Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/5063 E. 2020/4973 K. 08.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5063
KARAR NO : 2020/4973
KARAR TARİHİ : 08.09.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ve davacı vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, dava konusu olan 693, 696, 1148, 1421, 1422, 1426, 1663, 7 ve 272 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin olarak muris muvazaası hukuki sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasının vekil edeninin lehine sonuçlandığını ve kesinleştiğini, yine dava konusu 309, 310, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazların tarafların ortak murisi …’dan kaldığını, bahse konu tüm bu taşınmazların tamamının murisin vefatından bu yana davalı tarafından kullanıldığını belirterek, dava konusu taşınmazların son beş yıllık kazanç kaybı olan 2.000,00 TL’nin (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile) davalıdan tahsili ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile vekil edenine ödenmesini karar verilmesini istemiştir. 15.12.2015 tarihli dilekçesi ile de, davasını billirkişi raporu doğrultusunda 31.371,80 TL üzerinden ıslah etmiştir.
Davalı, muvazaa davasına konu olan taşınmazların 2012 yılına kadar tasarrufu altında kaldığını, ancak dava sonuçlandıktan sonra yanlızca kendi hissesi oranında taşınmazları kullandığını, yine dava konusu diğer parsellerde de hissesi oranında kullanımı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 31.371,80 TL nin dava tarihi olan 21.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı ile davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı ile davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dava, paydaşlar arasındaki ecrimisil isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 693, 696,1148, 1421, 1422, 1426, 1663, 7 ve 272 parsel sayılı taşınmazların tarla niteliğinde 2/3 payının davalı, 1/3 payının davacı adına 23.08.2013 tarihli hisse oranlarının düzeltilmesi işlemi ile, 309, 310, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazların da tarla/ bahçe niteliğinde elbirliği halinde davacı, davalı ve dava dışı mirasçılar adına tapuda kayıtlı olduğu, davacı tarafından davalı aleyhine 31.03.2011 tarihinde 693, 696, 1148, 1421, 1422, 1426, 1663, 7 ve 272 parsel sayılı taşınmazlar hakkında muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda bahsi geçen parsellerin davalı … adına olan tapu kaydının iptali ile davacı …’nin miras hissesi oranında tapu iptal ve tesciline karar verildiği, kararın 01.07.2013 tarihinde kesinleştiği, dava konusu 309, 310, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazlardaki davalı kullanımı için davacı … tarafından davalı … aleyhine 02.10.2012 tarihli ihtarname keşide edildiği, tarafların ortak murisi Şevket’in 07.05.2003 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı yada kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Somut olayda, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan 20.05.2015 tarihli fen bilirkişi raporunda, bir kısım taşınmazlarda kullanılmayan alanlar tespit edilerek, kroki üzerinde gösterilmiştir. Ancak, Mahkemece, bilirkişi tarafından krokide işaretlenen alanların, (özellikle ihtarnameye konu taşınmazlar yönünden) ne zamandan beri kullanılmadığı, miktarının ne kadar olduğu gibi hususlar net olarak tespit edilmemiştir. Başka bir deyişle, Mahkemece bahse konu taşınmazlarda davacının kullanabileceği bir yer olup olmadığı ya da taşınmazların tamamının davalı tarafından kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmıyor ise ne zamandan beri kullanmadığı ve miktarları tam olarak araştırılmamıştır. Hal böyle olunca, yerinde yeniden keşif yapılarak, ayrıntılı bir şekilde hangi taşınmazlarda boş alanlar olduğunun, ne zamandan beri kullanılmadığının, miktarlarının, muvaaza davasına konu olan taşınmazlar ile ihtarnameye konu taşınmazlar bakımından ayrı ayrı değerlendirilerek, yukarıdaki ilkeler uyarınca inceleme yapılması, davacıların bahse konu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirlemeye göre ecrimisil isteği bakımından bir karar verilmesi gerekir iken, tüm bu hususlar net olarak belirlenmeden, ziraat bilirkişi raporunda tapu iptal ve tescil davasının kesinleşme tarihinden (01.07.3013) itibaren, davalının tarımsal üretim yaptığı tüm parsellerden belli miktarda alanları terk ettiği gözönünde bulundurularak 5 yıllık ecrimisil bedelinin hesap edilmesi ve raporun hükme esas alınması doğru görülmemiştir.
Yine, kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı).
Somut olayda, davacı tarafından, davalıya Kastamonu 1. Noterliğinin 02.10.2012 tarihli ve 9293 yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek, 309, 3010, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazlar için geçmiş 5 yıllık toplam 3000,00 TL ecrimisil bedelinin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde ödenmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda izah edildiği üzere bu durumda, kural olarak davalı yönünden intifadan men’in de ihtarnamenin tebliğ edildiği ve 7 günlük sürenin geçtiği tarihten itibaren gerçekleştiğinin kabulü ve ecrimisil miktarının da bu tarihin başlangıç kabul edilerek, bu tarihten dava tarihine kadar olan süre için hesap edilmesi gerekir iken dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık hesap yapılması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için birim fiyatlar getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Somut olayda, Mahkemece keşif sonrası alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu söylebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, ecrimisil miktarı belirlenirken, İlçe Tarım Müdürlüğünden dava konusu dönemler itibariyle münavebeye esas ürünler, verim miktarları ve kilogram satış değerleri sorulup, resmi veriler dosyaya konularak, bu veriler nazara alınmak suretiyle her dönem için belirlenecek üründen elde edilecek net gelir esas alınarak ecrimisile hükmedilir. Bilirkişiler de raporunu hazırlarken resmi ve bilimsel dayanaklarını denetime elverişli olacak şekilde göstermek, resmi verilerden ayrılır ise sebebini açıklamak zorundadır. Eldeki bilirkişi raporunda her yıl için ayrı ayrı hesap yapılmamış, tüm taşınmazlar için tek değer üzerinden hesaplama yapılmıştır. Yine, dava konusu tüm parsellerde davacının hisse miktarının aynı olmadığı hususu da gözden kaçırılmıştır.
O halde, Mahkemece, yapılması gereken iş, dava konusu tüm taşınmazların tapu intikalleri de dosya arasına alınarak, davalının, tapu iptal ve tescil davasına konu olan taşınmazlarda davacıya düşen payı yargılama sona erdiğinden beri kullanmadığı savunması da gözönüne alınarak, mahallinde yeniden keşif yapılarak, tüm taşınmazlarda davacıların kullanabilecekleri bir yer olup olmadığı ya da taşınmazların tamamının davalı tarafından kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmayan alanların tespit edilmesi durumunda ne zamandan beri ve ne kadarlık alanın boş bırakıldığının gerek tapu iptal ve tescil davasına konu gerekse ihtarnameye konu taşınmazlar yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi, yine, ihtarnameye konu taşınmazlarda ecrimisil hesabı yapılırken ihtarname tebliğ tarihi ile ihtarnamede davalıya verilen sürenin gözönüne alınması, ayrıca az yukarıda yapılan ilke ve esaslara uygun olarak, Yargıtay denetimine açık bilirkişi raporu alınarak, toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde bir karar vermek olmalıdır.
Tüm bu hususlar düşünülmeden eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davalı ve davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın (2) sayılı bentte açıklanan nedenle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 08.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.