Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/5070 E. 2020/6419 K. 20.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5070
KARAR NO : 2020/6419
KARAR TARİHİ : 20.10.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : El atmanın Önlenmesi Ve Yıkım

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, vekil edeninin muris …’ın mirasçısı olduğunu, muris İsmail’in ise 214 parsel sayılı taşınmazın maliklerinden olduğunu, davalının vekil edeninin malik olduğu taşınmaza alabalık çiftliği kurarak haksız olarak el attığını belirterek, davalının dava konusu taşınmaza el atmasının yıkım suretiyle önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, balık çiftliği kurulan arazinin davacıya ait 214 sayılı parselin içinde olmadığını, vekil edeninin 2001 yılında tüm resmi kurumlardan izin ve onay almak suretiyle davacının da bilgisi dahilinde söz konusu çiftliği kurduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuş, yapılacak keşifte ve alınacak bilirkişi raporlarında alabalık çiftliğinin kurulduğu arazinin tamamı veya bir kısmının davacının hissedarı bulunduğu arazi içinde kaldığının tespit edilmesi halinde, TMK’nin 724 ve 725 maddeleri kapsamında, yapının değeri arazinin değerinden açıkça fazla olduğundan ve yapının yıkılması aşırı zarara yol açacağından taşınmazın balık çiftliğinin kurulduğu kısmının mülkiyetinin uygun bir bedel karşılığında vekil edenine devredilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının 2001 yılında yapılan inşaata bir itirazının olmadığı, yine, davacı ile yeri davalıya kiralayan diğer mirasçı arasında fiili bir taksimin yapıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydına dayanarak açılmış elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 214 parsel sayılı taşınmazın 3.260,00 m2 yüzölçümünde fındık bahçesi niteliğinde davacı murisi … ile dava dışı malikler adına tapuda kayıtlı olduğu, muris …’ın 16.07.1987 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak davacı … ile dava dışı … kaldığı, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporuna göre, davalıya ait olan balık havuzunun 145,97 m2 lik, ahşap lokantanın 30,74 m2 lik, 2 katlı yapının ise 26,64 m2 lik kısmının dava konusu taşınmaz üzerinde kaldığının, yapıların yarısından fazlasının dava konusu parselde kalması nedeni ile tamamının yıkılması gerekeceğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Açıklanan hukuki olgular ışığı altında somut olaya gelince; Mahkemece, hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, Mahkemece, davalının dava konusu havuzu yapmakta iyiniyetli olduğu ve tanık beyanlarına göre de, davacı ile dava konusu yeri davalıya kiralayan mirasçı Yusuf arasında fiili taksim olduğu ve dava konusu yeri Yusuf’un kullandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, dava konusu taşınmazda davacı ile dava konusu yeri kiralayan Yusuf dışında maliklerin de bulunduğu, dosya içerindeki tanık beyanları incelendiğinde, tanıkların sadece Yusuf ile davacı arasındaki fiili kullanımdan bahsettiği, diğer hisse sahipleri ile ilgili bir açıklamada bulunmadığı, bu durumda, 214 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı, tapu maliki muris İsmail’in veraset ilamı ve dosya içerisindeki tanık beyanları ile birlikte incelendiğinde, gerek İsmail mirasçıları gerekse tapu kaydındaki diğer malikler arasındaki fiili taksim olgusunun davacı tarafından ispatlanamadığı ortadadır. O halde, Mahkemece yapılacak iş, dava konusu taşınmazda fiili taksim olmadığı, davacının taşınmazda malik olduğu, davalının ise dava konusu taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının olmadığı hususları gözönüne alınarak, davalı tarafın temliken tescil isteği hakkında da olumlu-olumsuz bir karar verilmemiş olması nedeni ile, tüm taraf taleplerin birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi olmalıdır.
Yine, yıkım istekli davalarda, yıkılması istenen ve mütemmim cüz niteliği taşıyan binanın, ana nüvesinin yer aldığı taşınmaz maliklerinin tümünün davada yer alması gerekir. Ne var ki, davacının intikalen paydaşı olduğu taşınmazda dava dışı paydaşlar da olduğu halde bu kişilerin davaya dahil edilmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. O halde; 214 parsel sayılı taşınmazın diğer paydaşlarının da davaya dahil edilerek karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile taraf teşkili sağlanmadan sonuca gidilmiş olması da doğru değildir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi