YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/19245
KARAR NO : 2017/14748
KARAR TARİHİ : 07.11.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3.kişi vekili, müvekkiline ait işyerinde 25.05.2011 tarihinde haczedilen malların 01.04.2009 ve 23.01.2009 tarihinde borçludan satın alındığını, buna rağmen daha sonra danışıklı takip ile makinelerin haczedildiğini belirterek, İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulü ile hacizlerin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, duruşmalara katılmış ancak beyanda bulunmamış ve cevap dilekçesi sunmamıştır.
Davalı borçlu, duruşmalara katılmamış ve cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece ilk yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş, kararın 3. kişi vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 06.05.2014 tarih, 2013/1026 Esas- 2014/7088 Karar sayılı ilamı ile; takip hukukuna dayalı istihkak davalarında, diğer dava koşulları yanında dava dayanağı takip konusu alacağın da gerçek yani takibin danışıklı olmaması gerektiği, dava konusu takip talebinde borçlu adresinin haciz adresi olarak gösterildiği, ancak buraya çıkartılan ödeme emrinin 26.04.2011 tarihinde adresten ayrıldığından iade edildiği, bilahare eşine yapılan ödeme emri tebligatı üzerine borçlunun 25.04.2011 tarihinde, hem kendi hem de ortak olduğu şirket lehine verdiği mal beyanında, haczedilen makineleri gösterdiği, 25.05.2011 tarihli hacizde, 3.kişinin hazır olup borçluların mal beyanında belirttikleri makinelerin haczedildiği ve yed-i emine teslim edildiği, 24.06.2011 tarihinde ise alacaklının yed-i emindeki malların borçluya teslimini istediği ve 28.06.2011 tarihinde makinelerin borçluya teslim edildiği, hacizli makinelerin 23.01.2009 ve 01.04.2009 tarihinde borçlu tarafından davacıya satıldığı, davacı 3.kişi takibin danışıklı olduğunu ve amacın dava konusu makinelerin elinden alınmasının amaçlandığını iddia ettiği, bu durumda, Mahkemece yapılacak işin, borç kaynağı bono alacağının gerçek olup olmadığının tacir olan borçlunun ticari defterleri üzerinde yapılacak inceleme ile araştırılarak gerçek bir alacak olmadığı sonucuna varılması halinde davanın ön koşul yokluğundan reddine, aksi durumda şimdiki gibi davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı uyarınca yapılan yargılama sonunda; istihkak iddiasının davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1-6100 sayılı HMK’nın 114/1-d maddesi hükmüne göre; tarafların dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması, dava şartlarındandır. Taraf teşkili sağlanmadan yargılama yapılamaz, hüküm verilemez.
Dosyadaki belgelere göre; davanın devamı sırasında davalı borçlu şirketin tasfiyeye girdiği ve 09.10.2014 günlü Ticaret Sicil Gazetesi suretine göre tasfiyenin tamamlanıp kaydının resen kapatıldığı anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK’nın geçici 7. maddesinde ticaret şirketlerinin re’sen tasfiye ve sicilden terkin halleri düzenlenmiş ancak maddenin 2. bendinde davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirket veya kooperatiflere bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı ve süresi içinde ihya için dava açılabileceği belirtilmiştir.
Bu nedenle; mahkemece davacı yana, davalı şirketin ihyasını sağlamak üzere dava açması için süre verilip, şirketin ihyası ve bundan sonra ihya edilen şirkete tebligat yapılıp taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın sonuçlandırılması gerekirken taraf teşkili sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış,hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-6100 sayılı HMK.’nun 55. maddesi uyarınca taraflardan birinin ölümü halinde mirasçılar mirası kabul veya reddetmemiş ise bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hakim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.
Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, TMK.’nun 28/I maddesi uyarınca ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu durumda mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu halde, ölen tarafın mirasını reddetmeyen mirasçılarının, davayı mecburî dava arkadaşı olarak hep birlikte takip etmeleri gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, davanın 15.07.2011 tarihinde açıldığı, 31.03.2016 tarihinde mahkemece karar verildiği, bu kararın 11.04.2016 tarihinde davacı vekili tarafından temyiz edildiği ancak bu aşamada davalı alacaklı …’ın 02/05/2016 tarihinde vefat ettiği UYAP sisteminde bulunan nüfus kayıt örneğinden anlaşılmıştır.
Davalının ölümü halinde taraf ehliyeti ortadan kalkacağından taraf teşkili bozulmuştur. Bu durumda mirası reddetmeyen mirasçıların davaya zorunlu dava arkadaşı olarak davaya devam etmesi gerekir.
Bu nedenle, Mahkemece, yargılama aşamasında ölen davalının yasal mirasçılarının davadan haberdar edilerek yargılamaya devam edilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3-Bozma nedenine göre davacı 3. kişi vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hükmün İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.