YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/3413
KARAR NO : 2012/8090
KARAR TARİHİ : 27.03.2012
MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 2.000 TL manevi tazminatın yasal faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacının AK Parti milletvekili ve TBMM Grup Başkan Vekili olduğunu, internet ortamında yayın yapan … Gazetesinin yazarının bir yazısında davacının kişilik haklarının ihlal edildiğini beyan ederek 2.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı savunmasında, yazılan yazıda kişilik haklarını ihlal eden bir durumun bulunmadığını, kamuoyunun ilgisi dahilinde olan davacı hakkındaki daha önceden kamuoyuna yansıyan iddiaların hukuka uygun olarak okuyucu ile paylaşıldığını beyan etmiştir.
Mahkemece, davacının konumu ve yazılan yazılar itibariyle tahkir kastının bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28.maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3.maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olay ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olayda; 10.5.2011 tarihinde internette yayınlanan haberde … ’ye devletin malı deniz mi?” başlıklı yazıda … ’da meydana gelen ve devletin zarara uğratıldığını, birilerinin bu satıştan minyonlarca YTL rant elde ettiği iddialar karşısında 3 yıldan beri …’nin suskunluğunu sürdürmesi manidar karşılandı. 2008 yılında meydana gelen bir olay AKP … Milletvekili ve TBMM Grup Başkanvekili …’nin yakınları kanalı ile rant peşinde koştuğu yorumlarının yapılmasına neden oluyor. Aradan geçen 3 yıldan beri …’nin gündeme getirmediği iddialar karşısında suskunluğunu sürdürmesi sorgulanıyor.” Sözleri davacının tazminat talebinin dayanağını teşkil etmektedir.Hukukun en temel amacı; sosyal bir varlık olan insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek; insanların güvenliğini sağlamak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Hukukun merkezi olan insan (kişi) ve insanların birbirleriyle olan ilişkileri bulunur.Kişi; biyolojik ve fizyolojik bir varlık olması sebebiyle maddi bir varlığa (bedele) psişik ve sosyal bir varlık olması sebebiyle de manevi (ruhsal uyum ve dengesi, şeref, haysiyeti ve iktisadi varlıklara sahiptir. Tüm bu değerler hep beraber kişilik kavramını oluşturur.
Hukuk düzeni içinde kimi zaman ayrı ayrı korunan değerler çatışma içine girebilirler. Bugün özellikle ifade özgürlüğü ile kişilik hakkı sıkça karşı karşıya gelmektedir. Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı anda koruması sözkonusu olamayacağından bu değerlerden hangisinin hangi durumlarda diğerine karşı korunacağı sorunu ortaya çıkar.
Basının kamu yararını hedeflemesi doğrudan basının toplumdaki işlevi ile ilgilidir. Basının kamu yararını gözetip gözetmediğini tesbit ederken haberin veya eleştirinin haber veya eleştiri konusu kişinin toplumdaki yer ve görevi dikkate alınmalıdır. Kişiliğe yönelik müdahalelerinin sınırının belirlenmesinde kamu yararı ölçütü açısından özellik gösterir. Bu durum özellikle eleştirilere katlanma (şeref ve haysiyete yönelik) ile özel hayata müdahaleler açısından önemlidir.Kamuoyunda ünlü kişilerin eleştiriye daha açık olmaları, özellikle kamu gücünü elinde bulunduran idareci ve siyasetçiler için, kamu yararı gereğidir. Kimse eleştiriden kaçınamaz. Objektif ölçülere dayandıktan sonra herkes, özellikle ünlü kişiler, politikacılar, yüksek yargıçlar, tanınmış sporcu ve yazarlar, eleştirilere daha fazla katlanmak zorundadır.
İki çatışan değerin varlığı tesbit edildikten sonra, basının yaptığı müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için öncelikle basının uygun bir amaç için hareket etmiş olması gerekir. Basın için nihai amaç kamu yararıdır. Basın gerek yaptığı haberler, gerekse yaptığı eleştirilerle kamu yararı hedeflenmelidir. Ayrıca kullanılan üslup ve haberin veriliş şekli kullanılan ifade ve doğurduğu sonuçlar basının hedeflediği kamu yararı için uygun amaç ve uygun araçlar kullanılmalıdır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 ve 3.maddelerinin sonucunu da sınırlamada gereken unsurların kamu yararı, toplumun bilgilendirilmesi ilkesi ile bağdaşır sonuçlar taşıması gerekmektedir.Uyuşmazlık konusu olayda, eleştiri sınırları içerisinde kalan ve davalının eleştiriye karşı hoşgörülü olmasının gerekmesine, toplumun bilgilendirilmesi ihtiyacına, kullanılan üslup ve ifade tarzına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. ve 3.maddelerinin sonucundaki kriterlerin değerlendirilmesi ile hakareti içeren ve sonucunda manevi giderini gerektiren bir yönün olmamasına dayanılarak davanın reddi gerekirken, yanılgılı ve yanlış gerekçelerle davanın kabulü bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.