YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12100
KARAR NO : 2015/21640
KARAR TARİHİ : 17.11.2015
……
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 136.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 17.11.2015 (Salı)
….
KARŞI OY YAZISI
Davalı kadın dava dilekçesinde özetle, dava konusu taşınmazda aile konutu bulunduğunu, taşınmazın, malik olan eşi tarafından müşterek çocuğa muvazaalı olarak devredildiğini, buna rızasının bulunmadığını belirterek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile önceden olduğu gibi eşi adına tapuya tesciline ve taşınmazın tapu kaydı üzerine aile konutu şerhi konulması istemiyle, eşi ve taşınmazı devralan oğlu aleyhine eldeki davayı açmıştır.
Dava açıldıktan sonra, davacının eşi (diğer davalı) … 24.11. 2013 tarihinde ölmüş, mirasçıları davaya dahil edilerek yargılamaya devam olunmuştur.
…/…
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davanın konusuz kaldığından bahisle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinden davacı tarafın sorumlu tutulmasına dair karar verilmiş, karar davacı tarafça tümüyle temyiz edilmiştir.
“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” (TMK.m.194/1).
“Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklemek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır” (TMK.m.240/1). “Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir” (TMK.m.240/3).
“Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir (TMK.m.652/1). “Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir” (TMK.m.652/2).
Evliliğin, boşanma veya iptal kararıyla sona ermesi ile eşlerin birinin ölümü sebebiyle sona ermesinin, hukuki sonuçları farklıdır. Zira, evliliğin ölümle sona ermesi durumunda sağ kalan eş mirasçı konumundadır. Diğer durumlarda ise eşler birbirine mirasçı olamazlar.
Bu sebeple, evliliğin ölümle sona ermesi durumunda sağ kalan eşin miras hakları devam etmekte, ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 240 ve 652. maddesinde aile konutuyla ilgili kendisine tanınan yasal hakları bulunmaktadır.
Sağ kalan eşin, bu düzenlemelerde yer alan haklarını diğer mirasçılara karşı kullanabilmesi için ayrıca bir dava açması zorunlu olmayabilir. Çünkü, sağ kalan eş ve diğer mirasçılar, dava açılmadan, yasal düzenlemeye uygun şekilde mirası taksim edebilirler. ….. dayalı miras taksimi olmaz ise sağ kalan eş, haklarını kullanmak için her zaman diğer mirasçılara karşı ayrı bir dava da açabilir. Bu yüzden, dava konusu taşınmazın aile konutu niteliği, sağ kalan eş açısından, eşinin ölümünden sonra da devam etmektedir. Yasanın amacı sağ kalan eşin eski yaşantısını devam ettirmesini sağlamaktır. Dolayısıyla, Türk Medeni Kanunu’nun 194, 240 ve 652. maddelerindeki açık düzenlemelere göre, aile konutuna sağlanan koruma da sona ermemiştir.
Eldeki davada davacı, aile konutunun içerisinde bulunduğu taşınmazın eşi tarafından rızası dışında devredildiğini ileri sürmektedir. Yargılama sırasında davalı eş ölmüştür. Ancak, davacının aile konutu ile ilgili mirasçılıktan doğan haklarını kullanabilmesi için taşınmazın tapusunu iptal ettirerek tekrar terekeye( ölen eşi adına) döndürmesi gerekmektedir. Bu nedenle, yargılamanın tapu iptal ve tescil yönüyle sürdürülerek davanın esası hakkında karar verilmesi açısından hukuki yararı bulunmaktadır. Aksi taktirde, davacı (sağ kalan eş), aile konutundan kaynaklanan yasal haklarını kullanabilme olanaklarından yoksun kalmış olacaktır.
Tapudaki devir işlemi sırasında evlilik devam ettiğinden, Türk Medeni Kanunu’nun 194/1. maddesi gereğince malik olmayan eşin açık rızası zorunludur. Açık rıza alınmamışsa devir işlemi geçersizdir. Geçersiz bir işlem, bu işlemin tarafı olan eşin ölümüyle de geçerli duruma gelmez.
Öte yandan şayet tapu iptal edilip yeniden ölen eş adına tescil edilirse, mirasçı konumundaki sağ kalan eş, elbirliği (TMK. m. 640/2, 701) halinde paydaş (malik) konumuna
geleceğinden ve elbirliği hali devam ettiği sürece kendisinin rızası olmadan tapuda devir işlemi yapılamayacağından (TMK.m.702/2), artık TMK.nun 194/3 maddesi gereğince tapu kaydına aile konutu şerhi verilmesine de gerek kalmayacaktır. Dolayısıyla aile konutu şerhi davasının devamı yönünden hukuki bir yarar kalmamıştır. Mahkemenin aile konutu şerhi davası yönünden verdiği hüküm sonucu itibariyle doğrudur.Ancak yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere tapu iptal ve tescil davasının konusu ve davacın hukuki yararı devam etmektedir.
Mahkemece, tapu iptal ve tescil davası yönünden yargılamaya devamla, yapılan soruşturma toplanan delilere göre davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmektedir.
Kabule göre de mahkemece davadaki haklılık oranı gözetilerek yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken ( HMK. md.331-(1) ), hiç bir gerekçe gösterilmeden davacı tarafın yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması da bozmayı gerektirmektedir.
Bu sebeplerle, temyiz edilen hükmün, tapu iptal ve tescil davası, yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden bozulması gerekirken, onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
…..