YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/15353
KARAR NO : 2009/4235
KARAR TARİHİ : 09.03.2009
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tanıma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,peşin alınan harcın mahsubuna, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 09.03.2009 (Pzt.)
-KARŞI OY YAZISI-
Dava, Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 10.9.1997 tarihinde verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin olup kocanın 24.3.1999 tarihinde şehit düşmesinden 8 sene sonra 8.1.2007 tarihinde “kayınvalide” tarafından “sağ eş geline” karşı yabancı mahkemenin boşanma kararının tanınması davası açıldığı, hâkim tarafından yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının tanınmasına karar verildiği ve kararın sağ eş tarafından temyiz edildiği konusunda değerli çoğunluk ile aramızda görüş birliği vardır.
Çekişme nedir?;
I. MADDİ OLAY
Değerli çoğunluk ile aramızda oluşan görüş ayrılığının anlaşılabilmesi için maddi olayın kronolojik sıralamayla açıklanmasında zaruret vardır.
… … … ile … 18.7.1996 tarihinde evlenmişlerdir. Davacı sıfatıyla … tarafından 18.12.1996 tarihinde Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesinde boşanma davası açılmış olup 10.9.1997 tarihinde verilen boşanma kararı 4.12.1997 tarihinde kesinleşmiştir.
Yabancı mahkeme kararının tanınması konusunda gerek kadın gerekse erkek tarafından dava açılması mümkün iken ( … / … …, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul-2007, s. 622-624) hiçbir zaman “eşler tarafından” bir tanıma davası açılmamıştır.
Evlilik birliği sürerken koca askerlik görevini yapmaya başlamıştır. … … … askerlik görevini yaparken maalesef Şırnak Seslice Kapı Bölgesinde teröristlerle çıkan çatışma sonucu 24.3.1999 tarihinde şehit düşmüştür.
Türk hukukuna göre şehit … … … “evli olarak öldüğünden” sağ eşi davalı şehit eşi olan … mirasçı sıfatını kendiliğinden almıştır.(Ömer Uğur GENÇCAN, Miras Hukuku, Ankara-2008, s. 211)
Şehit eşi olan … Haymana Sulh Hukuk Mahkemesinin 1999/124 esas, 1999/127 sayılı kararı ile sağ eş sıfatıyla “o tarihte yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerine göre” 12.5.1999 tarihinde mirasçılık belgesi de almıştır. Başka bir anlatımla şehit eşi olan …’ın mirasçılığı bir “Türk mahkemesi kararı” belirlenmiş olup Türk mahkemesinden verilen karar/ mirasçılık belgesi “bugün bile” Türk Hukukuna göre geçerli olup iptal edilmiş de değildir.
Şehit … … …’ın “çocuğu olmadığı için” ana ve babası da mirasçı olarak mirasçılık belgesinde yer almıştır. (…, Miras Hukuku, İstanbul-2009, s. 73)
Doğal olarak ve aksi de düşünülemeyeceğinden Türkiye Devleti tarafından her şehit eşine olduğu gibi şehit eşi …’a 20.5.1999 tarihinde şehit aylığı bağlanmış olup bugüne kadar şehit aylığını da almıştır. Şehit … … … çocuğu olmadığı için ana ve babasına da aynı sebeple mirasçı sıfatıyla maaş bağlanmıştır.
Şehit eşi … 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerine göre mirasbırakan şehit … … …’ın mirasçılığını kanun gereğince/Türk kanunlarına göre kendiliğinden kazanmıştır. (Halil AKKANAT, Ölümün Özel Hukuk İlişkilerine Etkisi, İstanbul-2004, s. 65)
24.3.1999 tarihinde ne 4721 sayılı Türk Medeni Kanun ne de 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun diye bir kanun vardır. (Günseli ÖZTEKİN GELGEL/ … …, 27.11.2007 Tarih ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, s.7)
Her şey yolundadır. Ortada hiçbir sorun yoktur. Hatta bu arada 1.1.2002 tarihinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu da yürürlüğe girmiş ise de o dahi bir sorun yaratmamıştır. Herkes şehit aylıklarını bir çekişme olmadan almaya devam etmektedirler.
Günlerden bir gün aldığı şehit aylığını arttırmak isteyen kayınpeder yani şehit … … …’ın babası … … Ankara 5. Aile Mahkemesinde gelini şehit eşi …’a husumet yönelterek oğlunun yaşadığı sürece açmadığı ve açmaya gerek görmediği tenfiz davasını yıllar sonra 9.10.2003 tarihinde açmıştır.
Ankara 5. Aile Mahkemesi tarafından oğlunun açmadığı davayı “ölümünden sonra” babasının açamayacağını açıkça belirtilerek “davacı sıfatı bulunmayan” kayınpeder yani şehit … … …’ın babası … …’ın tenfiz davası reddedilmiştir.
Kayınpeder yani şehit … … …’ın babası … … 17.1.2005 günlü temyiz dilekçesinde verilen ret kararı ile “kendisinin şehit aylığından daha az yararlanmasına neden olunduğunu verilen kararın vicdana, hak ve adalete uygun olmadığını” açıkça belirtmiş ise de Dairemin oybirliği ile verdiği karar ile Ankara 5. Aile Mahkemesinin ret kararı onanmış ve karar düzeltme istemi ise 15.9.2005 tarihinde reddedilmiştir.
İşler tekrar yoluna girmiş ve hiçbir sorun olmadan şehit … … …’ın mirasçıları (eşi, annesi ve babası) şehit aylıklarını eskiden olduğu gibi almaya devam etmişlerdir.
Bu dönemde şehit eşi …’ın şehit eşi olduğu konusunda ne hukuksal ne de fiili bir çekişme söz konusu bile değildir. Üstelik Türk Yargıtayının kararı ile …’ın şehit eşi olduğu adeta perçinlenmiştir bile. Şehidin ana ve babası da dahil herkes …’ı şehit eşi olarak bilmekte olup hukuken ve fiilen de böyle kabul edilmektedir.
Ortada hiçbir kanun değişikliği olmadığı ve üstelik kayınpeder tarafından açılan ve reddedilen karar Yargıtay tarafından onanmış olduğu halde bu kez 8.1.2007 tarihinde “kayınvalide” yani şehit … … …’ın annesi … tarafından “aynı sebeplerle” Ankara 2. Aile Mahkemesine temyiz konusu iş bu davayı açılmıştır.
Kayınvalide, gelini şehit eşi …’a husumet yönelterek açtığı tanıma davasında “daha az şehit maaşı alarak zarara uğradığını” da açıkça ifade etmiştir.
İş bu davanın devamı sırasında 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun 12 Aralık 2007 tarihli ve 26728 Sayılı Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ankara 2. Aile Mahkemesi bu arada yürürlüğe giren 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 52 hükmüne göre yabancı mahkeme boşanma kararının tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkesin tenfiz isteminde bulunabileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile yabancı mahkeme kararının tanınmasına karar vermiş ve değerli çoğunluk tarafından da bu kararın onanmasına karar verilmiştir.
II- TANIMA KARARININ SONUÇLARI
Ne 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ne de 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun diye bir kanun ortada yokken Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 10.9.1997 tarihinde verilen boşanma kararının kocanın “24.3.1999 tarihinde” şehit düşmesinden tam 8 sene sonra 8.1.2007 tarihinde kayınvalide tarafından açılan bir tanıma davası sonucunda tanınmasının 24.3.1999 tarihinde yürürlükte olan Türk Hukuku mevzuatını ve kazanılmış hakları “yok edecek”/yok saydıracak/katlanılamaz sonuçları vardır.
“Şehit eşi” … (ki bu sıfat “şu an” bile hukuken vardır ve geçerlidir) bu davanın kabul edilmesi kesinleştiği takdirde (bilindiği üzere karar düzeltme yolu açık olduğundan hukuken bu karar henüz kesinleşmiş değildir) aşağıdaki sonuçlarla karşılaşacaktır. Başka bir anlatımla yıllar sonra çıkan bir kanun (5718 sayılı Kanun) sebebiyle “şehit eşi” …;
-Şehit eşi sıfatını kaybedecektir/kaybetmiş olacaktır,
-Mirasçılık sıfatını kaybedecektir/ kaybetmiş olacaktır,
-Şehit eşi sıfatıyla aldığı bütün aylıkları geri vermek zorunda kalacaktır,
-Eğer çocuğu da olsaydı “şehit çocuğu” evlilik dışı çocuk konumuna gelecekti/gelmiş olacaktı.(İçtihadın yerleşik duruma gelmesi durumunda benzer bütün davalarda gerek şehit çocukları gerekse öksüz diğer bütün çocuklar “evlilik dışı çocuk” konumuna gelecektir. Unutulmamalıdır ki değerli çoğunluk benzer davalarda “ilgisi olan herkesin” açtığı davayı kabul edeceğine göre bu sonuç kaçınılmaz olacaktır.
III- NEDEN BU DAVADA 5718 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİ UYGULANAMAZ?
Maddi olayı açıkladıktan ve kararın doğal sonuçlarını da gösterdikten sonra “bu davada” ve “bu davaya özgü olarak” 5718 sayılı Kanun hükümlerinin neden uygulanmayacağının “hukuki gerekçelerini” açıklayacağız.
YABANCI MAHKEME KARARI TÜRK MAHKEMESİNDEN VERİLEN BAŞKA KARARLAR İLE BAĞDAŞMAYACAK NİTELİKTEDİR
… … …’ın askerlik görevini yaparken 24.3.1999 tarihinde şehit düşmesiyle Türk hukukuna göre evlilik “ölümle” son bulmuştur.
Evlilik 24.3.1999 tarihinde ölümle son bulduktan sonra tanıma davası açılabilir mi? Başka bir anlatımla evlilik ölümle son bulduktan ortada hukuken geçerli bir evlilik bulunmamasına rağmen sanki taraflar halen evli imiş gibi tanıma davası açılabilir mi? Tanıma davası açılırsa verilecek tanıma kararı Türk kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmez mi?
Örneğin eşler Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 10.9.1997 tarihinde verilen boşanma kararının tanıması yerine Türkiye’de başka bir dava ile boşanmış olsalar başka bir anlatımla eşler arasındaki evlilik “ölümle” değil de “boşanma kararı” ile son bulsa idi şehit eşi …’ın kayınvalidesi tanıma davası açabilir miydi?
Tenfizi istenilen yabancı mahkeme kararı Türk mahkemesinden verilen başka bir karar ile “bağdaşmayacak” nitelikte olması ret sebebi midir? Evet ret sebebidir. (… / … …, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul-2009, s. 610, Cemile DEMİR GÖKYAYLA, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizinde Kamu Düzeni, Ankara-2001, s.260)
Tanıma ya da tenfiz davası devam ederken Türk mahkemelerinde görülmekte olan boşanma davası kabul ile sonuçlanmış ve evlilik birliği boşanma kararı ile sonlanmışsa sürmekte olan tanıma ya da tenfiz davasına devam edilebilir mi? Hayır, devam edilemez. (…/…, s. 611) Zira devam edilmesi durumunda “kesin hüküm teşkil eden Türk mahkemesinin kararları” ile çelişen bir hüküm verilmesi mümkündür. (…/…, s. 611)
Kaldı ki yabancı mahkeme kararının bir Türk mahkemesi kararı ile bağdaşmaması halinin tenfizin reddi sebebi olacağı Türkiye’nin tarafı olduğu tanıma ve tenfize ilişkin uluslar arası sözleşmelerce bile kabul edilmiştir. (…/…, s. 611)
Unutulmamalıdır ki kayınpeder yani şehit … … …’ın babası … … Ankara 5. Aile Mahkemesinde oğlunun yaşadığı sürece açmadığı ve açmaya gerek görmediği tenfiz davasını gelini şehit eşi …’a husumet yönelterek yıllar sonra 9.10.2003 tarihinde açmış ise de davası “reddedilerek” kesinleşmiştir. Oysa kayınpeder de verilen bu karardan yararlanacak olmakla kayınpederin davasının reddi konusunda Türk Yargıtay’ının verdiği onama ve karar düzeltme dilekçesinin reddi kararı hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Aynı şekilde bugün bile geçerli olan mirasçılık belgesi verilmesine yönelik/mirasçılığı belirlemiş olan Türk mahkemesi kararı da bir anlam ifade etmeyecektir.
Temyiz konusu davada verilen “tanıma kararı” yabancı mahkeme kararının “Türk mahkemesi kararları” ile bağdaşmaması halinin adeta tipik örneğidir.
Evlilik “boşanma kararı” ile sonlandığında bağdaşmaz olan yabancı mahkeme kararı neden evlilik birliği “ölümle” sonlandığında bağdaşır olmaktadır/sayılmaktadır? Bu olgu yaman bir çelişkinin göstergesi değil midir?
Türk mahkemesinden verilen kararları yok mu sayacağız? Türk hukukuna göre ve o tarihteki hukuk kurallarına göre Türk mahkemesinden verilen kararlar yabancı bir mahkeme kararı yüzünden içi boşalır duruma mı gelecektir?
Nitekim Dairem 2008/20236 esas ve 2009/4433 karar sayılı kararı ile davada tarafların Türk mahkemelerinde boşanma kararı almış olmaları halinde başka bir anlatımla evlilik birliğinin “boşanmayla sonlanması durumunda” artık tanıma isteminde bulunulamayacağını haklı olarak oybirliği ile kararlaştırmıştır. …/…
O halde tanıma davasının kabulünde ön koşul, tarafların “sürmekte olan bir evliliğinin” bulunuyor olmamasıdır. Başka bir anlatımla evlilik birliği gerek “boşanma” gerekse “ölümle” sonlanmış olsa bile artık tanıma isteminde bulunulamaz.
B-TÜRK HUKUKUNDA YER ALAN DOĞRUDAN UYGULANAN KURALLARA AYKIRILIK VARDIR
Bilindiği üzere TKM m. 517 f. I hükmüne göre miras ölüm ile açılır.
Mirasın açılması ve mirasçılık sıfatının kazanılması aynı anda gerçekleşir. Bu neticenin gerçekleşmesi mirasın kabulü ya da mirasçılık sıfatının resmi bir makam tarafından onaylanmasını gerektirmez. Mirasçı, miras açıldığı anda “kendiliğinden” bu sıfatı alır. (AKKANAT, s. 42)
Oysa 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 52 hükmüne göre yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının “kesinleştiği andan” itibaren hüküm ifade eder.
Yabancı mahkemenin boşanma kararının tanınmasına karar verildiğine göre şehit eşi …’ın evlilik birliği Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesinin boşanma kararının kesinleştiği 4.12.1997 tarihinde sonlanmış olmakla mirasçılık sıfatını kaybetmiş olacaktır.
743 sayılı Türk Kanunu Medenisine göre kocasının “24.3.1999 tarihinde” şehit düşmesiyle mirasçılık sıfatını doğrudan ve kendiliğinden kazanan bir mirasçının mirasçılık sıfatı yıllar sonra çıkan bir kanun (5718 sayılı Kanun) ile ortadan kaldırılabilir mi?
Bilinmelidir ki yabancı mahkeme kararının Türk Hukukunda yer alan “doğrudan uygulanan” kurallara aykırı olması aynı zamanda “kamu düzenine aykırı” olduğu anlamına gelir. (DEMİR GÖKYAYLA, s.280)
C-GEÇMİŞE ETKİLİ OLMAMA KURALINA AYKIRILIK VARDIR
4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun m. 1 f. I hükmüne göre Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır.
Eski kanun zamanında kazanılmış haklar yeni kanun karşısında saklı tutulmaktadır. (Serap HELVACI/Fulya ERLÜLE, Medeni Hukuk, İstanbul-2007, s. 17) Başka bir anlatımla eski hukuka göre sona ermiş evlilikler, yeni Kanuna göre de sona ermiş sayılır. (Aydın ZEVKLİLER/Ayşe HAVUTÇU/Damla GÜRPINAR, Medeni Hukuk, Temel Bilgiler, Ankara-2008,s. 33)
Ortada geçerli bir evlilik varmış gibi hüküm kurulması geçmişe etkili olmama kuralına da aykırıdır.
IV- SONUÇ
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümlerinin “dava konusu olayda” başka bir anlatımla “bu dava konusuna özgü” uygulanmasının mümkün olmadığı düşüncesinde olduğumdan değerli çoğunluğun farklı görüşüne katılma olanağım yoktur.