YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/4066
KARAR NO : 2023/6686
KARAR TARİHİ : 24.10.2023
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/323 E., 2023/17 K.
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Suça sürüklenen çocuk hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 01.07.2020 tarihli ve 2020/142 Esas, 2020/195 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrası, 39 uncu maddesi, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. Dairemizin 16.06.2022 tarihli ve 2021/17274 Esas, 2022/6247 Karar sayılı kararı ile sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ancak yetersiz ve yasal olmayan gerekçe ile suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Kanun’un 51 inci maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş olması nedeni ile bozma kararı verilmiştir.
3. Bozma ilamı üzerine Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17.01.2023 tarihli ve 2022/323 Esas, 2023/17 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına ve hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan mağdur vekilinin temyiz isteği; suça sürüklenen çocuğun asli fail olduğunu ve 5237 sayılı Kanun’un 103 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinin uygulanması gerektiğini, suçun vehameti sebebiyle ertelemenin başvurulmaması gereken bir yol olduğunu ve diğer temyiz sebeplerini beyan ederek temyiz isteminde bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamı üzerine; “Mahkememizin 01.07.2020 tarih, 2020/142 esas ve 2020/195 sayılı kararınınYargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.06.2022 tarih, 2021/17274 esas ve 2022/6247 sayılı bozma ilamı ile suça sürüklenen çocuk … yönünden bozulduğu, mahkememizce bozmaya uygun olarak yapılan yargılama neticesinde;
Hakkındaki mahkumiyet kararı temyizde onanarak kesinleşen sanık … …’in olay tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdur … ile … semtinde bir apartman boşluğuna gittikleri, suça sürüklenen çocuk …’in kendilerine refakat ederek merdiven başında bekleyerek gözcülük yaptığı, sanık …’in yönlendirmesi üzerine mağdurun cinsel organını sanığın kalçalarına sürttüğü ve bu şekilde yaşı küçük mağdura yönelik cinsel istismar eylemini gerçekleştirdiği, eylem neticesinde Adli tıp kurumu raporuna göre mağdurun ruh sağlığının bozulduğu, sanık …’in müdafi huzurunda verdiği beyanında eylemini ikrar ettiği anlaşılmış olup, ayrıca sanığın mağdura yönelik cebir ve tehdit kullandığına dair mağdurun adli raporunda bulgu olmayışı ve başkaca bir delil de elde edilmediği gözetildiğinde bu konuda kesin, net ve yeterli kanaatee ulaşılamadığı, suça sürüklenen çocuk …’in eylemi gerçekleştiren birden fazla kişi içinde değerlendirilemeyeceği, eyleminin yardım etme suretiyle iştirak olduğunun anlaşıldığı,
Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 sy ile değişiklikten önceki TCK md 103 ve devamı hükümlerinin SSÇ … hakkında uygulanması halinde katılan …’ın ruh ve beden sağlığının bozulmuş olması, cebir tehdit unsurlarının bulunmaması ve SSÇ hakkında hükmolunan cezanın alt sınırdan uygulanması dikkate alındığında SSÇ’nin TCK md 103/1 uyarınca 3 yıl hapis cezası ile
cezalandırılacağı, TCK md 103/6 uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı, TCK md 39/2 uyarınca cezasından indirim yapıldığında 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılacağı, TCK md 31/3 uyarınca cezasından indirim yapıldığında 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı, TCK md 62 uyarınca indirim yapıldığı taktirde 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verileceği,
Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 sy ile değişiklikten sonraki TCK md 103 ve devamı hükümlerinin SSÇ hakkında uygulanması halinde SSÇ’nin TCK md 103/1 uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı, SSÇ hakkında TCK md 39/2 uyarınca cezasından indirim yapıldığında 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı, TCK md 31/3 uyarınca cezasından indirim yapıldığında 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılacağı, TCK md 62 uyarınca indirim yapıldığı taktirde 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verileceği,
Suç tarihinde katılan …’ın 12 yaşını ikmal etmiş olması nedeniyle 6763 sayılı yasanın uygulama koşullarının bulunmadığı, sonuç olarak 6545 sayılı yasa ile değişik TCK’nun TCK md 7/2 kapsamında açıkça sanık lehine olduğunun anlaşıldığı,
Ssç daha önceden kasıtlı bir suçtan 3 aydan fazla hapis cezasına mahkumiyetinin bulunmadığı ve sanığın pişmanlık duyup tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkememizce kanaat oluşması nedeni ile ssç hakkındaki 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasının tck md. 51 uyarınca ertelenmesine, dair aşağıdaki şekilde hukuki sonuç ve vicdani kanaate varılmıştır.” gerekçeleriyle suça sürüklenen çocuğun cezalandırılmasına ve hükmolunan cezasının ertelenmesine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ve yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan mağdur vekilinin yerinde görülmeyen temyiz isteği reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.01.2023 tarihli ve 2022/323 Esas, 2023/17 Karar sayılı kararında katılan mağdur vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan mağdur vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye …’un karşı oyu ve oy çokluğuyla ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
24.10.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Mağdur …’a cinsel istismar suçuna yardım eden olarak iştirak eden sanık çocuk …’in TCK’nun 103/1, 39/1-2, 31/3 ve 62. maddelerinden sonuç olarak 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine karar verilmiştir.
Sanık çocuk hakkında 04.04.2009 günü işlediği iddia ve kabul edilen cinsel istismar suçunun sanığın yaşına göre dava zamanaşımı süresi on beş (15) yıldır. Sanık, on beş yaşından büyük on sekiz yaşından küçük çocuk olması sebebiyle de on yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabidir.
Görüşülen dava dosyasına göre; Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 21.02.2020 tarihli bozma ilamıyla mahkemece verilen 21.11.2013 tarihli ilk mahkumiyet hükmü ortadan kalkmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.06.2020 günlü ikinci bozma ilamıyla da 01.07.2020 günlü mahkumiyet kararı hukuken ortadan kalkmıştır. Son olarak dava zamanaşımını kesen 18.06.2010 günlü savunma ile 17.01.2023 tarihli son mahkumiyet kararı arasında on yıllık asli dava zamanaşımı süresi dolmuştur.
Mahkumiyet hükmü, dava zamanaşımı sürelerini kesen sebeplerden biri olarak TCK’nun 67/2-d bendinde düzenlenmiştir. Ancak, aynı davada bozma sonrasında da verilen mahkumiyet kararı varsa her mahkumiyet kararının dava zamanaşımı süresini keseceğine veya hangi mahkumiyet kararının dava zamanaşımını keseceğine dair kanunda bir işaret bulunmamaktadır.
Uygulamada, her bir mahkumiyet kararına dava zamanaşımını kesen sonuç bağlanmakta ve temyiz incelemesinde bozulan ve hukuken hiçbir sonuç doğurması mümkün olmayan mahkumiyet kararlarının her birine aynı hukuki kuvvet atfedilmektedir. Bu uygulama hukuka aykırı olup adil değildir.
İlkin dava zamanaşımı kurumu, sanık lehine bir atıfet müessesesi olarak kanunda yer almaktadır. Kanunda zikredilen dava zamanaşımını kesen nedenler yalnızca bir kez süreyi keserek yeniden işlemesine neden olur. Dava zamanaşımı süresini kesen her bir sebep, birden fazla kez gerçekleşse bile ancak bir kez bunu başarabilir. Mesela şüphelinin yeni ortaya çıkan durumlar nedeniyle ifadesine veya mahkemede sanığın sorgusuna birden fazla kez başvurulsa bile ifadelerden veya sorgularından yalnızca ilki süreyi keserken diğer ifade alma veya sorgulama işlemleri süreyi kesmemektedir. Aynı şekilde iddianame hangi sebeple olursa olsun iade edilmişse artık iade edilen iddianamenin hiçbir hukuki değeri kalmaz ve en son düzenlenen ve mahkemenin kabul ettiği iddianame dava zamanaşımı süresini keser. İşte mahkumiyet kararında da bu esaslardan ayrılmak için hiç bir makul neden yoktur. Dava zamanaşımını kural olarak kabul eden bir kanun hükmünün yorumla amaca aykırı olacak şekilde uygulanması hukuk güvenliğini zedeler.
İkinci olarak temyiz kanun yolunda incelenip bozulan ve bozma kararına uyulması ile de hukuken artık hiçbir geçerliliği kalmayan bir mahkumiyet hükmüne hukuki sonuç bağlanmaz. Bozma kararına uyarak yapılan yargılamada önceki mahkumiyet hükmü, hukuk düzenine hiç çıkmamış gibi dava yeniden ele alınıp görülür. Bundan dolayı bozulan mahkumiyet kararına dava zamanaşımını kesen bir hukuki değer verilemez. Dava zamanaşımını kesen mahkumiyet kararı bozularak ortadan kalkan ilk hüküm olmayıp son olarak verilmiş mahkumiyet hükmüdür. Temyiz sonucu verilen bozma kararıyla ortadan kalkmış hukuk dünyasında sonuç doğurması önlenmiş hukuka aykırı olduğunda şüphe olamayan ilk mahkumiyet kararı artık dava zamanaşımını kesen gücünü kaybetmiştir. Hukuken hiçbir sonuç doğurması mümkün olmayan ölü bir mahkumiyet kararına hukuki bir değer verilemez, sonuç bağlanamaz ve sanık aleyhine dava zamanaşımını kestiği kabul edilemez.
Üçüncü bir sebep ise bir ceza davasında birden fazla mahkûmiyet kararı verilmesine sanık kusuruyla yol açmamaktadır. Yargılamayı zamanında gereği gibi yapamayan mahkemelerin geç kalması veya hukuka uymayan hatalı kararlar vermesi sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde yorumlanamaz.
Dördüncü olarak, gerek istinaf veya gerek temyiz kanun yolunda bozulan her mahkumiyet hükmünün, dava zamanaşımını süresini keseceğine dair kanunda açık bir kural yazmadığı halde yorumla kanuna sanık aleyhine ilave yapılamaz. Ceza hukuku, kanunilik ilkesiyle sıkı sıkıya örülmüştür. Dava zamanaşımını kesen sebepler de kanunilik ilkesine tabidir. Bu ilkeyi aşındıran uygulamalar adil görülemez. Bozulan mahkumiyet hükümlerine dava zamanaşımı süresini kesen sonuçlar bağlayarak kanunun düzenlediği süreleri aşırı uzatmak kanunilik ilkesine aykırıdır.
Neticeten, bozularak ortadan kalkan ve hukuki hiçbir sonucu olmaması gereken mahkumiyet kararlarının dava zamanaşımı kesemeyeceği, en son mahkumiyet kararının dava zamanaşımı süresini bir kez kestiği kabul edilerek asli dava zamanaşımı süresi son mahkumiyet kararı verildiği anda dolduğundan sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün bozulmasına ve kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekirken mahkumiyet hükmünü onayan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.