YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/10405
KARAR NO : 2023/9052
KARAR TARİHİ : 28.12.2023
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2016/289 E. 2017/1144 K.
SUÇLAR : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, tevdii
Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kurulan hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesinin, 04.10.2016 tarihli ve 2015/129 Esas, 2016/103 Karar sayılı kararı ile sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davalarında sanık hakkında atılı suçlardan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 31.05.2017 tarihli ve 2016/289 Esas, 2017/1144 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik mağdur vekilinin ve katılan Bakanlık vekilinin istinaf başvuruları üzerine; duruşmalı yapılan inceleme neticesinde mağdur vekilinin istinaf başvurusunun reddiyle; katılan Bakanlık vekilinin istinaf istemi yönünden yapılan incelemede; sanık … hakkında mağdura karşı organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen beraate dair kararların 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kaldırılmasına, sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan neticeten 13 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109 uncu maddesinin birinci fıkrası, 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi, 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 31.05.2017 tarihli ve 2016/289 Esas, 2017/1144 Karar sayılı kararının sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 23.05.2018 tarihli ve 2017/8720 Esas, 2018/3895 Karar sayılı kararı ile “Suç tarihinde altı yaşı içerisinde bulunan mağdurun aşamalarda beyanının alınamaması, velayet hakkına sahip annesi olan müştekinin olay günü sanıkla birlikte eve gelen mağdurun izleyen günlerde davranışlarının değiştiğini ileri sürmesine karşılık aynı evde birlikte yaşadığı tanık …’nın, ilk derece mahkemesindeki ifadesinde torunu olan mağdurun hareketlerinde olay sonrası herhangi bir değişiklik olmadığını beyan etmesi, sanığın suç tarihinden önce akrabası olan müştekiyle tartışıp tokatlaması nedeniyle kendisine iftira atıldığını belirterek müsnet suçlamayı reddedip, bahsedilen husumet durumunun müşteki tarafından da kabul edilmesi, mağdurla ilgili Kırşehir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce olaydan beş gün sonra düzenlenen 15.04.2015 günlü ek raporda mağdurun anal muayenesinde tespit edilen bulguların livata eylemine bağlı olabileceği gibi küçüğün yaşı, fiziki durumu nazara alındığında dışkılama zorlukları gibi durumlarda da görülebileceği ve bunlar arasında kesin tıbbi ayrım yapmanın mümkün olmadığının belirtilmesi ve tüm dosya içeriği nazara alındığında ilk derece mahkemesi tarafından kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, vaki istinaf başvurusunun kabulü ile hükümlerin kaldırılmasının ardından yapılan yargılamada mevcut sübuta ilişkin deliller ile dosya içeriğinin çelişmesi sonucunu doğuracak şekilde ve 5271 sayılı CMK’nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle mahkûmiyet hükümleri kurulması suretiyle aynı Kanunun 289/1-g. maddesine muhalefet edilmesi” nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Daire Üyesi …; “…Yargıtayın inceleme yetkisinin hukuki denetimle sınırlı bulunması, bozma kararında bu yetkinin aşılarak maddi vakaların ve mahkemenin takdir yetkisinin denetlenmesi, bunun yanında bozma nedenleri açıklanırken özetle kanıtların takdirinin hatalı olmasına dayanıldığı halde hukuksal sebep kısmına gelindiğinde gerekçe noksanlığında söz edilerek çelişkiye düşülmesi, ayrıca oylamanın CMK’nın 229.maddesine aykırı olması nedenleriyle, anılan bozma kararının hukuka aykırı olduğu kanaatine varıldığımızdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.
…
B- Oylamanın yasal olup olmadığı konusuna gelince; Bozma kararının içeriğine göre Daire kararında iki grup oy kullanılmıştır. Birinci çoğunluğu oluşturan grup dosyadaki kanıtlara göre eylemin sabit olmadığı sonucuna vararak hükmün bozulması, ikinci grup oy ise; temyiz mahkemesinin kanıtları değerlendirip maddi meseleyi değiştirme yetkisinin bulunmaması nedeniyle hükmün bu yönüyle incelenemeyeceği yönündedir. Yargıtay’ın maddi meseleyi inceleme yetkisinin bulunmadığına ilişkin oy sonuç doğuran nihai oy değildir. Yargıtay’ın maddi meseleyi inceleme yetkinin olup olmadığına dair ortaya çıkan bu yan sorun oylanarak çözüldükten sonra, diğer bir ifade ile maddi meseleyi inceleme yetkisi kabul edilir ise sübut konusunda ayrı oylama yapılarak azınlığa esas hakkında oy verme imkanı verilmesi gerekirdi. Dairemiz kararı bu yönüyle de CMK’nın 224 ve 229.maddelerine açıkça aykırıdır.” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 26.10.2018 tarihli ve 2018/2126 Esas, 2018/1889 Karar sayılı kararı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
5. Direnme kararına konu bu hükümlerin de katılan Bakanlık vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.03.2019 tarihli ve 26584 sayılı onama istekli Tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 2019/3725 Esas, 2019/11978 Karar sayılı ilamla direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine dosya Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.
6. Direnme kararı yerinde görülmeyerek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilen yargılama dosyasında Ceza Genel Kurulununun 03.05.2023 tarihli ve 2019/14-583 Esas, 2023/246 sayılı kararında; “1- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince verilen 23.05.2018 tarihli ve 8720-3895 sayılı bozma kararında, maddi meselenin temyizen incelenmesinin mümkün olmadığı yönünde ileri sürülen görüş oylanmadan ve ön sorun niteliğindeki bu görüşün aşılması durumunda azınlıkta kalan üyeye davanın esasına ilişkin oy hakkı tanınmadan yapılan oylamanın usulüne uygun olmadığına,
2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına dair verilen 23.05.2018 tarihli ve 8720-3895 sayılı bozma kararı ile bu karar üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince verilen 26.10.2018 tarihli ve 2126-1889 sayılı direnme kararının hukuki değerden yoksun olduklarının tespitine,
3- Dosyanın, sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince verilen 31.05.2017 tarihli ve 289-1144 sayılı hükümlere yönelik temyiz incelemesinin yapılması için Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden geçerli olarak kapatılmasına ve tüm işlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden, Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine” karar verilmiştir.
7. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.03.2019 tarihli ve 14-2019/26584 sayılı Tebliğnamesinde; “Katılan Kurum vekilinin takdiri indirim sebeblerinin uygulanmamaması gerektiğine, sanık müdafiinin cinsel istismar suçunun işlenmediğine ve hürriyetten yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşmadğına ilişkin ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması, direnme ilamında belirtilen gerekçeler yerinde, görülmemesi halinde, 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. maddenin üçüncü bendine istinaden anılan direnme kararıyla ilgili hüküm kurulmak üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenmesi için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdii” talebinde bulunulmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi
Teşdiden ceza tayini ve takdiri indirim sebebinin sanık hakkında uygulanmasının yerinde olmadığına ilişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Sübuta yöneliktir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince; “Müştekinin teyzesinin oğlu olan sanığın, olay tarihinde müştekinin oğlu olan mağdur …’ı gezdirmek ve hamburger ısmarlamak için evden aldığı, … … isimli restorantta hamburger yedikten sonra restorantın tuvaletinde mağdurun poposuna parmağını soktuğu ve ardından cinsel organını sokarak çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarını işlediğinin iddia edildiği somut olayda; her ne kadar müşteki ifadesinde o gün sanık oğlu …’ı eve bıraktığında …’ın sürekli ağladığını, hareketlerinde değişiklikler olduğunu, ertesi gün banyoya soktuğumda çocuğun oturması ile kalkması bir oldu, …’ ı yıkadıktan sonra poposuna baktığımda popo deliğinin kocaman olduğunu ve kıpkırmızı olduğunu,…’ ın vücudunda bazı yerlerde morluklar gördüm, bacağında, belinde ve kasığında morluklar olduğunu, sorduğunda sanığın kendisini dövüp poposuna parmağını ve cinsel organını soktuğu intibaı verecek anlatımlar yaptığını iddia etmişse de; sanığın aşamalarda tutarlı ve uyumlu savunmalarında atılı suçlamayı reddederek, akrabası olan mağduru gezdirmek ve hamburger yedirmek için annesinin izni ile evden aldığını, hamburger yedikten sonra mağdurun tuvaleti geldiği için restorantın tuvaletine götürdüğünü ve üzerini çıkarıp tuvaletini yapmasına yardımcı olduğunu, kendisine alışveriş yapıp, arkadaşları tanıklar … ve … ile mağdur … da yanındayken buluştuklarını, daha sonra ablası tanık …’ın evine gittiklerini beyan ettiği, bahse konu tanıkların da sanık savunmasını doğrular şekilde ifadelerde bulundukları, mağdurun anneannesi tanık …’in ifadesinde “……’ ı eve getirdiğinde … ağladı, annesine sarıldı, …’ ta oyuncak yüzünden ağladığını söyledi, annesi …’ ı banyo yaptırdı, daha sonra çocuğun bacaklarında morluklar var, poposunun deliği de kıpkırmızı dedi, bende soğuktandır dedim……. babasının… kabızlık problemi vardı, annesi Devlet hastanesine 2014 Ağustos’ ta götürmüştü, ben ara sıra kabız olduğunu annesinden duyuyordum” şeklindeki ifadesi ve Kırşehir Adli Tıp Şube Müdürlüğünün ek raporu içeriğinin uyumlu olması, yine oturma ve yürüme, hatta normal davranışlarında farklılık olduğu, bacaklarında morarmalar olduğu iddia edilen mağdurun, iddia edilen olaydan hemen sonra özellikle mobese kameralarına yansıyan hal ve hareketleri, fiziksel aktiviteleri, olaydan sonra alınan raporların içerikleri ile iddiaların uyumsuz olması, alınan biyolojik inceleme raporunda da atılı suçun işlendiğini gösterir en ufak bir delile rastlanmaması karşısında, müştekinini iddialarını doğrulayacak sanığın savunmasının aksini ispat eder, mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin, açık ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden, atılı suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine dair” şeklindeki gerekçeyle hüküm kurulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince; “Sanık suçlamayı kabul etmese de, dosya içerisinde bulunan doktor raporlarına göre, mağdurun anüsünde fiili livata bulgularının tespit edildiği, olay tarihiyle muayene tarihi arasında dört günden fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen çocuğun poposunda bu izlerin halen kaldığı ve bu durum eylemin şiddetini gösterdiği, yine dosya içerisinde bulunan güvenlik kamerası tespitlerine göre, sanığın mağduru … … isimli hamburgerciye 15.30 sıralarında götürdüğü, …’a hamburger alıp üst kata yemek için çıktıkları, yemek bittikten sonra …’un …’ı üst katta bulunan tuvalete götürdüğü, yemeklerini yedikten sonra alt kata inmeleri arasında 6 dakikalık bir zaman aralığı bulunduğu tespit edilmesi karşısında, mağdurun ve annenin anlatımları, çocuğun olaydan sonra gösterdiği tepkiler, anneye anlatımları, doktor raporu, annenin aşamalarda birbirine tutarlı, doktor raporu ve olan olaylarla ilgili ayrıntılı, samimi,olayın oluş şekline uygun anlatımları da dikkate alındığında, mağdurun fiili livataya maruz kaldığı Dairemizce kabul edilmiştir.
… böyle bir eylemi gerçekleştirmediğini belirtse de, mağdurun anüsündeki lezyonların Adli Tıp’tan alınan ek raporda bunun dışkılama nedeniyle olabileceği belirtilse de, dışkılama sırasında çekilen acının çocuk tarafından dışa vurulması gerektiği ve annesinin bunu her halükarda farkedeceği, ancak bu tepkilerin olmadığı, bu lezyonların fiili livatadan başka açıklamasının bulunmadığı ve yine hamburgercideki 6 dakikalık sürede mağdur … sanığın güvenlik kamerasında gözükmediği ve tuvalette bulundukları, mağdurun annesine ‘hamburgercinin tuvaletinde yaptı’ şeklindeki anlatımının güvenlik kamerası kayıtlarıyla da uyumlu olduğu, sanığın hamburgercide mağdura yemeğini yedirdikten sonra onu tuvalete götürdüğü ve cinsel organını ve parmağını mağdurun anüsüne sokarak ona organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunduğu Dairece tam bir vicdani kanaat oluştuğu, bu kanaatin dosyadaki delillerle uyumlu olduğu anlaşıldığından, Dairece beraat kararının kaldırılarak, sanığın organ sokmak suretiyle cinsel istismar ve alıkoyma suçlarından mahkumiyetine karar verilmiştir.” şeklindeki gerekçeyle hüküm kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
1. Suç tarihinde altı yaşı içerisinde bulunan mağdurun aşamalarda beyanının alınamaması, velayet hakkına sahip annesi olan şikayetçinin olay günü sanıkla birlikte eve gelen mağdurun izleyen günlerde davranışlarının değiştiğini ileri sürmesine karşılık aynı evde birlikte yaşadığı tanık …’nın, İlk Derece Mahkemesindeki ifadesinde torunu olan mağdurun hareketlerinde olay sonrası herhangi bir değişiklik olmadığını beyan etmesi, sanığın suç tarihinden önce akrabası olan şikayetçiyle tartışıp tokatlaması nedeniyle kendisine iftira atıldığını belirterek müsnet suçlamayı reddedip, bahsedilen husumet durumunun şikayetçi tarafından da kabul edilmesi, mağdurla ilgili Kırşehir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce olaydan beş gün sonra düzenlenen 15.04.2015 günlü ek raporda mağdurun anal muayenesinde tespit edilen bulguların livata eylemine bağlı olabileceği gibi küçüğün yaşı, fiziki durumu nazara alındığında dışkılama zorlukları gibi durumlarda da görülebileceği ve bunlar arasında kesin tıbbi ayrım yapmanın mümkün olmadığının belirtilmesi, anneannenin mağdurun kabızlık problemi yaşadığına dair beyanları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında İlk Derece Mahkemesi tarafından kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, vaki istinaf başvurusunun kabulü ile hükümlerin kaldırılmasının ardından yapılan yargılamada mevcut sübuta ilişkin deliller ile dosya içeriğinin çelişmesi sonucunu doğuracak şekilde ve 5271 sayılı Kanun’un 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle mahkûmiyet hükümleri kurulması suretiyle aynı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine muhalefet edilmesi hukuka aykırı bulunmuş; bozma kapsam ve gerekçesine göre sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görülürken, katılan Bakanlık vekilinin temyiz talebi yerinde görülmemiştir.
2. Her ne kadar 28.03.2019 günlü Tebliğnamede direnme kararına ilişkin görüş beyan edilmiş ise de Ceza Genel Kurulunun 03.05.2023 tarih, 2019/14-583 Esas, 2023/246 Karar sayılı kararı uyarınca incelenmesi istenen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince verilen 31.05.2017 tarihli ve 289-1144 sayılı hükümlere yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2017 tarih 14. Bölüm 2017/57598 Tebliğname sayılı görüş dosya içerisinde bulunduğundan dosyanın yeniden Tebliğname tanzimi için Cumhuriyet Başsavcılığına tevdii yoluna gidilmemiştir.
3. Bozma kapsam ve gerekçesine göre tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 31.05.2017 tarihli ve 2016/289 Esas, 2017/1144 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
28.12.2023 tarihinde karar verildi.