YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/4453
KARAR NO : 2023/7010
KARAR TARİHİ : 01.11.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2013/135 E. 2015/2 K.
SUÇLAR : Çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma,
nitelikli yağma, 6136 sayılı Kanuna muhalefet
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.01.2015 tarihli ve 2013/135 Esas, 2015/2 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk …’in çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun’un 109 uncu maddesinin birinci fıkrası, 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi, 109 uncu maddesinin beşinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 15 inci maddesinin birici fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 50 ve 62 nci maddesi uyarınca 2260 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, nitelikli yağma suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 29.01.2018 tarihli ve 14-2015/96476 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Mağdure Vekilinin Temyiz İsteği
Suça sürüklenen çocuğun savunmaları, tanık ifadeleri, mağdure beyanları dikkate alındığında suça sürüklenen çocuğun yağma suçundan cezalandırılması gerektiğine, suça sürüklenen çocuk hakkında diğer suçlar yönünden takdiri indirim yapılmaması gerektiğine ilişkindir.
B. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İsteği
Suça sürüklenen çocuğun atılı suçları kabul etmediğine, tanık beyanlarının çelişkili olduğuna, suça sürüklenen çocuğun atılı suçları işlediğine dair somut delil bulunmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde “SSÇ hakkında 31/10/2012 günü mağdure …’a karşı cebir tehdit ile cinsel amaçla çocuğa karşı hürriyeti tahdit, basit ve organ sokmak suretiyle cebir, tehdit ile cinsel istismar, silahla yağmaya teşebbüs ve yasak bıçak bulundurmak/taşımak suçlarından dava açılmıştır. Mağdure suç tarihinde 13 yaş 6 aylık, SSÇ ise 15 yaş 3 aylıktır. Öncelikle olayın tek tanığı olarak gözüken tanık …’ın beyanlarının doğruluğu, itibar edilebilirliği üzerinde münhasıran durmak gerekir. SSÇ ve mağdure baştan itibaren cinsel ilişki iddiasını hiç dile getirmemiş iken, tanık … olay yerinde olduğunu ve SSÇ ile mağdurenin cinsel ilişkiye girdiğini aşamalarda ısrarla beyan etmiştir. Bu tanığın bu beyandan sonra SSÇ … ve abisi …’un tacizlerine, sıkıştırmalarına maruz kaldığı ve tanık …’ın da bu olaydan üç ay kadar sonra koluğa müracaat ederek SSÇ … ve abisi … hakkında kendisini dövdükleri konusunda şikayetçi olduğu, yapılan soruşturma sonucunda …’ın … ve …’e iftira ettiğinin anlaşılarak takipsizlik kararı verildiği, iftira suçundan Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/64-444 sayılı kararı ile …’ın mahkumiyetine karar verildiği ve cezasının seçenek yaptırımlara çevrildiği, ayrıca hürriyeti tahdit suçundan da cezalandırılmasına karar verildiği, bu mahkeme kararında da kabul edilip vurgulandığı üzere SSÇ … ve abisi …’un bizim dosyamızda yaptığı tanıklık nedeniyle (organ sokma iddiasının dile getirmesinden dolayı) tanık … …’i sıkıştırdıkları anlaşılmaktadır. Tanık …’ın aşamalarda tutarlı olan iddiası, mağdure ile SSÇ’nin eve rızaen girdikleri, rızaen mutfağın yanındaki odaya geçip konuşmaya başladıkları, sonrasında SSÇ’nin mağdureyi soyup cinsel ilişkiye girdiğidir. Ancak soruşturma aşamasındaki ilk ifadesinde, önce önden, sonra arkadan ilişkiye girdiklerini söylediği, yargılama aşamasındaki iki ayrı ifadesinde önce arkadan, sonra önden ilişkiye girdiklerini söyleyip çelişki oluşturduğu; soruşturmadaki ifadesinde SSÇ’nin mağdureden 20 TL istediğini söylediği, kovuşturmada ise kızın telefonunu alıp 50 TL getirirsen iade ederim dediğini, daha sonra Tuğçe’nin erkek kardeşinin geldiğini ve parayı almadan telefonu bu çocuğa verdiğini söyleyerek çelişki oluşturduğu, ayrıca ilk ifadesinde cinsel ilişkiye girdikleri sırada kendisinin de kız soyunurken orda olduğunu, odanın içinde olduğunu, ilişkiyi gördüğünü, daha sonra SSÇ’nin kendisini dışarı çıkardığını, dışarda 5-10 dk beklediğini, geri geldiğinde onların giyinik olduğunu söylediği, oysa kovuşturma aşamasında ve keşifteki beyanlarında eve girdikten sonra SSÇ’nin kendisini dışarı çıkardığını, camdan onları izlediğini söylediği ve keşifte de bunu mahkememize gösterdiği, kendi konumunun mutfak balkonundan sarkıp odanın camından odanın içine görmeye müsait olduğunun keşfen tespit edildiği, odanın içinde/dışında noktasında da çeliştiği görülmüştür. Ayrıca soruşturmada SSÇ’nin kızın kilodunu çıkarmadığını, bu şekilde ilişkiye girdiğini söylerken kovuşturma aşamasında kilodunu da çıkardığı şeklindeki beyanı vardır ve çelişkiler sorulduğunda; kovuşturma beyanlarının doğru olduğunu söylemiştir. Bunun dışında tanık …’ın mağdurenin çantasının olup olmadığını görmediğine dair beyanları, eve rızaen girdiklerine, SSÇ’nin kızı odadaki straforun üzerinde oturttuğuna dair beyanları aşamalarda tutarlıdır. Mağdure de odada strafor olduğundan ve SSÇ’nin kendisini oraya oturttuğundan söz etmektedir. Keşfen de bu durum tespit edilmiştir. Ayrıca tanık, SSÇ’nin ilişki teklifini iletip mağdureyi soymaya başladığını, kızın önce eliyle ittiğini, yapma dediğini, ayrıca SSÇ’nin abini döverim diye kıza söylediğini, kızın itirazı kestiğini ve ‘Abim duymasın’ dediğini beyan etmektedir. Bu beyanları kendi içinde tutarlıdır. Şu halde; tanık …’ın beyanlarının aşamalarda bir kısım çelişkiler taşıması nedeniyle tamamen yok sayılması mümkün değildir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözönüne alınarak bu beyanlardan SSÇ’nin ve mağdurenin beyanları ile tamamen yada büyük ölçüde uyuşan ve diğer maddi delillerle doğrulanabilen kısımlarına mahkememizce itibar edilmiş ve kabul buna göre belirlenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında olaya bakıldığında; mağdure ve SSÇ’nin beyanlarına göre, mağdure ve SSÇ’nin olay tarihi itibariyle 5-6 aydır arkadaşlık ettikleri, moda tabirle ‘Çıktıkları’ anlaşılmaktadır. Bu süreç zarfında SSÇ’nin zaman zaman mağdureden küçük miktarlarda dolmuş, sigara parası adı altında para istediği ve …’in de rızaen para verdiği tarafların beyanları ile sabittir. Olay günü mağdure ile SSÇ’nin buluştukları hususunda da bir ihtilaf bulunmamaktadır. Olay günü mağdurenin tanık Şermin ile yürüdüğü, SSÇ’nin yanında abisi/tanık … ve tanık …’ın bulunduğu ve bu şekilde parkın kenarında karşılaştıkları anlaşılmıştır. Her ne kadar mağdure; ‘Yürüdükleri sırada SSÇ’nin kendisini aniden ensesinden tutup ağzını kapatarak keşfen tespit edilen kullanılmayan iki katlı boş eve kapıya tekme vurmak suretiyle açarak soktuğunu, ev içinde kollarından tutup kendisini sarstığını, direnmeye çalıştığını ve fakat kollarına ve yüzüne tokatla vurup boynunu sıkıp duvara yasladığını, zorla sarılıp göğüslerini sıktırdığını’ beyan etmiş ise de, bu beyanlar aynı gün alınan doktor raporu ile doğrulanamamıştır. Zira mağdurenin bahsettiği darba konu hiçbir iz, mağdurenin vücudunda yoktur. Mağdurenin de SSÇ’nin yanında olduğnu söylediği tanık … da beyanında mağdure ile SSÇ ‘nin buluşarak mağdurenin kendi isteği ile SSÇ ile birlikte suça konu eve girdiğini, hatta kendisinin de onlarla girdiğini söylemektedir. Bu anlamda, SSÇ’nin mağdure ile birlikte suça konu metruk eve girerek orada bir süre yalnız kaldığı ve devamında mağdure ile cinsel bir kısım eylemler yaptığı, mağdurenin ve tanık …’ın beyanları ve SSÇ’nin ev konusunda uyuşmasa da buluşup yalnız kaldıkları, para istediği, olaya karıştığı ve şehir dışına gideceğini söylediğine dair ikrarı ile sabit hale gelmiş olup, 15 yaşını doldurmamış mağdureye karşı hukuka aykırı olarak bir yere gitmek, hürriyetinden yoksun bıraktığı anlaşılmıştır. Ancak SSÇ’nin hürriyeti tahdit suçunu cebir, tehdit veya hile ile gerçekleştirdiğine dair mağdurenin adli raporla doğrulanmayan tanık …’ın beyanları ile de yalanlanan SSÇ ile olan geçmişi ve ilişkileri ile de bağdaşmayan, kendisini aklamaya, ailesine ve topluma karşı temize çıkarmaya yönelik beyanlarına mahkememizce itibar edilmemiştir. Kaldı ki, mağdure SSÇ’nin iç çamaşırları kalacak şekilde kendisini soyarak telefonuna görüntüsünü fotoğraf yada kamera kaydı olarak kayıt ettiğini iddia etmiş ise de, soruşturma aşamasında incelenen telefonda böyle bir görüntüye rastlanmadğı, mahkememizce o raporla yetinilmeyerek telefonun Ankara Kriminal Polis Laboratuvarına gönderildiği, aktif ve silinmiş görüntü kayıtlarında cep telefonunda ve hafıza kartındaki görüntülerin kopyalanarak dosyaya CD halinde sunulduğu, mahkememizce bu görüntülerin duruşmada incelendiği ve zapta aktarıldığı, görüntülerin mağdurenin iddialarını doğrulamadığı, yani mağdurenin iç çamaşırlı, çıplak veya giyinik herhangi bir görüntü kaydının bulunmadığı ve silinmediği de anlaşılmıştır. Bu husus da mağdurenin bazı gerçekleri gizlediğine ve olayı kendini haklı çıkarabilecek boyutta ve sınırlılıkta anlattığı konusundaki psikolog gözlemini ve mahkememiz kanaatini kuvvetlendiren bir delildir.
SSÇ hakkında ilk iddianamede organ sokma eyleminin anlatılmadığı, tanıkMurat … Yalvaç’ın beyanlarının buna işaret ettiği, iddianamede bu beyanların tartışılıp reddedilerek TCK 103/1-a kapsamında eylemin değerlendirilmesi şeklinde bir anlatımın da olmadığı görülerek ‘Davasız yargılama olmaz’ ilkesi ve CMK 225 hükmü gereği savcılığa ihbarda bulunulmuş ve bu konuda ikinci bir iddianame ile dava açılmıştır. Mahkememiz hem TCK 103/1-a hem de 103/2 anlamında tüm deliller ışığında olayı değerlendirmiştir. Buna göre, tanık …’ın beyanları eylemin organ sokma boyutunda olduğunu düşündürse de, mağdurenin beyanlarında bunu doğrulamaması, mağdurenin bunu doğrulamamasının kendisini aile ve çevreye karşı koruma ve aklama güdüsünden kaynaklandığı, ifadesine nezaret eden ve görüşü alınan psikoloğun beyanına göre de sakladığı bazı hususların bu eylem (cinsel ilişki) olabileceği düşünülmekle birlikte kovuşturma aşamasında ancak aldırılabilen 22/07/2014 tarihli ATK raporunun anal yada vajinal yoldan ‘Organ sokma’ iddiasını olumlu yada olumsuz anlamda kesin olarak doğrulayacak ya da yalanlayacak niteliğe sahip olmadığı, olaydan 1 yıl 9 ay sonra alınabildiği, sırf tanığın beyanı ve ‘Anatomik bakire’ bulgusu ile sanığın tutarlı inkarı ve mağdurenin organ sokma eyleminin olmadığnıa dair anlatımları karşısında TCK 103/2 kapsamındaki eylemin varlığının kesin olarak sübut bulmadığı, az da olsa şüpheli kaldığı, ancak SSÇ’nin ikrarına göre de, olay günü ve öncesinde öpüştükleri, mağdurenin kendi içinde bir kalıba sokup ve fakat tutarlı şekilde ifade ettiği anlatımlarına göre kendisini öpme, okşama, göğüslerini sıkma ve vücuduna sarılma şeklinde çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturabilecek eylemleri SSÇ’nin yaptığının dosya kapsamı ile sabit olduğu, bunları mağdurenin rızasıyla yapmasının suçun oluşumunu engellemeyeceği, ancak TCK 103/4 kapsamında tartışılması gerektiği anlaşılmış olmakla, SSÇ’nin eyleminin TCK 103/1-a bendi kapsamında kaldığı her türlü şüpheden arındırılmış biçimde değerlendirilmiştir. Ancak, her ne kadar SSÇ’nin cinsel istismar eylemlerini cebir ve tehdit kullanarak yaptığını mağdure iddia etse de, alınan adli rapor, SSÇ ile süregelen ilişkilerinin niteliği, eve rızaen birlikte girmeleri, daha önce de sık sık buluşup öpüşmeleri hususları TCK 103/4’ün uygulanmasını da şüpheli hale getirmiş, bu nedenle mahkememizce bu hüküm nedeniyle ceza artırılmamıştır. Ancak, SSÇ’ye ceza tayin edilirken mağdure ile olan ilişkileri, suçu işleme şekli ve özellikleri, suç konusunun önem ve değeri, ATK raporuna göre ruh sağlığı bozulmasa da olay nedeniyle etkilendiğnin anlaşılması ve buna göre meydana gelen zararın ağırlığı, mağdurenin aile ve toplum önünde maruz kaldığı durum, SSÇ’nin kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik gözönüne alınarak alt sınırdan hakkaniyet ölçüsünde uzaklaşılmıştır.
Yağma suçu açısından yapılan değerlendirmede, Mağdure ve SSÇ’nin beyanlarına göre yaklaşık 5-6 aydır arkadaş olan (çıkan) ve bu süreç içinde mağdureden birkaç kez dolmuş ve sigara parası adı altında para isteyen ve rızasıyla alan SSÇ’nin olay günü zor kullanmasını gerektirecek bir ilişki geçmişlerinin bulunmadığı, mağdurenin iddia ettiği üzere sustalı çakı çıkararak üzerine doğru sallaması ve 35-40 TL parayı getirmesi, yoksa ailesini yok etme ve abilerini öldürmekle tehdit ettiği iddialarının SSÇ tarafından kabul edilmediği gibi tanık …’ın da bu iddiayı mağdurenin anlattığı şekilde doğrulamadığı, sadece soruşturma aşamasındaki beyanında 20 TL; duruşmada 50 TL getirmesini söyleyerek mağdurenin telefonunu iade edeceğini söylediği, tehditle yada cebir kullanarak SSÇ’nin mağdureden para istediğine dair tanığın istikrarlı ve itibar edilebilir bir anlatımının olmadığı, kaldı ki, mağdure beyanlarında cep telefonunu SSÇ’nin kendisine verdiğini söyleyerek tanık …’ı yalanladığı, mağdurenin beyanında çantasını ve üst giysisini rehin olarak SSÇ’nin metruk evde bıraktırdığını söylediği, tanığın bu konuda bir görgüsünün olmadığını söylediği, SSÇ’nin ise savunmalarında mağdurenin kendisinden ayrılmak istemediğini, ağladığını, kendisinden para istediğini, kızın da hemen gidip para alıp gelmek için çantasını ve montunu bıraktığını, kendisinin de ‘O zaman bunlar burda dursun’ dediğini savunduğu, sanığın bu savunmasının aksini gösteren yağma iddiası konusunda mağdurenin beyanlarını destekleyen sübuta yeterli başkaca deliller bulunmadığı anlaşılmıştır. Mağdurenin gerçekte yaşadığı bir kısım olayları ve süreçteki rızasını gizlemek, ailesine ve çevresine karşı haklı konuma gelip aklanmak düşüncesiyle bir kısım olayları farklı anlattığı ve bir kısmını da eklediği, bunu SSÇ’ye olan kızgınlığından, kendisinden ayrılmak istemesinden dolayı yapmasının da muhtemel olduğu, ihtimallerin olduğu yerde kesin bir kabul/maddi gerçek/sübuttan söz edilemeyeceği anlaşılmakla, yağma suçunun her türlü şüpheden uzak mahkumiyete yeter somut, kesin ve inandırıcı delillerle sübuta ermediği sonuç ve vicdani kanaatine varılmıştır.
SSÇ’nin üzerinden çıkan sustalı çakının SSç tarafından bir arkadaşından alınıp taşındığını ve mağdurenin abisi ve annesiyle tartıştıkları sırada polisler geldiğinde üzerinde olduğunu ve rızasıyla polislere teslim ettiğini kabul ettiği, sustalı çakının Bursa Kriminal Polis laboratuvarının 15/11/2012 tarihli raporuna göre 6136 sayılı yasanın 4. Maddesinde belirtilen yasak niteliği haiz bıçaklardan oldğu ve SSÇ’nin bunu taşıyarak 6136 sayılı yasanın 15/1 maddesine muhalefet ettiği anlaşılmış ve bu suçtan da cezalandırılmıştır.” şeklindeki gerekçeyle hükümler kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında Çocuğun Cinsel İstismarı ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Mahkumiyet Hükümleri ile Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Beraat Hükmü Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmanın toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinin suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği gibi nitelikli yağma suçundan verilen beraat kararının da yerinde olduğu anlaşıldığından, hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden
1. Suça sürüklenen çocuk hakkında yargılama konusu eylem için, 6136 sayılı Kanun’un 15 inci maddesinin birici fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile aynı maddenin ikinci fıkrası gereği 5 yıl 4 aylık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2. Aynı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 07.01.2015 tarihli mahkumiyet hükmü olduğu ve bu tarihten temyiz incelemesi tarihine kadar 5 yıl 4 aylık olağan zamanaşımı süresinin geçmiş olduğu belirlenmiştir.
3. Yukarıda açıklanan nedenle Tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
V. KARAR
A. Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında Çocuğun Cinsel İstismarı ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Mahkumiyet Hükümleri ile Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Beraat Hükmü Yönünden
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenlerle Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.01.2015 tarihli ve 2013/135 Esas, 2015/2 Karar sayılı kararında suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan mağdure vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan mağdure vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenle Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.01.2015 tarihli ve 2013/135 Esas, 2015/2 Karar sayılı kararına yönelik suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan mağdure vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden, hükmün 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.11.2023 tarihinde karar verildi.