yöne ilişkin savunmaya da itibar edilmemiştir.
Bu itibarla ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine…”dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; kendisi hakkında yapılan Kurum işlemlerinin yerinde olmadığını belirterek, verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı hakkında davalı Kurumca yapılan haciz işleminin yerinde olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri hükümleridir.
3. Değerlendirme
1.Davanın yasal dayanaklarından olan, 5510 sayılı Kanun’un 88 inci maddesinde “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmüne düzenlenmiş ise de, bu sorumluluk, “haklı sebep olmaksızın” ödememe hali ile sınırlandırılmıştır.
Haklı nedenlerin neler olduğu konusunda kanunda bir açıklık bulunmamaktadır. Hangi hallerin haklı sebep teşkil ettiği, her bir davadaki özel koşullar ile hukuki ve maddi olayların özelliklerine göre mahkemece belirlenecektir. Bu belirleme yapılırken; diğer Kanunlardaki düzenlemelerden yararlanılmalı ve bilhassa Sosyal Güvenlik ilkeleri göz önünde tutulmalıdır.
Öte yandan; iflasın ertelenmesi, İcra ve İflas Kanunun 179 uncu maddesinde düzenlenmiş olup, “borca batık durumda olan (aktifi pasifini karşılamayan) bir sermaye şirketi veya kooperatif hakkında, Ticaret Mahkemesi’nce iflas kararı verilmeyerek önerilen iyileştirme projesi çerçevesinde borca batık durumdan kurtulmalarını sağlayan ve iflaslarını önleyen bir kurum”dur. Anılan Kanunun 179/b,I maddesi uyarınca, erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler de durur. Bu sonuç kanundan doğduğundan, mahkemenin kararında ayrıca belirtmesine gerek olmadan ve ilan edilmese dahi gerçekleşir.
Bu bağlamda; İcra ve İflas Kanunu’nun 179 uncu maddesi uyarınca iflasının ertelenmesine karar verilen ve malvarlığının korunması için gerekli tedbirler alınan şirketten, anılan Kanun’un 179/b maddesindeki “Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz…” düzenlemesi uyarınca primler tahsil edilemeyecektir. Söz konusu tahsil imkânsızlığı, yönetim kurulu üyesinin kusurundan değil, doğrudan Kanundan doğduğundan, yönetim kurulu üyesi yönünden 5510 sayılı Kanun’un 88 inci maddesinde yer alan “haklı sebep” kavramı kapsamında kabul edilecektir. Ancak, iflasın ertelenmesi hükmünden öncesine ilişkin prim borçları yönünden, borcun ait olduğu ayı takip eden ay sonu itibariyle tahakkuk ve tediye sorumluluğu gerçekleştiğinden, sonradan şirket yönünden verilen iflasın ertelenmesi kararı üst düzey yöneticinin müteselsil sorumluluğunu etkilemeyecek ve haklı neden oluşturmayacaktır. Bir başka deyişle; iflasın ertelenmesi süreci öncesine ait prim borçları için şirketin iflasının ertelenmesi, üst düzey yönetici yönünden haklı neden oluşturmayacaktır. Ayrıca, iflasın ertelenmesine ilişkin devam eden yargılama sırasında, borçlu şirket hakkında yapılan icra takiplerinin, ihtiyati haciz ve tedbir uygulamalarının tedbiren durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının da sonuç itibariyle yukarıda açıklanan iflasın ertelenmesi işlemleri ve haklı sebep kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği nazara alınmalıdır.
Diğer taraftan iflasın açılması hususu İcra İflas Kanunu 193 üncü maddede düzenlenmiş olup, buna göre, iflasın açılması ile duracak takipler;
1)İlamlı (m.32) ve ilamsız (m.58 ve devamı) haciz yolu ile takipler.
2)Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip (m.167 ve devamı).
3)Genel iflas (m.155 ve devamı) ve kambiyo senetlerine mahsus iflas (m.167, 171 v.d.) yoluyla takip.
4)Teminat gösterilmesine ilişkin takipler.
5)Amme alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil dairelerince yapılan takiplerdir (Prf. Dr.Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, cilt.3, sahife 2885 ve devamı).
Eldeki davada, davacının ortağı olduğu limited şirketin iflasın ertelenmesi davasında 16.04.2010 tarihinde verilen tedbir kararı ile prim borçlusu şirket hakkında 6183 sayılı Kanun kapsamındaki takipler de dâhil takiplerin durdurulmasına dair karar verildiği, 18.02.2015 tarihli karar ile de şirketin iflasına karar verildiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle iflas erteleme tedbiri dönemi içerisinde henüz tahakkuk etmemiş olan davaya konu prim borçlarının olması, devamında ise, verilen iflas kararı ile şirket üzerinde karar alabilme ve tasarruf yetkisi kalmayan davacı bakımından iflasın açılması ile oluşan tahsil imkânsızlığı durumunun da “haklı sebep” kavramı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
2.Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesi hükmü uyarınca da süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda, borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanun’un 55 inci maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının “ödeme emri” nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır.
Eldeki davada ise, davacı hakkında iflasın ertelenmesi ve sonuçta iflas hali de haklı neden teşkil etmekte olup, erteleme tedbiri öncesinde 2010 yılı 3 üncü ay ve öncesi bakımından kurumca yapılan takiplere yönelik olarak 31.01.2020 tarihinden tebliğ edilerek itiraz olmaksızın kesinleşmiş olan ödeme emirlerinin varlığı dikkate alınmalı, buna göre de anılan 2010 yılı 3 üncü ay ve öncesi bakımından konulan haciz kararının da yerinde olacağı, ne varki 2010 yılı 4 üncü ay ve sonrası bakımından davacı hakkında konulan hacizlere karşılık iflas erteleme olgusu nedeniyle haklı nedeninin varlığı kabul edilmeli ve bu çerçevede tüm ödeme emirleri ile birlikte özellikle, 2009/25718, 2010/11825, 2009/25715, 2010/11795 ve 2013/27913 sayılı ödeme emirleri üzerinde yeniden yapılacak irdeleme ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davacının temsil ve ilzama yetkili olması ve tebliğin usulüne uygun olması nedeniyle davanın tümden reddine dair yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Davacı avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL avukatlık ücretinin davalı Kurum’a yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
.