Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2016/7881 E. 2017/5130 K. 09.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/7881
KARAR NO : 2017/5130
KARAR TARİHİ : 09.10.2017

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05/05/2015 tarih ve 2014/101-2015/384 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin davalı banka ile dava dışı üçüncü kişi arasında düzenlenen kredi kartı üyelik sözleşmesine kefil olduğu iddiası ile davalı tarafından müvekkili aleyhine ihtiyati haciz kararı alındığını ve icra takibine başlandığını, müvekkilinin ihtiyati haciz kararının infazı sırasında talep edilen 5.119,09 TL’yi cebri icra baskısı altında ödemek zorunda kaldığını, ancak sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmaması nedeniyle icra takibine itiraz edildiğini, davalı tarafından açılan itirazın iptali davasında sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığının tespit edilerek davanın reddedildiğini, kararın kesinleştiğini, davalı tarafından alınan ihtiyati haciz kararının infazı sırasında müvekkilinin itibarının zedelendiğini ve kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek 5.119,09 TL’nin ve 30.000,00 TL manevi tazminatın 01/05/2007 tarihinden itibaren en yüksek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; 5.119,09 TL’nin davacıya ödenmesinde herhangi bir itirazlarının bulunmadığını, ancak davacının faizin türü ve faiz başlangıç tarihinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca manevi tazminat için gerekli şartların oluşmadığını savunarak bu yönlerden davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının imzalamadığı sözleşme için cebri icra baskısı altında 5.119,09 TL ödemek zorunda kaldığı, davalı tarafından haksız olarak alınan bu bedelin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesinin gerektiği, ancak davalı banka tarafından icra takip işlemlerine başlandığı sırada sözleşmedeki imzanın davacıya ait olup olmadığını denetlenmesi hususunun davalıdan beklenemeyeceği, yapılan icra işlemleri bakımından davalının davacıya icra dairesinin işlemleri dışında haber vermesinin gerekmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.119,09 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve manevi tazminata ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Haksız ihtiyati hacizden doğan maddi zarara dayalı sorumluluk, kusursuz sorumluluktur. Haksız olarak ihtiyati haciz uygulayan alacaklının sorumluluğunun kusura dayanmadığı konusunda gerek uygulamada ve gerekse öğretide görüş birliği mevcuttur. Bu açıdan alacaklının ihtiyati haciz kararının hükümden düşmesinden sonra açacağı dava veya yapacağı takipte haklı çıkmasının da neticeye müessir bulunmadığı gibi, bu bakımdan alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili değildir. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür.
Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz koyduran alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından olup, manevi tazminat yönünden olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK’nın 49. maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Bu itibarla, alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup, ağır olmasa dahi alacaklının en azından kusurlu olması gerekmektedir. Haksız yere bir kimsenin mallarının ihtiyaten haczettirilmesi o kimsenin itibarına saldırı teşkil eden ve BK’nın 49. maddesi gereğince manevi tazminat ile sorumlu tutulmayı gerektiren bir davranıştır. Davalının haciz tarihi itibariyle gerçekte alacaklı olup olmadığının incelenmesi ve neticede de davalının gerçekten alacaklı olmadığı halde, ihtiyati haciz uygulattığı sonucuna varılması halinde, manevi tazminat isteminin ilke olarak kabulü gerekir.
Somut olayda, davalı tarafından davacı aleyhine kredi kartı üyelik sözleşmesine kefalet nedeniyle ihtiyati haciz talebinde bulunulduğu, Muğla Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2007/52 D.İş. sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararı verildiği, bu karara istinaden davacının işyerinde 01.05.2007 tarihinde haciz işlemine başlandığı, davacının haciz tehdidi altında ve sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığı yönündeki ihtirazi kaydıyla birlikte 5.119,09 TL’nin icra dosyasına ödendiği, bu ödemenin davalı bankanın hesaplarına aktarıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, davalı bankanın ihtiyati haciz kararından sonra yaptığı ilamsız takibine davacı tarafından sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığı gerekçesiyle itiraz edildiği ve bunun sonucunda taraflar arasında görülen itirazın iptali davasında davalı banka ile dava dışı üçüncü kişi arasında yapılan kredi kartı üyelik sözleşmesindeki kefil imzasının davacıya ait olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda, basiretli bir tacir gibi davranması gereken davalı bankanın sözleşmenin imzalanması aşamasında veya ihtiyati haciz talep edilirken isim benzerliği bulunup bulunmadığı noktasında gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek sözleşme ile ilgisi olmayan davacı hakkında haksız ihtiyati haciz uygulaması davacının itibarına saldırı niteliğinde olup, davalı bankanın sorumluluğunu gerektirmektedir.
Bu itibarla, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davalı tarafından uygulamaya konulan ihtiyati hacizde davalının kusurlu davrandığının kabulü ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları da gözetilerek uygun bir manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 262,27 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 09/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.