Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2020/187 E. 2023/580 K. 08.11.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/187
KARAR NO : 2023/580
KARAR TARİHİ : 08.11.2023

YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 128-185

I. HUKUKİ SÜREÇ
Suça sürüklenen çocuk …’ın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1, 103/6, 31/3, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalasına ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince oy çokluğuyla verilen 23.07.2013 tarihli ve 276-179 sayılı hükmün, suça sürüklenen çocuk müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.02.2014 tarih ve 10948-2332 sayı ile; “Mağdure soruşturma aşamasındaki 21.03.2012 tarihli ifadesinde annesi ile babasının boşanmasından kaynaklı olarak kendisinin ve kardeşlerinin ruh sağlığının bozulduğunu beyan etmesi, Çocuk Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. … 07.03.2013 günlü raporunda ve mahkemece 25.06.2013 tarihli celsede alınan beyanında muayene ve tetkikler neticesinde muayene tarihi itibarıyla mağdurenin ruh sağlığında herhangi bir rahatsızlığın olmadığını tespit ettiğini belirtmesi, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Adli Kurulu raporunda ise eylem nedeniyle mağdurenin ruh sağlığının bozulduğunun belirtilmesi karşısında, öncelikle mağdurenin ruh sağlığının bozulup bozulmadığının, bozulduğunun tespiti durumunda ise bu bozulmanın eylem nedeniyle mi yoksa başka nedenlerle mi olduğu hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden rapor aldırılarak sonucuna göre sanık hakkında …nın 103/6. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu gözetilmeden anılan madde uyarınca sanığın cezasının arttırılması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 11.06.2014 tarih ve 128-185 sayı ile; “..Mağdur hakkında düzenlenen Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nin ve Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde oluşumu kanuna aykırı olduğu ileri sürülen ancak 14. Ceza Dairesince eylemli olarak Adli Tıp Kurumu kanununa uygun olarak oluşturulduğu kabul edilen bilirkişi kurulu raporunda mağdurun maruz kaldığı cinsel istismar nedeni ile depresif bozukluk ve konversiyon bozukluğu yaşadığı ve ruh sağlığının bozulduğunun bildirildiği, emsal olaylarla da kıyaslandığında gerçekten de mağdurun annesi ile evlilik dışı ilişki yaşadığı iddia edilen sanığın sabah vaktinde mağdurun odasına girerek mağdurdan başka kimsenin bulunmadığı bir ortamda önce kendi kıyafetlerini çıkarıp daha sonra mağdura sarılarak elbiselerini soymaya çalıştığı ancak mağdurun bağırması ve iteklemesi üzerine, korkup odadan çıkması biçiminde gerçekleşen eylemin vehameti ve mağdurun yaşı gözönüne alındığında ruh sağlığının 5237 Sayılı TCK’nın 103/6 maddesi anlamında bozulmasının olağan kabul edilmesi gerektiği ve olayın mağdur tarafından rehber öğretmene anlatılıp adli sürecin başlamasından sonra yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle mağdurun baskı altında ilk anlatımını değiştirmesi ve sanık müdafiinin dilekçesinde de açıkça bildirildiği üzere mağdurun maruz kaldığı baskıdan sonra Ordu Devlet Hastanesi uzmanınca muayene edildiğinde hastalık şikayetlerini bildirmemesinin de olağan olduğu ve kaldı ki, Ordu Devlet Hastanesi uzman hekimince Ondokuz Mayıs Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nin raporundan haberdar olmadığı ve sistematik psikiyatrik muayenenin yapılmadığı ve talimat yoluyla tanık olarak dinlenen Ordu Devlet Hastanesi uzman hekiminin psikopatoloji saptanmadığına dair raporunun inandırıcılıktan uzak olduğunun anlaşıldığı, esasen mağdur hakkında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nin kurul raporu karşısında mağdurun topluma kazanımı bakımından tedavisinin çocuk koruma kanununun 5. Maddesi uyarınca İl Sağlık Müdürlüğüne ihbar edildiği, dava dosyası ve Üniversitesi Hastanesininin sağlık kurulu raporundan habersiz olan Ordu Devlet Hastanesi uzman hekiminin talimat yoluyla alınan 25/06/2013 tarihli ifadesinde mağdurenin 19 Mayıs Üniversitesi raporundan sonra geçen süreci gözlemleme imkanının olmadığını bu süre içerisinde olayın nasıl seyrettiğini tam olarak takip etmesinin mümkün olmadığını, mağdurenin bu süre içerisinde bir tedavi süreci geçirerek iyileşme imkanı bulmuş olabileceğini, ancak bu süreci takip etmemiş olması nedeniyle mağdurenin aşamalardaki durumunu tam manasıyla tespit etmesinin mümkün olmadığını, fakat 7/03/2013 tarihinde mağdurenin müracat ettiğinde yapmış olduğu muayene ve tetkikler neticesinde muayene tarihi itibariyle ruh sağlığında bir rahatsızlığının olmadığını tespit ettiğini bildirdiğini, tanığın dahi beyanında mağdurun hastalığı ve olayların gelişimi hakkında yeterli bilgisinin olmadığını açıkça bildirdiği, Ülkemizde psikaytrik hastalıkların tedavisi için hastalıkların mahiyeti itibariyle uzun zaman dilimini gerektirmesi ve kısa süreli randevular verilmesi nedeniyle, Devlet hastanelerinde bir çok hekimin bu külfetlerden kaçındığının gözlenildiği, tanık hekimin mağdurenin ruh sağlığı ile ilgili olarak ciddi bir inceleme yapmadığı kanaatine ulaşıldığı ve mağdurda psikopatolaji saptanmadığına dair raporun inandırıcılıktan uzak olduğu, cinsel istismara uğrayan çocukların doğruyu söylemelerinin asıl ve olaydan sonra yakın akrabalık ve aile baskısı altında ifadelerini değiştirmelerinin istisnai bir durum olduğu ve mağdurun da uzman hekime şikayetlerini bildirmediği gibi bir kanaatin de doğduğu ve sonuç olarak 19 Mayıs Üniveristesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma hastanesi öğretim üyelerinden oluşan sağlık kurulu raporuna göre mağdurun ruh sağlığının bozulduğu ve bu raporun görmemezlikten gelinemeyeceği nasıl bir muayene yaptığı ve bir çok vatandaşın yaptırmakta zorluk çektiği psiyatrik testleri nasıl yaptığı bilinmeyen Ordu Devlet hastanesi hekiminin raporuna itibar edilmemesi gerektiği…” şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek suça sürüklenen çocuğun ilk hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de suça sürüklenen çocuk müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.03.2017 tarihli ve 280184 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 29.03.2018 tarih ve 2101-2351 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 16.04.2019 tarih ve 205-336 sayı ile yargılama aşamasında kamu davasından haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yokluğunda verilen kararın tebliğinin sağlanması için Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiş, tebligat eksikliğinin giderilmesinin ardından … vekili tarafından hükümlerin temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2019 tarihli ve 95144 sayılı bozma istekli ek tebliğnamesiyle ve Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 05.03.2020 tarih ve 7156-1779 sayı ile 5271 sayılı CMK’nın 237/2. maddesine göre kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağından … vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İLE ÖN SORUN
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuk … hakkında TCK’nın 103/6. maddesinin uygulanması bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; suça sürüklenen çocuğun mağdureye yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER
İncelenen dosya kapsamından;
31.07.1998 doğumlu olan mağdure …’nın suç tarihinde 11 yaşında dayısının oğlu olan suça sürüklenen çocuk …’ın ise 17 yaşında olduğu,
29.07.2011 tarihinde Ondokuz Mayıs Üniversitesince mağdure hakkında düzenlenen heyet raporuna göre; normal zekâ düzeyinde performans gösteren mağdurenin maruz kaldığı iddia edilen cinsel istismar eylemi sonucunda “depresif ve konversiyon bozukluğu” yaşadığı, bu kapsamda ruh sağlığının bozulduğu,
07.03.2013 tarihinde Ordu Devlet Hastanesinde görevli psikiyatri uzmanınca mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; mağdurede herhangi bir psikopatolojinin saptanmadığı,
16.12.2011 tarihinde rehber öğretmenince mağdure hakkında düzenlenen görüşme raporunda; mağdurenin, annesi tanık … ile suça sürüklenen çocuğu aynı yatakta çıplak bir vaziyette yakaladığını, suça sürüklenen çocuğun, kendisine ve kardeşine porno film izlettirdiğini, yatakta yattığı esnada suça sürüklenen çocuğun yanına geldiği soyunmaya ve üzerine çıkmaya çalıştığını, bazen arkasından gelip sarıldığını ve çıplak olarak karşısına çıktığını ifade ettiğinin, suça sürüklenen çocuğun, annesinin başka erkeklerle cinsel ilişkiye girmesine yardım ettiğini anlattığının, mağdurenin annesinden nefret ettiğinin ve başına gelen olaylardan onu sorumlu tuttuğunun bildirildiği,
Mağdurenin savcılıkta beyanının alınması sırasında hazır bulunan psikolojik danışmanının; mağdurenin algılama yeteneğinde bir problem olmadığını ve beyanını serbest iradesiyle verdiğini bildirdiği,
21.03.2012 havale tarihli mağdure tarafından dosyaya sunulan dilekçede özetle; suça sürüklenen çocuk hakkındaki iddialarının doğru olmadığını, kendisine yönelik herhangi bir eyleminin bulunmadığını, suça sürüklenen çocuk … annesine duyduğu öfkeden dolayı onlara iftira attığını belirttiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure … savcılıkta; o dönem anne ve babasının evli olup birlikte yaşadıklarını ancak daha sonra boşandıklarını ve velayetinin babasına verildiğini, annesinin ise Kastamonu ilinde bulunan bir şahısla evli olduğunu, suça sürüklenen çocuğun, kendisinin dayısının oğlu olduğunu, 2009 yılında sanığın kalacak yeri olmadığı için kendileriyle birlikte aynı evde kaldığını, birkaç kez sanığı ve annesini çıplak vaziyette aynı yatakta gördüğünü, suça sürüklenen çocuğun, annesinin üzerinde olduğunu, suça sürüklenen çocuğun, kendisinin odasına gelerek soyunmaya başladığını, sarılıp elbiselerini soymaya çalıştığını ancak suça sürüklenen çocuğa bağırarak izin vermediğini, olayın olduğu esnada babasının Irak’ta çalıştığını, annesinin ise ablasının evinde olduğunu, evde suça sürüklenen çocukla birlikte yalnız olduklarını, yaklaşık bir buçuk ay sonra yine yalnız oldukları vakitte yatakta yattığı sırada suça sürüklenen çocuğun, kendisinin yanına gelerek üzerine oturup kendisini soymaya çalıştığını, aynı şekilde suça sürüklenen çocuğa bağırarak engel olduğunu, aynı tarihlerde suça sürüklenen çocuğun, kendisine aynı yatağa girmek istediğini söylediğini, bu olayları korkusundan kimseye anlatamadığını çünkü suça sürüklenen çocuğun olaylardan hemen sonra “Geçen gün yaşadıklarımızı birine söylersen, seni döverim. Bir yerde karşılaşırsak kötü olur.” şeklinde sözler söylediğini, şikâyetçi olduğunu,
İstinabe olunan mahkemede; annesinin para karşılığı erkeklerle birlikte olduğunu, suça sürüklenen çocuğun bunu bildiğini ancak annesine engel olmadığını, suça sürüklenen çocuk … teyzelerinden intikam almak için bu şekilde bir ifade verdiğini, önceden anlattığı olayların yaşanmadığını, kimsenin baskısı altında kalmadan şikâyetinden vazgeçtiğini, babası ve kardeşlerinin üzüntüsünü gördükten sonra böyle bir iftirada bulunduğunu, dosya içerisinde yer alan dilekçeyi kendisinin yazdığını, imzasının ona ait olduğunu,
Tanık … savcılıkta; mağdurenin babası olduğunu, 2007-2010 yılları arasında İstanbul Tuzla’da ikamet ettiklerini, o yıllarda eşi …, kızı mağdure … ve oğlu …’ın aynı evde kaldıklarını, geçici olarak suça sürüklenen çocuğun onların yanında kaldığını, kendisinin yurt dışında çalışmakta olduğunu, mağdurenin, kendisine bu zamana kadar böyle bir olaydan bahsetmediğini ancak polisler tarafından ifadeye çağrıldığında mağdurenin, kendisine suça sürüklenen çocuğun kendisini taciz etmeye çalıştığını anlattığını ancak ayrıntılı bir anlatımda bulunmadığını, şikâyetçi olmadığını,
Tanık … aşamalarda; mağdurenin, rehberlik öğretmeni olduğunu, okulda yaptıkları anketler sonucunda mağdurenin vermiş olduğu cevaplara istinaden mağdureyi yanına çağırdığını, mağdurenin, kendisine 6. sınıfta okurken dayısının oğlu olan suça sürüklenen çocuk tarafından cinsel ilişkiye zorlandığını, yine annesini ve suça sürüklenen çocuğu birkaç kez yatakta çıplak gördüğünü, suça sürüklenen çocuğun, kendisine ve kardeşi tanık …’a zorla porno film izlettiğini ve gitmek istediklerinde tehdit ettiğini, annesinin bulunduğu ortamda suça sürüklenen çocuk tarafından başka erkeklerin telefonla arayarak annesini konuşmaya zorladıkları, annesinden utanç duyduğunu anlattığını,
Tanık … ..kollukta ve savcılıkta; mağdurenin ağabeyi olduğunu, annesi ile suça sürüklenen çocuğu birlikte çıplak olarak görmediğini ancak annesi ve suça sürüklenen çocuğun beraber odaya girip uzun zaman yanlarına gelmediklerini, bu nedenle annesiyle suça sürüklenen çocuk arasında bir ilişkinin olacağı hususunda şüphe duyduklarını, arkadaşlarından annesinin kötü işler yaptığını duyduğunu, suça sürüklenen çocuğun bir gün mağdureyi zorla cep telefonundan tanımadığı erkeklerle konuşturduğunu, sanığın talimatıyla mağdurenin telefondaki şahsa “Gel bir gece buluşalım. Güzel bir gece yaşayalım. Seni memnun ederim.” dediğini, bu sohbetin yaklaşık olarak 20 dakika sürdüğünü, böylelikle suça sürüklenen çocuğun cep telefonundan kontör kazandığını, suça sürüklenen çocuğun mağdureye yönelik rahat tavırlar sergilediğini, mağdurenin iddia ettiği olayları görmediğini ancak mağdurenin olayları babasını anlattığını duyduğunu,
İstinabe olunan Mahkemede; anne ve babası ayrıldıktan sonra mağdurenin psikolojisinin bozulduğunu ve bir süre tedavi gördüğünü, sanığın ve diğer akrabaların annesinin bu durumuna yönelik herhangi bir şey yapmadıklarını, mağdurenin intikam amacıyla böyle bir iddiada bulunabileceğini, suça sürüklenen çocuğun böyle bir şey yaptığını düşünmediğini,
Tanık … mahkemede; kızı olan mağdurenin iddialarının doğru olmadığını, suça sürüklenen çocukla cinsel ilişkiye girmediğini, mağdurenin hep yanında olduğunu ve suça sürüklenen çocuğun sabah saat 08.00’de çıkıp gece 00.00’da eve geldiğini, böyle bir olayın olma ihtimalinin bulunmadığını, mağdurenin babasından boşanma davası sonucunda 15.000 TL tazminat aldığını, bu nedenle babasının mağdureye böyle şeyler söylettiğini, mağdurenin, babası tarafından darbedildiğini ve bu nedenle psikolojisinin bozuk olduğunu, keza madurenin 3 yaşındayken yere düştüğünü ve beyin kanaması geçirdiğini,
Tanık …. mahkemede; yeğeni olan suça sürüklenen çocuğun böyle bir şey yaptığını düşünmediğini, kendisinin de özürlü olan çocuğunu bazen suça sürüklenen çocukla bıraktığını, çocuklarına hiçbir şey olmadığını,
Beyan etmişlerdir.
Suça sürüklenen çocuk … aşamalarda; yaklaşık 4-5 ay boyunca mağdurenin ailesinin yanında birlikte aynı evde kaldıklarını, kendisinin burada ayrı bir odasının bulunduğunu kendisine iftira atıldığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini,
Savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Ön Sorun Konusuna İlişkin Açıklamalar
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen Şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
B. Somut Olayda Ön Soruna İlişkin Değerlendirme
Mağdure … savcılıkta; suça sürüklenen çocuğun, kendisinin dayısının oğlu olup 2009 yılında kalacak yeri olmadığı için kendileriyle birlikte aynı evde yaşadığını birkaç kez suça sürüklenen çocuk … annesini çıplak vaziyette aynı yatakta gördüğünü, suça sürüklenen çocuğun, annesinin üzerinde olduğunu, kendisinin odasına gelerek soyunmaya başlayan suça sürüklenen çocuğun, sarılıp elbiselerini soymaya çalıştığını ancak bağırarak izin vermediğini, olayın olduğu esnada babasının Irak’ta çalıştığını, annesinin ise ablasının evinde olduğunu, evde suça sürüklenen çocukla birlikte yalnız olduklarını, yaklaşık bir buçuk ay sonra yine yalnız oldukları vakitte yatakta yattığı sırada yanına gelerek üzerine oturup kendisini soymaya çalışan suça sürüklenen çocuğa bağırarak engel olduğunu, aynı tarihlerde suça sürüklenen çocuğun, kendisine aynı yatağa girmek istediğini söylediğini, bu olayları korkusundan kimseye anlatamadığını çünkü suça sürüklenen çocuğun olaylardan hemen sonra “Geçen gün yaşadıklarımızı birine söylersen, seni döverim. Bir yerde karşılaşırsak kötü olur.” şeklinde sözler söylediğini, 21.03.2012 havale tarihli dilekçede; suça sürüklenen çocuk hakkındaki iddialarının doğru olmadığını, suça sürüklenen çocuğun herhangi bir eyleminin bulunmadığını, suça sürüklenen çocuğa ve annesine duyduğu öfkeden dolayı onlara iftira attığını belirttiği, mahkemede ise; annesinin para karşılığı erkeklerle birlikte olduğunu, suça sürüklenen çocuğun bunu bildiğini ancak annesine engel olmadığını, suça sürüklenen çocuk … teyzelerinden intikam almak için bu şekilde bir ifade verdiğini, önceden anlattığı olayların yaşanmadığını, kimsenin baskısı altında kalmadan şikâyetinden vazgeçtiğini, babası ve kardeşlerinin üzüntüsünü gördükten sonra böyle bir iftirada bulunduğunu, dosya içerisinde yer alan dilekçeyi kendisinin yazdığını, imzasının kendisine olduğunu iddia ettiği, suça sürüklenen çocuğun ise aşamalarda; yaklaşık 4-5 ay boyunca mağdurenin ailesinin yanında birlikte aynı evde kaldıklarını, kendisinin bu evde ayrı bir odasının olduğunu ve o odada kaldığını, kendisine iftira atıldığını savunduğu olayda;
Mağdurenin kollukta suça sürüklenen çocuğun, cinsel eylemlerine maruz kaldığını belirtmesine karşın 21.03.2012 havale tarihli dilekçesinde ve istinabe olunan mahkemede suça sürüklenen çocuğa iftira attığını belirterek çelişkili beyanlarda bulunması, suça sürüklenen çocuğun aşamalarda istikrarlı bir şekilde suçlamayı kabul etmemesi, iddia edilen eyleme ilişkin somut bir delil bulunmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocuk tarafından atılı eylemin işlendiği noktasında şüphe oluşması, söz konusu şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle suça sürüklenen çocuğa atılı eylemin sabit olmadığı kabulü edilmelidir.
Ulaşılan bu sonuca göre esas uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; suça sürüklenen çocuğun mağdureye yönelik eyleminin sabit olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 11.06.2014 tarih ve 128-185 sayılı direnme kararına konu hükmünün, suça sürüklenen çocuğun mağdureye yönelik eyleminin sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.